|
 |
|
|
Bahar saatlerinde...
Benim Gözlüğümden / Nihat Demirkol
"Gülden güzel kokan Arnavutköy çileği/ve asma yaprağına sarılı barbunya ızgarasıyla gelir/Haydarpaşa Garı'nın büfesinde bahar. Buna rağmen/Hasan Şevket/rakıyı bir tek dilim beyaz peynirle içiyordu/ve saat/ on sekizi otuz sekiz geçiyordu."
Memleketimden İnsan Manzaraları'nın ikinci kitabının hemen girişinde, Haydarpaşa Garı'na baharın gelişinin tasvir edildiği bölümde geçer bu dizeler. 1938'e tarihlenmiş, "Bir Cezaevinde, Tecritteki Adamın Mektupları" şiirinin ikinci bölümünde ise Nâzım Hikmet, bahar çağrışımlarını tümüyle özgürlüğün sırtına yıkar: "Dışarda bahar geldi karıcığım, bahar./Dışarda, bozkırın üstünde birdenbire/taze toprak kokusu, kuş sesleri ve saire.../Dışarda bahar geldi karıcığım, bahar,/dışarda bozkırın üstünde pırıltılar.../Ve içerde artık böcekleriyle canlanan kerevet,/suyu donmayan testi/ve sabahları çimentonun üstünde güneş...
Güneş,/artık o her gün öğle vaktine kadar,/ bana yakın, benden uzak,
sönerek, ışıldayarak/yürür.../Ve gün ikindiye döner, gölgeler düşer duvarlara,/başlar tutuşmaya demirli pencerenin camı:/dışarda akşam olur,/bulutsuz bir bahar akşamı.../İşte içerde baharın en kötü saatı budur asıl./Velhasıl/o pul pul ışıltılı derisi, ateşten gözleriyle/bilhassa baharda ram eder kendine içerdeki adamı/hürriyet denen ifrit...
Bu bittecrübe sabit, karıcığım,/bittecrübe sabit..."
* * *
Bahar saatlerinde, şairler de uyanır tabiatla beraber. Ve her şey baharla başlar mısralarında, baharla biter. Malum Orhan Veli de şöyle yakınmaktadır baharın sözde tahribatından: "Beni bu güzel havalar mahvetti.../Böyle havada istifa ettim Evkafdaki memuriyetimden,/Tütüne böyle havada alıştım,/Böyle havada aşık oldum,/Eve ekmekle tuz götürmeyi böyle havalarda unuttum./Şiir yazma hastalığım hep böyle havalarda nüksetti,/Beni bu güzel havalar mahvetti..."
* * *
Selahattin Pınar'ın, Fuat Edip Baksı'nın güftesini hicaz makamında kanatlandırdığı şarkı ise bahar akşamının gecikmiş tesadüfleri açıktan açığa sorgular: "Bir bahar akşamı rastladım size/Sevinçli bir telaş içindeydiniz/Derinden bakınca gözlerinize/Neden başınızı öne eğdiniz?/İçimde uyanan eski bir arzu/Dedi ki yıllardır aradığım bu/Şimdi soruyorum büküp boynumu/Daha önceleri neredeydiniz?"
* * *
Ölümünün birinci yıldönümünden bu yana her yıl Datça'da düzenlenen 'Can Şenliği'nin altıncısı, 29-30 Nisan 2006 tarihlerinde İzmir'de ulaştı. Gündoğdu Meydanı'nda "Can Yücel 80 Yaşında" sergisi açıldı; "Bir göz atın" derim. Can Yücel'le bitirelim. "Baharla Ölüm Konuşmaları"nı şöyle bağlar şair: "Ben de/Boğaziçi de bu bahar/Mavi sakalına erguvanlar takmış/Sarhoş bir İskele Babası kadar /Hem delikanlı / hem deliler gibi ihtiyar."
* * *
İzmir'in "hani olmadığı söylenen" bahar saatlerinde, mekân kaygısından uzak, sadece zamanı kucaklayarak yazılabilmiş bu yazının sonunu, yine bir "intihal" ile bitirelim: "Öyle uzun sürsün ki ilkbaharınız, bütün kış devam etsin efendim."
ege@milliyet.com.tr
|
|
|

|