|
Her yerde hır var...
Efendim öncelikle evdeki radyatör ve TV alıcılarıyla, bendeniz arasında hır var.
Mayısın başında da, özellikle geceleri, havaların soğuk gitmesi nedeniyle yanmayı sürdüren kaloriferler, en üst katlarda; radyatörlerin içinde biriken "hava" yüzünden bir türlü ısınamayınca...
Radyatörlerin "havasını" boşaltmak için, kelebek kanatlı minicik bir anahtarla, son dilimin tepesindeki 4 köşeli tıpa vidasını gevşetmeye uğraşıyorsun...
***
Anahtar, radyatörlerin tıpa vidasına bazen uyuyor, bazen uymuyor...
Uyduğunda ve vidayı gevşettiğinde; dilimler içinde birikerek, sıcak suyun "devr-i daim" yapmasını engelleyen hava, sert bir fıslamayla dışarı çıkmaya başlıyor.
Yılan ıslığına benzeyen uzun bir fıs... Derken çıkan havayla birlikte damlamaya, sonra da yerlere akmaya başlayan kalorifer suları...
***
Vida tıpasını yeniden sıkıştırıncaya kadar -ki her zaman da kolay sıkışmıyor- yerlere akan sular mahvediyor parkeleri...
Elde bir hamam tası, yahut boş bir su şişesi bir hırlaşmadır başlıyor, kaloriferlerin son dilim tepelerindeki tıpa vidalarıyla...
***
Bir de TV alıcılarını; kablolu yayınlardan, Digi-Türk yayınlarına yönlendirme sorunu var...
Sehpanın üstünde 2-3 tane uzaktan kumanda aleti... Ya dönüşüm olmuyor, ya sesi duyulmuyor, ya başka bir kanala geçilemiyor...
Bas bir o düğmeye, bas bir bu düğmeye... Bir hırlaşma ki, sorma gitsin...
***
Parti liderleri, miting konuşmalarını hızlandırdılar:
- Bu milletin inancını sömürmeye kalkanlar...
- ...
- Bu vatan, bu millet, bu devlet, birtakım çakalların ihtirası uğruna, kahırlardan kahırlara sürüklenemez...
- ...
- Kör gözlüler, göremezler nasıl bir kalkınma sağlandığını... Onlara sormak gerek; ne diyorsun lan sen?..
Vatan, millet, devlet, laiklik, inanç özgürlüğü, demokrasi, çağdaşlık uğruna bir hırlaşma ki, Tanrı beterinden saklasın...
***
1 Mayıs'ı Kadıköy'de kutlamaya gelen gruplar, pankart sopalarıyla öylesine giriştiler ki, birbirlerinin kafasını gözünü yarmaya; insan:
- Kürsülerden mikrofon önlerindeki hırlaşma, demek meydanlara "kafa göz yarma" biçiminde yansıyor, diye düşünmekten alamıyor kendini...
***
Çocuk ölümleri açısından da, şampiyonluk bizde gibiymiş dünyada...
Her gün Türkiye'de 120 çocuk ve 1 anne ölüyormuş.
Yapılan benzetmelere göre, sanki Türkiye'de her 24 saatte, bir yolcu uçağı düşüyor ve tüm yolcuları ölüyor gibi...
Sahi her Tanrı'nın günü bir yolcu uçağı düşseydi Türkiye'de; tüm dünya kim bilir nasıl bir dehşete kapılırdı... Ne de olsa uçak yolcuları, "hali vakti yerinde" kesimden.
***
Her Tanrı'nın günü 120 çocukla 1 annenin ölümü, kimsenin kılını pek de kıpırdatmıyor sanki...
Nutukçulardan da bir yanıt gelmedi bu konuda. Hoş, gelse de belli ne olacağı:
- Gereken önlemler alınmada... Her şeyi abartarak, ülkeyi kara göstermeye çalışmayalım...
- ...
- Milletimizin gücü yeterlidir bu sorunun da üstesinden gelmeye...
- ...
- Maalesef çocuk ölümleri de, bir eğitim sorunu...
Derken, haydi bir hırlaşma...
***
Üniversiteyi de bitirip, en üst düzeyde bir diploma sahibi olduğu halde; "boş gezenin boş kalfası" olarak dolaşan gençlerin sayısı, ne kadarmış biliyor musunuz?
Tam 282 bin... Yok, hayır yanlış okumadınız, tam 282 bin genç...
Acaba alacakları diplomaların hiçbir işe yaramayacağını bile bile mi gittiler üniversitelere; kim bilir?
Belki de aileleri, onları dünyaya getirirken şöyle düşündü:
- Nasıl olsa, Tanrı verir nafakalarını...
***
Ola ki, siyasete atılarak; vatanı, milleti, devleti kurtarmak için, hırlaşma taburlarına katılırlar o gençler de...
***
Hırlaşmayın tosunlar, desek; dinleyen mi çıkacak?
- Hırlaşın yavrularım, hırlaşın; demeye de, dili varmıyor insanın.
Sille tokat, cam çerçeve indirme de dahil, hırlaşmalar süre dursun; Batman'da petrol boru hattının bakımı yapılmadığı için, borular patlamış ve buğday tarlalarıyla mercimek tarlaları, petrol gölüne dönmüş.
Çukurova'da, alıcı olmadığı için, derelere dökülen binlerce ton sapsarı narenciye de buna eklenince...
Hırlaşma ortamlarının zemini, kendiliğinden büyüyüp, bir güzel genişliyor.
***
Soğuk Savaş dönemi olsa; o dönemin militerleri, bütün bu olup bitenleri, "komünist yaygarası" olarak değerlendirir ve farkına varmadan ektikleri rüzgârların, ne zaman fırtınaya dönüşeceğini de, hiç akıllarına getirmezlerdi.
Soğuk Savaş dönemi bitince; sanki hırlaşma dönemiyle, fırtına dönemi başladı gibi...
***
İmam hatipli gençler de, hem öldükten sonra ödüllendirilmenin reçetesini kendi tekellerinde tutmak istiyor; hem de "fani dünya"daki yaşam sürecini, "bir lokma-bir hırka" ile geçirmek yerine; en azından sıkı bir siyasetçi olarak geçirmeye odaklanıyorlar...
İçlerinde yatan aslanlar, kükreme olanağı bulamazsa; lanetlenen etli şaraplı, kadınlı kahkahalı masalarla birlikte; sade debdebeli koltuklar değil; cennetmekânlık da yitirilmiş olur mu acaba?
Kızıp hır çıkarmak yerine; biraz olsun "düşünmek" de, bir Tanrı vergisidir.
***
Hırlaşıyorum, hırlaşıyorsun, hırlaşıyor, hırlaşıyoruz, hırlaşıyorsunuz, hırlaşıyorlar...
Şu farkla ki, bendenizin son günlerde en çok hırlaştıklarım, evdeki radyatörlerle, TV alıcıları...
Neyse ki milletimizin gücü, her türlü sorunun üstesinden gelmeye yeterlidir...
c.altan@prizma.net.tr
|
|