|
 |
|
|
"Bizim evde dönüşümlü başkanlık sistemi var"
"Hayatımı yazsalar iyi roman olur" diyor Çevre ve Orman Bakanı Osman Pepe. Okula bile başlamadan babası vefat etmiş. Üniversite yıllarına kadar sıkıntı çektiklerini anlatıyor. Eşini istemek üzere kayınpederinin karşısına tek başına çıkmış. Neredeyse 30 yıllık evliler. "Ev reisliği konusunda dönüşümlü başkanlık sistemini uyguluyoruz" diye konuşuyor
GÜLAY FIRAT
Tuzla'da patlayan zehirli varil skandalının ardından Türkiye'nin en çok konuşulan isimlerinden biri oldu Çevre ve Orman Bakanı Osman Pepe. Pepe geçen hafta da Çevre Kanunu Tasarısı'nın milletvekillerinin ilgisizliği nedeniyle TBMM'den geçmediği oturum sırasında, bomboş sıraların önündeki fotoğrafıyla da manşetteydi. Ancak, hafta ortasında çıkan yasayla rahatlayan Pepe'nin yüzü artık gülüyor.
Pepe ile görüşmeye gittiğimizde karşımıza jean ve gömlekle çıktı. Keyfi yerindeydi. Sık sık espri yaptı. Hatta bazı sorularımıza bambaşka yanıtlar verip fıkralarla geçiştirmeye çalıştı. Sonuçta ortaya, bilinenin çok dışında bir siyasetçi portresi çıktı.
Trabzonlu bir aileden geliyorsunuz, bunun dışında aileniz hakkınızda bir şey bilmiyoruz.
Ben daha ilkokula bile gitmiyordum, 7 yaşımda bile değildim. Babam rahmetli oldu. Üçü erkek, biri kız dört kardeştik. Annem dört çocuğa baktı, büyüttü. Hepimizi iş güç sahibi yaptı.
En büyükleri benim. Babasız büyümenin çok büyük zorlukları var. Akçaabat'ta arazilerimiz vardı. Ama o araziye bakacak, imar edecek, çalışacak çok fazla insanımız yoktu. Şunu söyleyeyim, ortaokul ve lise yıllarında epey sıkıntımız olmuştur ama üniversitede artık kendi ayaklarımızın üzerinde durmayı biliyorduk. Hayatın zorluklarıyla baş başa kaldık. Hayatımın çok iyi bir roman olacağını düşünüyorum. Bunu iyi kaleme alacak birini bulsam, yazdırırım. Öyle mücadeleler, kavgalar verdik hayatta kalmak, dik durmak için. İş hayatında, siyasette, çocukluğumuzda, gençliğimizde, üniversite yıllarında...
Ama kendimi şanslı görüyorum. Hem iyi bir eğitim imkanı buldum hem de yaptığım işlerde başarılı oldum. Elbette hoş olan insanların tevazu sahibi olması ama sıfırdan başlayıp Kocaeli'ne geldim.
"Soyadım torbadan çıktı"
Pepe soyadı nereden geliyor?
Pepe düzgün konuşamayan, kekeme manasına geliyor. Ben diyorum ki, soyadı kanunu çıkınca, soyadları torbaya konmuş, bizimkilerden biri elini torbaya koymuş, gözlerini yummuş ve çekmiş. Bir bakmış Pepe. Nüfus memuruna itiraz ediyor ama Pepe olarak kalıyor. Yoksa durduk yerde niye Pepe adını alsın? Ben akrabalarda bir tane kekeme bilmiyorum. Dedelerimde, ninelerimde de yok. Türkiye'de Pepe soyadlı herhalde 200-300 kişi vardır, akrabam olan. Yalnız bizim akrabalarımız sadece Pepe soyadından ibaret değil. Bir kısmı değiştirmiş, Yılmaz yapmış.
Neden, beğenmemişler mi?
Akrabalar aralarında kavga etmişler. Tipik Karadeniz kafası işte, "Sana kızdım, ben de bu soyadından çıktım" demiş. Bir kısmı Yılmaz olmuş, bir kısmı da kızıp Dönmez olmuş.
Anneniz tekrar evlenmedi mi?
Hayır. Annem saçını süpürge etti, bizi namerde muhtaç etmedi. Allah ondan razı olsun. Herkesin hakkını ödeyebilirim ama anamın hakkını ödemem mümkün değil. Şunu da söyleyeyim, Kocaeli'de 20 yılı aşkın süredir politika yapıyorum.
Hangi partidendiniz?
İlk olarak Refah Partisi il başkanıydım... Üniversite yıllarımda ülkücü görüşlerim vardı. Ama daha sonra Kocaeli'ne geldik, orada hiç akrabamız olmadığı halde hem iş hayatında yer bulduk hem de siyasette. Hayatta ne pahasına olursa olsun, dik durmak ve ilkeli olmak çok önemli. Başlangıçta sanki kaybediyormuşsunuz gibi zannetseniz de zamanla kaybetmediğinizi, kazandığınızı görüyorsunuz.
"Tek başıma gidip eşimi babasından istedim"
Özel hayatınıza dönersek, eşinizle nasıl tanıştınız, ne zaman evlendiniz?
1977'de üniversiteyi yeni bitirmiştim.
23 yaşındydım. Eşim en iyi arkadaşlarımdan birinin yeğeni. O vasıtayla tanıştık. Aslen Trabzonlu ama babasının memuriyeti nedeniyle Malatya'daydılar. Ben tek başıma gittim, kayınpederden eşimi istedim.
Neden tek gittiniz?
Aileme danıştım ama ben biraz kendisine has görüşleri olan bir adamım. Genellikle kendi işlerimi kendim görmekten... Yani bir farklılık olarak algılanıyor ama annemin, ailemin böyle bir tercihime zaten saygıları vardı.
Ailenize danıştınız mı?
Evet, "Böyle bir şey düşünüyorum" dedim. Gittim, kayınpeder de baktı, "Oğlum senin annen baban yok mu?" dedi. "Babam yok ama annem var, yani ailem var" dedim. Dayılarım, amcalarım da var. "Beni direkt olarak bir tanıyın" dedim. Ben eşimi isteyene dek kayınpeder beni tanımıyordu ama ailemizi, kim olduğumuzu biliyordu.
Ne dediniz yani, Allah'ın emri peygamberin kavli...
Valla aynen o dediklerini dedim. Kayınpeder de rahmetlik oldu. "Valla bu, adam olacak çocuk" demiş. Kayınpederin de iltifatını almıştım.
Eşinizle flört ettiniz mi? O dönemler muhallebiciye gitmeler moda.
Malatya'da muhallebici bulmak kolay değildi. Nişanlılık döneminde yeni nişanlı olma heyecanıyla kışın beş kilometre yürümüşüz, ayaklarımız donmuş ama hiçbir şey duymamıştık yani.
"Çok güzel pilav yaparım"
Sizin evin reisi kim?
Valla evin reisliğini artık devrettim. Biz bunu dönüşümlü başkanlık sistemine çevirdik. Şaka bir yana Türkiye'deki bütün evin reisleri kadınlardır. "Hayır" diyen erkek yalan söylüyor. Akıllı adam, evdeki reisliği hanıma bırakan adamdır.
Evde eşinize yardım eder misiniz?
Bazı yemekleri yapmasını iyi bilirim. Balığın her türlüsünü yaparım. Yani, fırında, buğulama.
Akçaabat'ın köftesi meşhurdur, siz balık yapıyorsunuz...
Akçaabat'ta çok güzel balık da vardır. Ama mutfağa girecek kadar zamanım yok. Cumartesi, pazar günleri fırsat olduğunda. Ama şimdi imkanım olmuyor. Evde çalışan kadınlar var. Eğer hanımla baş başa kalabilsek, salata yapmasını severim, çok güzel pilav yaparım. Pek çok yemeği yapabilirim. Onlar biraz nostalji olarak kaldı. Bakan olduktan sonra zamanım çok dolu inanın. Yani biz günü 24 saat değil, 48 saat olarak yaşıyoruz.
Evde baş başa kalamıyorsunuz da kimler var başka?
Hanımla nasıl baş başa kalalım şu vaziyette! En küçük oğlum bizimle. O ortaokulda okuyor. Annem de ara sıra kalıyor. Son üç-dört aydır imkan olmadı ama bir fırsat bulursak, bir-iki günlüğüne kaçıyoruz. Benim üç çocuğum İstanbul'da, bir de gelinim var. Ailenin beşte üçü İstanbul'da, beşte ikisi burada. Dört tane oğlum var.
Kız çocuk istediniz mi?
Vermeyince Allah ne yapalım? Ama kız da güzel oğlan da. Rabbime şükrediyorum. Çocuklarımı da seviyorum. Dört oğlum var, gelinlerim kızlarım olacak. Ama "Kızım olmadı" diye üzülmedim dersem yalan derim, keşke kızım da olsaydı ama ne yapalım.
"Oğlumla türkü söyleriz"
Ailece ne yapmaktan keyif duyarsınız?
Türk sanat müziği söylerim ben. İki numara oğlumla beraber... "Hadi gel be Mustafa, gel hadi beraber şu şarkıyı söyleyelim" derim. Bazen türkü söyleriz. Neşet Ertaş'ı mesela.
O Yozgatlı ben Trabzonluyum. Ama Neşet'in saz çalması, türkü söylemesi... Yaşım 17-18, 34 sene önce, çok keyifle dinlerdim. Rahmetli babamdan bana kalan bir Urfa türküsü var, çok güzel söylerdi babam: "Urfa'nın etrafı dumanlı dağlar, ciğerim yanıyor, gözlerim ağlar..." Profesyonel değil ama kahırlandığımda söylerim iki türkü, ohhh...
Kendinize zaman ayırabiliyor musunuz?
Haftada üç-dört gün spora giderim. Orası epey stresi atıyor, o da olmasa... Bazen iş programına göre, bazen akşamüstleri de giderim. İş programı uymadığında eksiklik hissediyorum. Erkeklerde kişisel bakım yaptıranlar da var ama ben yaptıramıyorum. Yeterince yakışıklı olduğumu düşünüyorum!
Sinemaya, tiyatroya gider misiniz?
Aslında sinema ve tiyatroya gitmek istiyorum. En son çok meşhur olan "Kurtlar Vadisi"ne gittik.
Eski bir MHP'li olarak beğendiniz mi?
Filmin, çekim tekniği açısından iyi olduğunu düşünüyorum. Eski MHP'li diye bir şey yok. Gençlik yıllarımda o gün duyduğum o duyguları pek çok genç duyuyordu. Ama zaman bazı şeyleri insana daha iyi anlatıyor. Yani dünyanın gençken zannettiğimiz kadar küçük olmadığını, bizimle birlikte başkalarının da yaşadığını... İnsanlar şöyle zannediyor; tek başına bu dünyanın egemeni, hakimi benim. Öyle bir şey yok. Bugün Türkiye'de ve diğer ülkelerde de sorun birlikte, barış içinde yaşamasını becermek. Herkesin birbirine anlayış göstermesi lazım.
"Midem turşuya müsait değil"
Ege ve Güney'deki koyların imara açılma durumlarından bahsediliyor, bu bakanlığınızın da kapsamına girmez mi?
Sorgun ormanlarında iptal ettiğimiz golf alanını herkesin hatırlamasını istiyorum. Bu yeterli mesajdır.
Kültür ve Turizm Bakanı Atilla Koç, "Korumak için bile olsa turşu yenmek içindir" diyerek gönderme yapmış.
Benim midem turşu yemeye müsait değil. Atilla abi tabii laf üstadı. Güngörmüş, koç gibi bir abimizdir, ona saygı ve sevgilerimi arz ediyorum. O kültür ve turizm bakanı olarak doğaya saygılı bir arkadaşımız. Bakın, Sorgun ormanlarında bizim taleplerimizi, iptal gerekçelerimizi o da son derece makul gördü, hiç itiraz etmeden iptal etti. Yani bu koylarla da alakalı gerekli değerlendirmeyi arkadaşlar yapıyor. Bakanlığım balık çiftlikleriyle alakalı. Geçen yıl bölgeye gittim, bu tablo bu şekilde devam edemez dedim. Orada kalmadım, önergelerle bu kanunda yer aldı. Nasıl, nerede yapılabilir, nerede yapılamaz?
Sinop'ta yapılması planlanan nükleer santral için ne düşünüyorsunuz?
Bize gelip başvururlar. Değerlendireceğiz. Gözümüz kapalı olarak hiçbir şeye evet, hayır demiyoruz.
"Bu kanun Allah'ın emri değil"
Eğer Tuzla'daki zehirli variller ortaya çıkmasaydı, 11 yıldır TBMM gündeminde bekleyen, beş başbakan, sekiz bakan eskiten Çevre Yasa Tasarısı TBMM'den geçer miydi?
Çok net söylüyorum. Çevre Yasası'nın temel yasa olarak görüşmeye üç ay önce karar verdik. Şimdi burada itiraf edeyim, Sosyal Güvenlik Yasası Komisyon'dan geçsin ki, aşağıda işimiz kolay olsun dedik.
Yasada sizin içinizde kalan bir eksik var mı?
Bu çıkardığımız kanun Allah emri değildir, ayet ve hadis değildir. Dolayısıyla, baktık burası eksik, tamamlarız. Bu yasa 1,5 yıl alt komisyonda enine boyuna tartışıldı; yüzlerce sivil toplum örgütü, meslek kuruluşu, üniversiteler, muhalefet, bütün kesimlerin görüşlerini bu yasada bulunduralım dedik. Biraz da oradan gecikti. Yani komisyonda 1,5-2 sene bu kanunun kalmasının temel sebebi bu.
Peki bu yasada birçok cezai yaptırım var, sizce uygulanabilir mi?
Kesinlikle. Siz Almanya'da otoyolda giderken arabanızın camından izmarit kutusunu boşaltırsanız, arkadaki vatandaş ihbar eder, cezayı yersiniz. Türkiye'de sistemi bu hale dönüştürmemiz lazım.
Dönüşür mü?
Elimde sihirli değnek yok. Ama herkes sorumlu olduğunu kabul etmeli. Türkiye'de herkesin ortak sorumlulukları var. Bu cezai müeyyideler tek başına işi bitirecek değil ama bunlar çok ciddi caydırıcı olan, bizim elimizi güçlendiren şeyler.
Tuzla'daki zehirli atık varilleriyle ilgili olarak gözaltına alınan zanlılar serbest bırakıldı. Onların durumu ne olacak, gereken cezayı alacaklar mı?
TCK'nın 181'inci maddesinin 4'üncü fıkrasına göre yargılanabileceklerini düşünüyorum bir. İki, 2872'nin 12 ve 26'sına göre yargılanacaklarını düşünüyorum. Ama bunu yapanlar, kamuoyunda, TV'lerde, gazetelerde firmalarının isminin yer almasından hiç mutlu olmamışlardır. Yani onlara 500 milyar ceza kesseydiniz, bu kadar kötü reklam olmazdı.
"Öğrenciyken fotoğraf çekerek geçindim"
Sizi Meclis'te yalnız gösteren, Milliyet'in manşet fotoğrafı çok konuşuldu. Siz de "Bir kitap dolusu konuşma yapsaydım, o fotoğraftaki kadar üzüntümü anlatamazdım" dediniz.
Evet, fotoğrafı çeken arkadaşa (Mustafa İstemi) bayağı borcumuz var, iyi iş yaptı. Bakın, seçim kampanyasında fotoğraf çekimi gerekti. Dört-beş takım elbiseyle 150 poz çekildi, dördü kullanıldı. Bunu çekmek elbette sanat işi ama o sırada çektiğim sıkıntıyı da Allah bilir. Onun için Milliyet'in çektiği fotoğrafı, kampanyada kullanacağım ve daha az yorulacağım. O resim iş yapar zannediyorum.
Siz de üniversite yıllarında fotoğraf çekerek geçindiniz, değil mi?
Evet, 1971'de liseyi bitirmiştim. Bir arkadaşım Almanya'dan Kodak marka körüklü bir fotoğraf makinesi getirdi. Üniversitede tüm sosyal etkinliklerde fotoğrafları çekerdim. Burs da alıyordum ama üniversiteyi bitirmemde ciddi katkı sağladı. Fotoğrafçılık sanat olduğu gibi insanın karnını da doyuruyor. Ne kadar çok çekersem, kareye ne kadar çok kişi sığdırırsam, o kadar para kazanıyordum. Hatta fotoğraf makinesini en küçük kardeşim merak etti, kırılır diye vermedim. Sonraki yıllarda o fotoğraf sanatçısı oldu: Ahmet Can Pepe.
Enstantane, diyafram ayarlarını bilir misiniz?
Fotoğraf nasıl çekilir, o makineyle öğrendim. Otomatikti; iş olmadığında ayarlayıp karşısına geçiyor ve kendi fotoğrafımı da çekiyordum.
En çok kazandıran hangisiydi?
Sümela Manastırı epey iş yapmıştı. Dolmabahçe, Rumelihisarı, Fatih Camii, Sarayburnu, Çamlıca, Karadeniz'in her köşesi. Pek çok ilden 10 binlerce fotoğraftan 35 yıldan elimde 100'e yakın kare kaldı. Şu an bir Konica, iki de Nikon'um var. Dijital daha kolay, anında çıktısını alabiliyor veya başka yere aktarabiliyorsun.
"Siyasetten kendi rızamla ayrılacağım"
Karadeniz Teknik Üniversitesi'nde makine mühendisliği okudunuz. İdealiniz orman bakanlığı mıydı?
Bakanlık bir koordinasyon yeri, koskoca bir işletme. Buranın tepe yöneticisi olarak, bugüne dek edindiğim tecrübeler artı değerler kazandırıyor. İnsan sevk ve idare ediyorsunuz. İşletmelerimiz de var. Aynı zamanda buradaki belli finansmanı da planlıyorsunuz. Siyasete özel sektörden geldim. 30 yıllık bir mühendis olarak bugün Çevre ve Orman Bakanlığı'nı son derece keyifli görüyorum.
Siyasette başka hedefiniz yok mu?
Avrupalı politikacıları örnek alıyorum. Schröder mesela. Ben siyasetten emekli olmayı değil, kendi rızamla ayrılmayı düşünüyorum. Seçilebilecekken, "Artık bu dönem aday olmuyorum" deyip çekilebilmeli insan.
"Potansiyeli olan bir ülke"
Ama siyaset aşk gibi, vazgeçilmesi zor görünüyor.
Dünyada başka aşkların olduğunu da fark etmek gerek. Hayat sadece siyasetten ibaret değil. Türkiye'de ve dünyanın muhtelif yerlerinde, sosyal faaliyetlerde insanlarla haşır neşir olabilecek vakıf veya çeşitli araştırma gruplarının içinde çalışabilir, mutlu olabilirim.
Doğa turizmi gelişirken, Türkiye ormanlarını değerlendiriyor mu?
Biz turizmi sadece Antalya'da kum, güneş ve deniz olarak görüyoruz. Dünyadan Türkiye'ye 20 milyon turist gelip 50 bin metrekarelik arsası olan bir otele giriyor, ülkeyi hiç tanımadan çekip gidiyor. Halbuki Türkiye'ye gelen turist Antalya'yı da, Hasankeyf'i de, Doğu Karadeniz'in yaylalarını da görsün. Abant'ta, Gölcük'te, Aladağlar'da yürüsün. Türkiye potansiyeli olan bir ülke, bazı güzellikleri daha keşfedemedik.
"Çirkinlik abidelerini yıkın"
Keşfetmemiz için neler yapıyorsunuz?
Doğa ve ekoturizmin geliştirilmesi, ayrıca milli parklarla ilgili çalışmalarımız var. Yaylalarının betonlaşmaması için her yerde insanlarımızı kötü teneke kaplı o çirkinlik abidesi evleri lütfen yıkın diye ikaz ediyoruz.
Ama hâlâ yaylaya villa yapıyorlar.
İstemiyoruz. Toroslar'da, güneydeki Yörük vatandaşlar yazın yaylaya çıkıyor. Ferahlayacak ama çıkınca ormanı tahrip etmesin. Tekir Yaylası'nda üç bloktan ibaret sekizer katlı, 48 daireli bir site var. Bizden çok önce yapılmış.
Tekir Yaylası'ndaki site ne oldu?
Bir kısmına ruhsat almışlar, bir kısmı ormanda. Nasıl ruhsat alır, kim ruhsat verir buna? Çok net ifade ediyorum; Türkiye'de illegal bir şey yapılıyorsa; bunun bir tarafında siyasetçi, bir tarafında bürokrasi, bir tarafında da vatandaş vardır, işadamı vardır... Bu bina burada sekiz kat yapılırken bunu gören işletme müdürü olmadı mı, bunu gören bölge müdürü, jandarma komutanı, vali, milletvekili, bakan olmadı mı? Oldu!
"Siyasete peygamber girse, sütten çıkmış ak kaşık kalamaz" deniyor. AKP bir yandan ılımlı muhafazakar imajı sahipleniyor, öte yandan Unakıtan'ın olayları ortaya çıkıyor.
Siyasetçi bu ülkenin insanı. Öğretmen, polis, hakim, asker, savcı, esnaf, tüccarın ortalamasını alın; onların kalitesi neyse, siyasetçinin kalitesi de odur.
|
|
|

|