Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 06 Mayıs 2006 / Cumartesi  
   Milliyet Online    Emlak    Arabam    Kariyerim    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Müzelere evleri gibi baktılar

Dışişleri Bakanlığı bu yıl üç muhteşem kültür kadınını Üstün Hizmet Ödülü ile onurlandırdı: Prof. Dr. Nurhan Atasoy, Dr. Filiz Çağman ve Dr. Nazan Ölçer.

FİLİZ AYGÜNDÜZ - filiz.a@milliyet.com.tr

Türk İslam Eserleri Müzesi'nin eski müdürü Dr. Nazan Ölçer ve Topkapı Sarayı'nın ilk kadın müdürü Dr. Filiz Çağman. Bugün Ölçer, Sabancı Üniversitesi Sakıp Sabancı Müzesi'nin müdürü; Çağman ise danışmanı. Onlar SSM'nin Yürütme Kurulu Başkanı Güler Sabancı'nın deyişiyle "Türkiye'de müzeciliğin sultanları". Ve Prof. Dr. Nurhan Atasoy. "Hocaların hocası" sıfatını çoktan hak etmiş İ.Ü. Edebiyat Fakültesi'nin eski dekanı...
Ölçer ve Çağman'ın Brüksel'deki "Analar, Tanrıçalar ve Hanım Sultanlar" ve Londra'daki "Türkler: Bin Yıllık Yolculuk" sergileri ile Prof. Dr. Nurhan Atasoy'un Washington'daki "Stil ve Statü: Osmanlı Türkiye'sinden Saray Giysileri" adlı sergisi, dünya kültür sanat takviminin en çok ses getiren organizasyonları arasına girdi.
Bugüne dek yurt içinde ve dışında çok sayıda ödül kazanan, bir zamanların ünlü "Anadolu Medeniyetleri Sergisi"nin yaratıcıları olan bu üç muhteşem kadın, geçtiğimiz günlerde Türkiye'nin dünyaya tanıtılması konusunda yaptıkları 'takdire şayan hizmetler' nedeniyle Dışişleri Bakanlığı Üstün Hizmet Ödülü ile onurlandırıldılar.

Türkiye'nin AB'ye üyelik sürecinde, yurtdışında düzenlediğiniz sergilerle sanat yoluyla diplomasi yaptınız. Bunun bu kadar çok ses getirmesinin nedeni neydi?
Nazan Ölçer: Günümüz insanı şablonlar halinde düşünmeye meyilli. Türkler Müslümandır, Anadolu odaklı yaşarlar, vaktiyle büyük bir imparatorlukları vardı, Viyana'nın kapılarına geldiler, bir sürü savaş yapıldı... Hepsi bu değil. Biz onlara sanat eserlerinin içine yansıyan bin bir ilişki yumağını sunduk. Onları düşünmeye zorladık.
Filiz Çağman: Ve de tarafsız kaldık. Sadece işaret ettik. Londra'daki "Türkler" sergisinde Türklerin altıncı-yedinci yüzyıldan itibaren ne tür sanat hamilikleri yaptıkları ortaya çıktı.
Nurhan Atasoy: İnsanlar hep Türklerin siyasi tarihine bakıyor. Halbuki kültür tarihi olarak bizim onlara verebileceğimiz çok daha sevimli mesajlar var. Mesela Fatih'in bir kültür adamı kimliği var; çiçek kokladığı bir portresi var. Onu gösterdiğiniz zaman herkes etkileniyor.

İnsanlar sanatla daha mı rahat anlıyor?
Nurhan A.: Washington'daki "Stil ve Statü" sergisinde insanlar, bir bakıma Osmanlı padişahlarını görmeye geldiler. Bazı mesajlar sanat yoluyla daha kolay veriliyor. Tarihin anlatamadığını bir anlamda kaftanlar anlattı.

"Bırakın takdir edilmeyi, tahammül edildik!"

Dışişleri Bakanlığı sizi Üstün Hizmet Ödülü'ne değer gördü. Ve bu haberler "Dışişleri Bakanlığı'ndan üç kadına ödül" başlığıyla yer aldı basında. Buradaki "kadın" vurgusu sizi rahatsız etti mi ya da hoşunuza gitti mi?
Nurhan A.: Türk kadını kuvvetli bir kadındır. Bazen önde değil arkada durur ama daha çok o yönetir. Bu bakımdan Atatürk'ün yetiştirdiği bir neslin kadını olarak o haberlerde yapılan "kadın" vurgusu hoşuma gitti.
Nazan Ö.: Mesleğimizi söyleyip yazsalardı ben daha fazla sevinirdim. "Ödül üç kadına verildi" derken şaşılası bir şey olmuş gibi söz ediliyor.
Filiz Ç.: Kime verildiği değil, niçin verildiği önemlidir. Kadın kimliği kısmıyla ilgilenmedim.

Takdir geleneği olmayan bir ülkede Dışişleri Bakanlığı'nın verdiği ödül çok anlamlı olmalı...
Nurhan A.: Avrupa Konseyi, biz "Anadolu Medeniyetleri Sergisi"ni yaptıktan 1,5 sene sonra bana bir ödül verdi. Ve şöyle söyledi: "Bu kadar geciktirmemizin sebebi Kültür Bakanlığınızın size bir ödül vermesini beklememizdi. Baktık ki bir şey olmuyor, daha fazla beklemeyelim dedik."
Filiz Ç.: Ben de şaşırdım. En fazla beklediğim kendi bakanlığımdan bir teşekkür yazısıydı.
Nazan Ö.: Ki Kültür Bakanlığı'ndan öyle bir teşekkür almadık.

Bu neyi gösteriyor? Devlet, Dışişleri nezdinde, sanat tarihçileri olmadan Türkiye'nin tanıtımının eksik kalacağına mı karar verdi?
Filiz Ç.: Müzeciler desek daha doğru olacak. Bütün bu sergileri Kültür Bakanlığı ve müzecilerle yapabiliyorlar. Şimdi biz Nazan hanımla ya da Nurhan hanımla bir sergi yapmaya kalksak yine müzecilere muhtacız.
Nazan Ö.: Bu ödül kesinlikle ülke tanıtımının sanatsız olmayacağının kanıtı. Türkiye'nin tanıtımı tüm Türkiye'nin görevi. Ama tabii başı çeken kurumlardan biri de Dışişleri Bakanlığı. Dolayısıyla bu ödülün onlardan gelmesinin önemi çok fazla. Bu ödül yeni bir sayfanın açıldığını gösteriyor.

Bugün sizi (Nazan Ölçer ve Filiz Çağman) üstün hizmetle ödüllendiren devlet, dün de 61 yaşınızı doldurduğunuz için emekliye ayırmıştı. Ödülü alırken bunu aklınızdan geçirdiniz mi?
Nazan Ö.: Aklımızdan geçirmez olur muyuz? Ama bu kesinlikle bir rövanş değil. Maalesef devlet her konuda aynı çizgide gidemeyebiliyor. Üçümüz de geçmişte bazı cilvelere maruz kaldık. Her zaman bırakın takdir edilmeyi, ancak tahammül edilebildik. Biraz da o yüzden şaşırtıcı geldi bu ödül bize ve tabii ki mutlu etti.

Yaptığınız işlerde, "kadın eli"nin farkını gösterdiniz.
Nurhan A.: Onlar mütevazılıklarından anlatmazlar, ben anlatayım: Nazan hanım, köhne bir müzeyi (Türk İslam Eserleri Müzesi) uluslararası seviyeye getirdi. Bunu kadınlığıyla yaptı. Zevkiyle. Sergilemede bilginin yanı sıra zevk anlayışı gerekir. Sonra inanılmaz detaycıdır, titizdir. Topkapı Sarayı'nın bazı kısımları o kadar pisti ki girdiğiniz zaman pire sarardı, sizi. II. Mahmut'tan sonra ilk defa Filiz hanım zamanında doğru düzgün temizlendi saray. Bu kadınlar kendi evleri gibi baktılar müzelerine.

"Ne cesaret! Kendine bakmıyor mu bu adam?"

Üçünüzde de müthiş bir kendine güven ve cesaret ilk bakışta göze çarpıyor. Özel hayatınızda da durum farklı olmamalı. Eminim, hiçbir erkek canınızı yakmaya cesaret edememiştir.
Filiz Ç.: Yalan da değil aslında. Her şeyden önce kendi kimliğinizi korumanız gerekir.
Nazan Ö.: Hiçbir zaman öyle ürkek bir genç kız olmadım ama bugünkü kadar da dediğim dedik değildim tabii... Ama bizimle yaşam zor mudur onu da bilemiyorum doğrusu.
Nurhan A.: Valla ben büyük bir kısmı için bana yaklaşmaya nasıl cesaret edebiliyorlar diye düşünüyordum. Yani ne cesaret, kendine bakmıyor mu bu adam? Ama kendimi çok güzel filan bulduğumdan değil; enerji ve kafa bakımından... Yani böyle uyuşuk bir adam geliyor karşıma; ben nasıl tahammül ederim ya da o benle nasıl başa çıkar? Ben çocuklukta da erkeklerle çok yarıştım.

Filiz Çağman:
"Doğal yaşamaya özen gösteririm"

Peki kendinize ne kadar bakıyorsunuz? Spor, cilt bakımı vs...
Nazan Ö.: Haftada en az bir kere berbere giderim. Muhakkak kremlerimi kullanırım. Vitaminlerimi alırım. Yürümeye ve yüzmeye çalışıyorum.
Nurhan A.: Ben aynaya bakmamayı tercih ederim. Etrafımdakiler bana öyle güzel bakıyorlar ki kendimi güzel ve hoş hissediyorum. Yüzüme, onu yıkamaktan başka hiçbir uygulama yapmıyorum. Bir-iki kere gözümü boyadım; çok yakışıyor ama iki dakika sonra unutup ovuşturduğumda maskaraya dönüyorum.
Filiz Ç.: Kendime çok baktığımı söyleyemem. Ama doğal yaşamaya özen gösteririm. Zararlı şeyleri çok fazla yemem de sevmem de. Kuaföre gitmek dışında bir bakım uygulamıyorum.

Üçünüzün de insanı hayrete düşüren bir enerjisi var. Bunun kaynağı ne?
Nazan Ö.: İnsan bir şey üretmek zorunda; bir kere hem kendimize hem yaşadığımız ülkeye borcumuz var. Ben kendimde bir kenera çekilme hakkını görmüyorum. Bir de her geçen gün kafanız daha çok çalışıyor; ona eşlik eden bedeninizi durduramıyorsunuz zaten.

Nazan Ölçer:
"Ev işlerinden müthiş keyif alırım"
Nazan hanımın kurduğu sofralar dillere destanmış.
Nazan Ö.: Ev işi yapmaktan müthiş keyif alırım, cam silmekten, yer silmekten, bulaşık yıkamaktan. Masayı hazırlarken hangi örtüyle hangi takım, hangi çatalla hangi renk bardak gidecek dikkat ederim. Ortadaki çiçeğin rengi bile bu kompozisyona uymak zorundadır. Yemek yapmayı da çok severim. Yufkalı pilav, fırında ördek gibi değişik yemeklerim var.
Filiz Ç.: Ben de yemek yapmayı severim. Zeytinyağlılar, et yemekleri, pilav türleri, sebze yemekleri... İnsan sevdiği yemeği yapınca güzel oluyor.

Nurhan Atasoy:
"Bir makarna yaptım, dile düştüm"
Peki siz Nurhan hanım?
Nurhan A.: Makarna pişirdim bir kere; çocukların diline düştüm, bir daha da tövbe ettim. Çok pişirmişim... Ama omleti çok güzel yapıyormuşum, öyle diyorlar. Un ve irmik helvasında da başarılıyım. Şimdi bir de ekmek tatlısı yapmayı öğrendim; ekmeği yumurtaya bulayıp filan...




PAZAR
"Bizim evde dönüşümlü başkanlık sistemi var"
En seksi kadın
Müzelere evleri gibi baktılar
"Bu sergiyi ağlaya ağlaya bekledim"
Aşk zorlamayı sevmez
Motosikletli profesör
Protesto edilen kadavra sergisi
Mevsim değişikliklerinde bağışıklık sisteminize destek olun
Vizon Show 27 yaşında
Festivalin biletleri satışa çıktı
Radyo ve sanat küresel ısınmaya karşı
Oteller kenti
Fatih Türkmenoğlu'na turizm ödülü
Pangaltı'nın eski tatları
Bazı şarkılar, bazı sözleri sayıklar
Boğa ve ünlüleri
En iyi 50 lokantanın düşündürdükleri
Türkiye ve İtalya
Vücudumuzun A, B, C'si
Son sözü o söyler: Ouughh!
Gökova'nın gülü: Akyaka
Kurnazlar ve saflar
Mezecimize sahip çıkalım





Can Dündar
R. Hakan Kırkoğlu
Vedat Mılor
İlber Ortaylı
Taylan Kümeli
Tuba Akyol
Fatih Türkmenoğlu
Yalvaç Ural
Mehmet Yalçın

© 2006 Milliyet