|
 |
|
|
Kurnazlar ve saflar
yural@milliyet.com.tr
Lise yıllarımda, çocuklar arasında fıkra gibi anlatılan, maceraları dilden dile dolaşan bir kahraman gibiydi Sülün Osman. Öylesine yaygın bir şöhreti vardı ki, büyüklü küçüklü bütün insanlar Nasrettin Hoca fıkrası anlatır gibi birbirlerine bilinen ve kendi uydurdukları Sülün Osman hikâyelerini anlatırlardı. Kimdi Sülün Osman? 1950'lerin ünlü dolandırıcısı. Bir dönem Yeşilçam'da figüranlık da yapmış, saf insanları bulup onları kandıran kurnaz bir adam. En bilinen macerası, trenle Anadolu'dan Haydarpaşa'ya gelip, vapurla ya da motorla Eminönü'ne geçen insanlara saatlerini ayarlatmak ve karşılığında para almak. Sonunda yeterince kazançlı bulmadığı bu işi toptan çözümleyip, saf bir Anadolu insanına Sirkeci meydanındaki saati satmak.
* * *
Değerli gülmece yazarımız Aziz Nesin de "Kazan Töreni" adlı kitabında onunla ilgili bir Sülün Osman hikâyesi yazmıştır. Bu öykü, Sülün Osman'ın daha da bir şöhretlenmesine, adının çevresinde yeni dolandırıcılık maceralarının türetilmesine neden oldu. Sülün Osman kurnazlığın simgesi haline geldi. İçimizde yaşayan öylesine saf, temiz insanları bir tilki gibi avladı ki, onlara Dolmabahçe Sarayı'nın saatini, Galata Kulesi'ni, Şehir Hatları vapurlarını, Boğaziçi Köprüsü'nü sattı. Öylesine bir dolandırıcı karakteri çizdi ki, filmlere konu oldu.
* * *
Gazeteci Murat Bardakçı bir yazısında, Anadolu'dan gelen saf delikanlıların Osmanlılar döneminde de kandırıldığını ve onların kadırgalara üç-beş kuruşa kürekçi olarak satıldığını, hatta ünlü "Naima Tarihi"nde bu işi yapan insanlara "mukdim" denildiğini, bu kişilerin işsiz gençlere yakın ilgi gösterip, "Gel bakalım, sana bir baba çorbası içirelim," diyerek kandırdıklarını yazmıştı. Yani Sülün Osman'lar "mukdim" adıyla da olsa Osmanlı döneminde de vardı.
* * *
Kurnaz ve saf, aldatan ve aldatılan masallarına fabllarda çok rastlarız. Sanki fabllar saflar için yazılmıştır. Onlara hep, "Akıllı olun, aldanmayın!" mesajı verirler. "Karga ile Tilki" masalında olduğu gibi. Nasrettin Hoca hikâyelerinde de Hoca'nın kurnazlıklarına rastlarız. Tabii bu yalnız bizim ülkemize özgü değildir. Çağdaş ülkelerde de taşradan gelmemiş pek çok aldatılan insan, deyim güzel olmasa da, enayi vardır...
* * *
Dünyanın en ünlü dolandırıcılarından birinin, hiç kuşkusuz Kont Victor Lustig olduğu söylenir. Fransız Çalışma Bakanlığı'nda memur olarak görev yapan Daniel Collins'le ortaklık kurarak Eyfel Kulesi'ni bir kez değil tam iki kez satmışlardır. 1925 yılında Paris'in lüks otellerinden birinde büyükçe bir oda kiralayan Kont, kentin önde gelen beş işadamını odasına davet eder ve, "Eyfel Kulesi'nin artık paslanıp çürüdüğünü, devletin artık ulusal bir anıt haline gelmiş olan Eyfel Kulesi'ni gizlice satmak istediğini," açıklar. Önce ona inanmayan işadamları, Kont'un ortağının çalışma bakanlığında memur olan Daniel olduğunu öğrenince yüklüce bir miktar avans vererek, işi akılları sıra kapatırlar. Ve iki kafadar dolandırıcı da hemen o gece ülkeyi ter eder... Söylenen şudur ki, kamuoyunda enayi, budala yerine konacakları kaygısı öylesine morallerini bozar ki, işadamları polise bile başvurmazlar. Olay birkaç yıl sonra iki kafadarın başka bir suçtan İsviçre'de yakalanmasıyla ortaya çıkar.
* * *
Bir de kendi kendini kandıranlar vardır, Meşhedi'nin fıkrasında olduğu gibi: Meşhedi yolda bir adamla karşılaşır. Bir-iki laftan sonra adama, "Aşağıda pazar yerinde Hint'ten gelen bir adamın hayır için bedava pirinç dağıttığını," söyler. Adam koşarak pazar yerine gider. Bu sırada evine gelen Meşhedi, birdenbire kendi kendine, "Ya doğruysa?" diye fırlar ve pazar yerine gider. Amasya'nın bir atasözü vardır: "Çarşıya indim bir yalan söyledim, eve geldim kendim de inandım."
|
|
|

|