|
Bu topraklardan "Türkiye" markası çıkar
Borça'ya göre Türk firmalarının dünya markası yaratması, geçmişe oranla artık daha zor, ama Türkiye kimliğini dünyada yeniden konumlandırmak mümkün
Bu topraklardan marka çıkar mı? Marka danışmanı Güven Borça'nın 2001'de yayınlanan kitabının başlığı buydu.
Geçtiğimiz günlerde piyasaya çıkan 2. baskıda, kitabın başlığı da değişmiş:
Bu topraklardan dünya markası çıkar!
Kitabın ilk baskısının başlığındaki soru eki, 2. baskıda kalkmış olduğuna göre demek ki Borça, Türkiye'den dünya markaları çıkma şansını, 5 yıl öncesine göre daha fazla görüyor.
Ancak kitabın sayfalarını karıştırdığınızda sık sık Borça'nın, küreselleşmenin yaygınlaşmasıyla birlikte markalaşmanın, 80'li ve 90'lı yıllara göre çok daha zor olduğuna ilişkin uyarılarıyla karşılaşıyorsunuz.
Artan tekelleşme
Küreselleşmenin dikte ettiği yeni dünya düzeninde tekelleşmenin hissedilir ölçüde arttığına, duvarların yükseldiğine, işlerin zorlaştığına dikkat çeken Borça, "Bizim firmalarımızın bırakın dünyada, Türkiye'de bile markalaşma şansları giderek azalıyor" diyor.
Türk markalarının karşısında eskiden sadece Avrupa markaları varken, şimdi Çin'den Polonya'ya, Çek Cumhuriyeti'nden Brezilya'ya dünyanın dört bir yanından piyasaya hücum eden markaların arasından sıyrılmak gerekiyor.
Borça diyor ki:
"Artık oyun, az sayıdaki büyük oyuncu arasında oynanıyor maalesef. Küçük girişimci, kendi işini yaratıp markalaşma hayali yerine, bir şey bulursa büyütüp piyasanın büyük oyuncularından birine satma hayali kuruyor. Gıda üreticisi, günün birinde 'Bunu Danone'ye satar mıyım?' diye; market sahibi 'Bunu Migros'a devredebilir miyim?' diye hesabını yapıyor. Dolayısıyla oyun, yine ana aktörler arasında gidiyor."
"İnsan hakları" yerine
Kitabı okurken, Türk firmaları için sadece dünyada değil, Türkiye'de de markalaşmanın giderek zorlaşmasına karşılık, Türkiye kimliğini yeniden konumlandırmanın ve bu yeni konumlandırmadan yarar sağlamanın pekâlâ mümkün olduğunu düşündüm. İstanbul'un 2010 Avrupa Kültür Başkenti seçilmiş olması sayesinde belki bu yönde olumlu adımlar atabiliriz.
Borça da ortalama Avrupalı'nın Türkiye denince ilk aklına gelen "insan hakları"nın yerini alacak başka bir konumlandırmanın yapılabileceğine işaret ediyor:
"Aslında dünya hiç temiz değil, ama iletişimi iyi beceren ülkeler daha az zarar görüyor. 'Mükemmel ülke' ABD'de şu anda 25 - 29 yaş arası zenci erkeklerin % 10'u hapiste. Bir başka 'mükemmel ülke' Fransa'nın Cezayir'de yaptığı katliamlar ve nükleer denemeler, yılda 70 milyon turistin Fransa'ya gitmesini engellemiyor. Çünkü görünürde aşk ve şarap var. Bu iş global medyadaki gücünüzle, popüler kültürdeki hakimiyetinizle doğrudan bağlantılıdır. Fransa'nın ülkesi aleyhindeki bazı olumsuzlukları, bu şekilde temizleme şansı var, ancak Türkiye'nin böyle bir gücü, etkinliği yok. Bir Atatürk filmi bile çektiremedik daha. Antonio Banderas kabul etmişti, ancak Rum - Ermeni lobileri ayağa kalkınca vazgeçti ve proje yattı."
mtamer@milliyet.com.tr
|
|