Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 09 Mayıs 2006 / Salı  
   Milliyet Online    Emlak    Arabam    Kariyerim    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
"Nerede oyna derlerse oynarım"

Recep Tayyip Erdoğan'ın Viyana'daki maçta birlikte top koşturmak için seçtiği Fatih Terim başbakana güveniyor, diğerleri arasında öne çıkacağını düşünüyor. Terim "Koca koca başbakanlar varken bize karışmak düşmez" diyor

ASLI ÇAKIR

Teknik direktör Fatih Terim sahalara geri dönüyor. Bu sefer rakipleri başbakanlar olacak hem de. Takım arkadaşı ise bizim başbakanımız, Recep Tayyip Erdoğan.
Şöyle bir özet geçersek... Avrupa Birliği dönem başkanlığı Avusturya'dan Finlandiya'ya geçti. Bunun için de etkinlikler düzenleniyor. Bunlardan biri de bir Avrupa futbol karması kurulması. Rakipleri ise Terim'den aldığımız bilgiye göre Latin Amerika ülkeleri olacak. Ülkelerin başbakanları yanlarında Viyana'ya götürdükleri, 50 yaşını aşmış, eski bir futbolcuyla sahaya çıkacak.
11 Mayıs'ta oynanacak maçta başbakanımızla ilgili bir şüphemiz yok. Ne de olsa eski bir futbolcu. Hâlâ ara sıra kendisini eşofmanlarıyla halı sahalarda görüyoruz. Formu yerinde. Ama yanında kimi götürecek? İşte bu tartışılırken geçtiğimiz hafta Erdoğan'ın Kasımpaşa semt takımı olan Erok Spor'da birlikte oynadığı, bir dönem Fenerbahçe'de de oynamış olan arkadaşı Nevruz Şerif'i götüreceği haberleri çıktı. Nevruz antrenmanlara başladı. Herkes "Fatih Terim var", "Ya Can Bartu, Şenol Güneş?" derken açıklandı: Erdoğan Viyana'ya şu anda milli takımlar başdanışmanı olan Fatih Terim'le birlikte gidecekti.
İşte biz de bu yüzden Beylerbeyi'ndeki Milli Takımlar'ın tesisinde buluştuk. Masasının başında. Önünde puroları, arkasında tüm milli takımların yıl sonuna kadarki gün gün programı... Ve tabii ki her zamanki gibi yine çok şıktı.

Bu mesele ortaya çıktığı zaman en azından benim etrafımdaki çoğu kişi "Fatih Terim'i götürsün başbakan" dedi. Siz böyle bir teklif bekliyor muydunuz?
Yok, hiç aklıma gelmiyordu. Yani ben futbolu bıraktığım zaman içinde ukde kalmış bir adam değildim. "Ah ben olsam" falan demedim. Çok da fazla takip etmedim açıkçası.

Siz olmasaydınız, kimin gitmesini isterdiniz?
Var tabii futbolun içinden gelmiş, 50 yaşını geçmiş arkadaşlarımız. Ama bunu da çok düşünmedim.

"Herkes 50 yaşın üstünde. Oyuncu değiştirme sık olacaktır"

Şimdi tam olarak ne olacak orada?
Vallahi ben de şu anda çok bilgi sahibi değilim. Bildiğim 5+1 yani beş oyuncu bir kaleci olacağız. Salon maçı olacak.

Siz tanınmış bir teknik adamsınız. Maça çıkmadan, size "Mr. Terim, bizi organize etseniz, hangimiz defansta oynayalım, taktiğimiz ne olsun?" demesinler...
İyi de diğer başbakanların getireceği insanların kim olacağını bilmiyoruz. Yine çok tanınmış, bu işi çok iyi yapan isimler olacağından emin olabilirsiniz.

Yine de başınıza böyle bir şey gelirse... Ya da size geç bakalım ileri derlerse, "Ben defansta olsam" der misiniz?
Hayır, hiç karışmam. Sıfır. Orada teknik adamlık yok. Tamamen futbolcuyum.

Tamam faraza devam edelim. Sizin takım yenik durumda. Devre oldu. Bir motivasyon durumu olur mu tarafınızdan? "Haydi arkadaşlar, haydi Mr. Blair" gibi...
Orada koca koca başbakanlar var. Ben karışmam.

Bizim başbakanımız da hırslı görünüyor. Tamam, bu bir "dostluk maçı" ama sonuçta bir maç. Kazanmak ister insan. Siz istemeseniz de o size "Haydi Fatih şu durumu bir toparla" diyebilir.
Tabii görmediğimiz, yaşamadığımız bir şey hakkında bir şey diyemem. Maç bitsin, size anlatayım orada yaşananları. Ama şimdiki düşüncem; biz orada tamamen misafiriz. İki dakika, beş dakika oynarız. Kapalı saha olunca herkes daha kolay maça girer, maçtan çıkar. Bir de netice itibarıyla herkes 50 yaşının üstünde. Oyuncu değiştirme de sık olacaktır. Zaten burada mesele bu insanların bir araya toplanmasıdır. Yoksa atmış, yemiş, kazanmış, kaybetmiş çok önemli değil. Zaten benim hayatımda kazanmanın, kaybetmenin bu kadar önemli olduğu bir noktada bu işlerle çok da uğraşmıyorum.

Siz başbakanımızla tanışıyorsunuz...
Tanışıyoruz.

Samimi misiniz?
Tayyip bey benim okulumun açılışını yaptı. Orada buluştuk. Onun dışında beraberliğim yok.

Siz Tayyip beyin futbolculuğunu nasıl bulursunuz?
Cami yıkılsa da mihrap yerindedir. Hiç kimse kaç yaşına gelirse gelsin birtakım meziyetlerini kaybetmez. Başbakanın da birtakım meziyetlerini kaybetmediğini biliyorum. Ama hepimizin oynadığımız yıllardan kalan bir sürü arazı var: Bileğimiz, dizimiz, kasığımız, belimiz... Ama dediğim gibi bazı şeyler kaybolmaz. Bilginiz, tekniğiniz, topa vuruşunuz... Ben başbakanımızın diğer başbakanlardan fazla, daha iyi olacağını düşünüyorum.

Kendisini oynarken ne kadar seyrettiniz bilmiyorum ama hangi özelliklerini beğeniyorsunuz futbolda? Çalımlarını, hızını... Bir de insanın bir spor takımındaki durumu, hali, hareketleri bazen yaptığı işe de yansır. Sahada da hırslıdır, işte de öyledir mesela.
Ben pek seyretmedim. Hiç bilmiyorum. Ama şöyle diyebilirim. Bir defa fiziği ideal. Tekniği de bana göre yeterli.
Orada birçok hareketi gayet rahat yapacaktır.

Daha önce biliyorsunuz Kasımpaşa'daki futbolculuk yıllarından bir takım arkadaşını, Nevruz Şerif'i götüreceği söylendi. Siz tanıyor musunuz Şerif'i?
Tabii ki tanıyorum. Milli futbolcuydu. İyi de bir oyuncudur.

Tersi olsaydı, siz kimi götürürdünüz devletten, bakanlardan, milletvekillerinden?
Götüreceğimiz insan Tayyip bey olurdu. Başbakan olmasa da eski futbolcu olduğu için yine onu götürürdüm.

Biz sizi sahada biraz asabi olarak hatırlıyoruz. Bu maç için de "Yine asabileşmesin" diyenler oldu ben buraya gelmeden. Tabii böyle bir maçta neye sinirlenecek, kızacaksınız?
Ne kötü bir intibam var ya.

Şimdi programınız ne?
Çarşamba Ankara'ya gidiyoruz, oradan Viyana'ya geçiyoruz. O gece kalıyoruz, ertesi gün de maç var.

Sizin başka bir yönünüz de iyi, kuvvetli sosyal ilişkileriniz. Oraya gittiğinizde dünyanın en sözü geçen
adamlarıyla, başbakanlarla birlikte olacaksınız. Nasıl geçecek sizce?
Vallahi saygı çerçevesinde, belli bir mesafe çerçevesinde elbette sohbet edeceğiz. Biz neysek oyuz. Bir değişiklik olmayacaktır.

"Her türlü sonuca göre hazırlanıyoruz. Özellikle psikolojik açıdan"


Programınıza geri dönelim. Şimdi önünüzde neler var?
17 Mayıs'ta Şampiyonlar Ligi maçı var. Barcelona-Arsenal. Onu izleyeceğiz. Oradan Slovakya'ya geçiyorum. U19 takımımızın grup finalleri var. Sonra Almanya'ya kampa gideceğim. Eylülde de Allah izin verirse şampiyonaya başlıyoruz.

Şampiyona... Tüm maçları seyircisiz oynama cezası aldık. Bir de ev sahibi olduklarımızı tarafsız sahada oynayacağız.
Hepimiz CAS'tan yani Uluslararası Futbol Mahkemesi'nden sonucu bekliyoruz. Biliyorsunuz son bir itiraz hakkımız vardı, onu kullandık. İnşallah oradan lehimize sonuç çıkarsa "Ya Allah" deyip başlayacağız.

Bu olaylar olmadan önce "Hedefimiz 12 maçta 36 puan" demiştiniz. Lehimize bir sonuç olmasa da hedefiniz aynı mı olacak?
Çok ağır bir ceza. Zaten bu kararın bir sonrası ihraç. Kendi sahamız yok. Hiçbir şekilde seyirci avantajımız yok. Bir de üstüne rakip seyirci var. Kolay bir şey değil tabii ki.

Ama bu yönde de planlarınız vardır.
Biz şu anda her türlü şekle göre hazırlanıyoruz. Özellikle psikolojik açıdan. Tabii birtakım başka hazırlıklarımız var, seyircisiz oynarsak ne yapacağız diye. Kampı Almanya'da yapma sebebimiz de bu. Kamp dönemindeki maçları dışarıda oynamak için. Deplasman düşüncesini aşılama adına alınan bir karardır bu. İkincisi belki tarafsız saha olarak Almanya'da oynayacağımıza göre oraları, oradaki sahaları tanımak istedik.

Moraller nasıl?
İyi, Allah'a şükür. Ben moralini en yüksek seviyede tutmak zorunda olan bir adamım. Şartlar ne olursa olsun ne endişemiz ne bir korkumuz var. Yani baştan koyduğumuz hedefe doğru gideceğiz. Dünü eşeleyerek yarını bulamazsınız. Olmuşa çare yok artık. Şimdi daha iyi nasıl yapabiliriz ona bakmak lazım. Bundan sonra bizim yaramızı deşmek bizim enerjimizi alır.

"Çok teklif geldi ama politikayı becerebileceğimi düşünmüyorum"


Bugün arşive girdim. 10-15 yıl öncesinde bile sizinle ilgili haberlerde "Terim milletvekili olsun" deniyor. Bunca zaman, kim bilir ne teklifler oldu. Hiç düşünmediniz mi siyasete girmeyi?
Bu işe soyunmamız için öyle teklifler çok geldi. Ama ben politikayı bir sanat olarak kabul ediyorum. Bu sanatı iyi yapanlara da saygı duyuyorum. Ayrı bir beceri, yetenek. Ben bunu yapabileceğimden çok emin değilim. O yüzden de hiçbir zaman sıcak bakmadım.

Neden yapamayacağınızı düşünüyorsunuz?
Becerebileceğimi düşünmüyorum. Siyasetin bazı kuralları vardır. Ben o kurallara uyabilir miyim acaba? Yüreğimden bir iş gelmiyorsa ben o işi kabul etmem. Tabii bir yandan siyaseti de yaparsak en iyisini yapmak lazım. Yola çıktığım zaman da insanlar benim siyasete girmem konusundaki isteklerini dile getiriyorlar. Öyle bir görev bir gün olur, ben de kendimi hazır hissedip yapabileceğime inanabilirsem olur ama şimdiye kadar hiç düşünmedim bile.

"Müzikte de fena değilimdir"

Terim teyp açıkken sakindi. Kısa cevaplar verdi, hatta biraz sıkıldı. Ama 16.30'da biz teybi kapattık, o açıldı, 18.30'a kadar bizimle sohbet etti. İsviçre maçı sonrasında yaşananlardan gazetecilere bazı kızgınlıklarına, müzik sevgisine kadar çok şey anlattı. Aslında gazetecilikte İngilizceden gelen "off the record" diye bir terim vardır, yani teyp kapalıyken konuşulanlar gizli kalması şartıyla anlatılmıştır. Ama
"Bari şunları şunları kendi yorumumuzla yazalım" diyerek izin aldım. Biraz onlardan, biraz da notlar...

Müzikten konuşmaya bayılıyor. Bana "Siyasete atılmaktan bahsettik ama onun yerine sizi bir Türk müziği sanatçısı olarak göreceğiz herhalde" dedirtecek kadar hem de. "Müzik konusunda hiç fena değilizdir. Anlarız" diyor.
"Basındaki bazı muhabirleri tehdit ettiğiniz söylüyorlar" dediğimde kesinlikle cevap vermedi. Ama sonra anlattıklarından, anılarından, tavırlarından anladığımız kadarıyla "Tehdit etmez, yapar", "Adam kovdurmaya çalışmak onun için küçültücü bir şey, hiç işi olmaz", "Gerekirse 'Kafanı kırarım senin' der ama 'Evet, bu lafı ettim' demekten de korkmaz".
Odasında "Bu odada imkansız bir şey yoktur. Mucizeler biraz zaman alır" diye büyük harflerle yazılmış bir not var.
Ailesinden, karısından bahsederken yine yumuşuyor. "Futbolcuların, antrenörlerin ailelerinden uzak kaldığı söylenir ama boş zamanlarınızı ailenizle geçirirseniz öyle bir şey olmaz. Aksine kamplar, maçlar nedeniyle ayrı kaldığınız zamanlar özlemi doğurur, sevgiyi doğurur. Bazı prensipler vardır, değişmez. Birlikte yemek yemek, eşimle beraber bir kahve içmek gibi" diyor.

Engelliler için bir okul yaptıracak
Geçen yıl da milli takımların Beylerbeyi'ndeki yerinde buluşmuştuk. O zaman inşaat halindeydi. "Burada da her yer çiçek, küçük ağaç, yeşillik olacak" demişti. Şimdi adım başı saksı, çiçek var. Her yer rengarenk, yemyeşil. Bir bahçıvanları var ama kendisi de ara ara ilgileniyor.
İkinci bir okul yaptıracak. Bu okul engellilere özel bir okul olacak.
"Çok yeni, genç oyuncular sizden taparcasına bahsediyor ama bir yandan da biraz korktuklarını söylüyorlar. Kamp oteliniz, Sumahan Otel'in genel müdürü de sizden övgüyle bahsetti ama biraz çekindiğini de ekledi. Bu, sizden korkma durumu ne olacak?" dediğimde gülmeye başlıyor: "Bu bana yapışmış. Çok da kibar davranırım oysa ki. Bilmiyorum. Kötü bir şey söylemiyorum, sinirli davranmıyorum ama dediğim gibi, bu benimle et beni gibi yapışık."

Başbakan Erdoğan'ın Terim tercihi doğru mu? Milliyet Pazar sordu, futbol yorumcuları yanıtladı

"Terim'in kıvraklığı devam ediyor"
Şansal Büyüka
Başbakanın liderler karmasına Terim'i götürmesini çok doğru buluyorum. Terim milli takımımızın hocası. Avrupa'da önemli takımlarda çalıştı. Yurtdışında da tanınıyor. Türkiye'nin üst düzey futbolcularından biri, kendi döneminde en fazla milli olan oyuncusu. Üstelik ilerlemeye başlayan yaşına rağmen futboldaki hünerleri ve kıvraklığı devam ediyor. Başbakanla çok iyi bir ikili olacaklar. Bana göre daha iyi bir seçim yapılamazdı. Ben de olsam Terim'i alırdım yanıma.

"Birinci sınıf liberoydu"
Rıdvan Dilmen
Fatih Terim'in seçilmesi çok normal çünkü milli takım teknik direktörü. Terim öyle böyle bir oyuncu değil. Çok büyük futbolcu. Onun oyunculuğunun son dönemlerinde oynadım. Birinci sınıf liberoydu. Hem Avrupa'da tanınıyor. Bu yüzden çok doğru bir seçim. Background'una baktığımız zaman ben de oyumu Terim'den yana kullanırdım.

"Bu maç için en doğru isim"
Can Bartu
Fatih Terim bence bu maçta oynayacak en doğru isim. Ayrıca prestij olarak milli takım antrenörü olması da çok önemli. Bu yüzden futbolcularla hâlâ antrenman yapıyor. Yani maça şimdiden hazır durumda. O bakımdan Fatih Terim'i götürmek en doğru hareket. Avrupa'da başarılarıyla tanınıyor.
Ve tabii ki bunların hepsinin üzerinde, çok da iyi bir futbolcuydu.

"Çok büyük bir futbolcudur"
Mustafa Denizli
Başbakan karar verdikten sonra artık bize bir şey demek düşmez. Bu ikinci kararıdır, birinci kararı da doğruydu. Fatih Terim çok büyük bir futbolcudur. Ben başbakan olsaydım böyle bir turnuva olur muydu bilemiyorum. Futbolculuğunu baz alarak konuşursak doğrudur. Milli takımın başında yer alan bir insan. Doğru bir karardır o yüzden.




PAZAR
"Nerede oyna derlerse oynarım"
"Martılara simit atmaya devam edebileceksiniz"
"Bale yapan gay olur diyeni dövüyorum"
"Buket taşımaktan utanıyoruz"
"Onlar olmadı, bari biz rezil olalım"
Puronun kralı 100 yaşında
Değişimin bir bedeli var
Trendler saç festivalinde
Bugün Ortaköy'de Hülya Avşar bakanla maç yapıyor
Temel yaşam desteği
İşte Diyarbakırlı "Pala Abdül"
2007: Türkiye için yeni bir başlangıç yılı
Avangard mutfak
Sefahatin tutanakları
Rahmi Koç Sanayi Müzesi
Obeziteden onu nasıl korumalı?
Örtünenin bir yüzü kara, örtünmeyen zenci; öyle mi?
Tarihin donduğu yer: Safranbolu
Okul mu, artiz mektebi mi?..
Kalecik'e geçmiş olsun!





Ahmet Turhan Altıner
Can Dündar
R. Hakan Kırkoğlu
Vedat Mılor
Nevsal Elevli
İlber Ortaylı
Taylan Kümeli
Tuba Akyol
Fatih Türkmenoğlu
Yalvaç Ural
Mehmet Yalçın

© 2006 Milliyet