|
 |
|
|
'Pembe gözlüklü aptal'
"Hakem bilerek hatalı çalmaz".
"Futbolcu şike yapmaz".
"Yönetici maç satmaz" diye yazdıkça... Tüm taraftarları "barışa, dostluğa" çağırdıkça beni aptal sandınız galiba!
Olan bitenden bihaber, pembe gözlüklü, nostaljik bir aptal...
Sevgili meslektaşlar, aklına gelen her türlü "komplo teorisini" yazacaklar, konuşacaklar... Ne kadar zeki olduklarını kanıtlayıp reytinglerine reyting katacaklar; kulunuz "barış barış" diye sayıklayan bir meczup gibi dolaşacak.
Senaryonun kralını yazarım (epey reklam senaryosu yazmışlığım var zamanında) ama... Sorumluluklarım!
Spor yazarlığının bir meslek olduğuna inancım...
Kendime saygım...
Bunlar engel çalakalem gitmeme.
Yoksa "ne derler" diye "şu kadar" düşünüyorsam ne olayım.
Spor okuyanların büyük bir yüzdesindeki "balık hafızası"nın farkındayım.
Bugüne kadar yazdıkları palavra çıktı diye kime hesap soruldu bu ülkede? Hangisi gözden düştü, okunmadı, dışlandı?
***
Tam tersi;
"Gönüllü maskara" kişiler olarak, "ilginç" vatandaşlar peşindeki beyaz cama terfi ettiler önce... (Bilgili ve yeteneklileri tenzih ederim) Nobelli fizikçiden çok ilgi gördüler. Başbakandan çok göründüler. Popüler oldular.
Sonra popüler oldukları için muteber...
Ve onların itibar görmesini "fantezi" fikirlerine bağlayan geridekiler...
Popüler olmak için akıl ve meslekten vazgeçenlerin "çoğunluğu" yakaladığı günler bu günler...
O hale geldi ki, doğru mesaj vermeye çalışanlar aptal; senaryo yazanlar zeki!
***
Açın televizyonu, alın gazeteleri bakın... Şöyle bir ifadeye rastlarsanız şaşırmayın:
"Polat ve Demirören Papermoon'da anlaştılar. Beşiktaş, Fenerbahçe şampiyon olmasın diye Galatasaray'a yatacaktı. Demirören Tigana'ya götüremedi teklifi. Futbolculara da açılamadı. O da Cordoba'ya başvurdu. Penaltı yap dedi. Gol ye dedi. Cordoba ikisini de yaptı. Takımdaki diğer futbolcular bunun farkına vardı ve maçtan sonra üzerine yürüdüler."
Şimdi bu zeka mı?
***
Bir kere Cordoba'nın yaptığı penaltı değil ki... Sonra golü yemek için son 17 saniyeyi niye bekledi, daha önce fırsat mı çıkmadı?
"O zaman olmayan penaltıyı veren hakem Fırat Aydınus Federasyondan direktifliydi!.."
Üç kameradan ikisinde penaltı görünen o penaltıyı çalmayacak hakem kimdi acaba Dünya'da?
"Peki niye Sergen ile Tümer, Cordoba'nın üzerine yürüdüler?.."
Müsaade edin de yürüsünler. Son dakika içinde hata yapıp yöneticilerin ve sizlerin gerdiği maçı kaybettiren Sergen de olsa biraz sitemi hak ederdi yani.
Demem şu ki...
Senaryo yazmıyorsak bilmediğimizden değil. Yazılacak senaryoların hepsini ve cevaplarını önceden bildiğimizden.
Gözlüğümüz renksiz, olan bitenden haberliyiz ve çok şükür aptal değiliz.
Afrika'daki derbi
Beşiktaş Galatasaray maçına saatler kala televizyona boş gözlerle bakıp kimin kazanacağını tahmin etmeye çalışıyorum. Tigana mı, Gerets mi?
Ekranda belgesel... TRT 1'de...
Afrika'daki bir gölcükten yaşam suyunu almaya gelen canlılar ve onların canını almaya çalışan aslanlar....
Ben maçı düşünüyorum ve saniyeler boyu ekranı dolduran görüntüyle donup kalıyorum:
Otların içine sinmiş aslanın arkasındaki kamerayla, ormanın kralıyla birlikte pusuya yatmışız sanki. Çok yakınımızda siyah-beyaz muhteşem şeritleriyle bir zebra. Aslanla arası 5 - 6 metre. Hafif huylanmış olmalı ki, kıpırdamadan duruyor ve gözlerini aslanın nefesiyle titreyen otlara dikmiş durumu kavramaya çalışıyor.
İnanılmaz bir ayrıntı daha... Tehlikeyi hissettiğinde otlamayı bırakıp kameraya doğru dönen zebranın ağzının kenarından kürdan gibi bir sap sarkıyor.
Sakın ola ki, canlıların cinslerine türlerine renklerine takılmayın. Sadece benim o anda kurduğum zihinsel bağlantıları anlamaya çalışın.
Şaşırdım, hoşuma gitti. Şaibesiz, dedikodusuz gerçek hayati maçı, derbiden saatlerce önce izledim sanki. Merak ediyorsanız söyleyeyim; orada da aslan kazanmıştı.
"Allame-i cihan"
Sevgili hakem hocalarımızın "asli işi" ekran vasıtasıyla kamuoyunu bilgilendirmekmiş ya !..
Valla kendileri söylüyorlar.
Biz de inanıyoruz, onlara "hoca" diyoruz.
Hatta gazetecilik, etik, sosyolojik, psikolojik tespitlerini can kulağı ile dinliyoruz.
"Yeme" derlerse, tavuk bile yemiyoruz.
Maşallah her konuda dolular. Ama çok ilginç bir "ortak yönleri" daha var; bazı deyimleri bilmiyorlar.
Mesela "Allame-i cihan"!.. "Dünya bilgini" demek.
Derler ya; "Allame-i cihan olsan fark etmez" diye...
Bu cümle Ahmet Çakar'ın dilinde "Alem-i cihan" oluyor. Ne demekse!
Bülent Yavuz biraz daha yaklaşıyor, ama bir harf eksiği ile maskara ediyor cümleyi:
"Allem-i cihan"!..
Kamuoyunu bilgilendirmek gibi kutsal bir misyonla ekrana çıkmış, gazetecilik, etik, sosyolojik ve psikolojik ahkam kesen "hoca"lara "allem-kullem" sallamalar hiç uygun düşmüyor doğrusu.
Hele Pazar akşamı Bülent Yavuz'un "ulan"lı cümlesi gibi ofsaytlar.
Anlatım şekli böyle ise "Allame-i cihan" olsalar, hoca olamazlar.
Fener neden kötü oynadı?
Kayseri Erciyesspor'u 4-2 mağlup eden Fenerbahçe, neden iyi oynamadı?
Boş tribünleri bir kenara bırakın... Geriye iki sebep kalıyor.
Hem de akla hayale gelmeyecek iki sebep.
Fenerbahçe savunması orta saha boşluğu yüzünden zorlandıysa bunun nedeni hiç umulmayacak bir mevkide; santrfordaydı. İleride baskı yapıp takımın yerleşmesine katkıda bulunan Nobre oynasa, yarı yarıya düzelirdi Fenerbahçe.
Aynı şekilde, Fenerbahçe'nin hücumdaki durgunluğu da en geriden başlıyordu. Savunmanın sağ kanadından. Deniz'in kötü gününde olması Fenerbahçe akınlarındaki durgunluğun başlangıç noktasıydı.
Fenerbahçe yine de farklı kazandığı maçtan sonra üç puanı aldı ve şampiyonluk yolundaki avantajını korudu. Lakin bu maç futbolun ne kadar çok bilinmeyenli bir denklem olduğunu kanıtladı. Sağ bek yüzünden gol atamıyorsunuz, santrafor yüzünden gol yiyorsunuz.
Bir de soruyorsunuz, futbol neden bu kadar keyifli diye.
eguven@milliyet.com.tr
|
|
|

|