|
 |
|
|
Özürlülerden özür dileriz
Bugün Dünya Özürlüler Günü. On üç yıl önce 1993 Mayıs'ında Milliyet'te 5 gün yayımlanan yazı dizimizin başlığı da "Özürlülerden Özür Dileriz" şeklindeydi.
Öteden beri kullanılan sakat kelimesinin yerini alan özürlü sözcüğü de günümüzde yetersiz kaldı ve engelli denilmeye başlandı.
Özürlüler Vakfı'nın düzenlediği "Özürlüler 2006 Konferansı" kapsamında geçen hafta sonundaki bir panele katıldık. Orada da söze özürlülerden özür dileyerek başladık. Pek çok toplantıda olduğu gibi, "şu bizim medya"ya yöneltilen eleştirilerin muhatabı olduk.
Türkiye'de saptanabilen 8.5 milyon, belirlenemeyenlerle birlikte 10 milyon dolayındaki engelli yurttaşımızın sorunları yıllardır çözüm bekliyor. Bu sorunları yeterince kamuoyuna yansıtmayan "medya"dan yakındılar. İktidarlardan ise pek umutlu görünmüyorlar.
Toplumun ve iktidarların "vah vah"tan öteye gitmeyen bakış açısı temel sorun.
Bazı caddelerde kaldırımlara engelli arabaları için eğik iniş-çıkış yolu yapmakla, kimi binalara engelli tuvaleti koymakla iş bitmiyor.
Aslolan, engellilerin kendi yeteneklerine uygun biçimde üretime katılmasını sağlamak. Yasanın büyük işyerlerinde ve kamuda yüzde 3 oranında engelli çalıştırılmasını zorunlu kılmasına karşın, buna uyanların sayısı az. Yasal zorunluğa uymuş görünmek için, asgari ücret üzerinden aydan aya parasını ödeyip "İşe gelme" diyen işverenlere rastlanıyor.
İşte asıl bu bakış açısı engelli yurttaşları yaralıyor.
İstenen, sadaka değil, temel bir insan hakkı.
İstenen, eğitimde ve üretimde insan onuruna yakışır fırsat eşitliği.
Ama bu siyasal ve ekonomik düzen bunu gerçekleştirebilir mi?
Asıl sorun da burada ya.
Engellilerin önündeki engelleri kaldırmak gerek.
Bir kitap
Yılların görmesini bilen ve gördüğünü çözümleyen gazetecisi Akgün Tekin, belgesel bir kitap yayımladı: "Türk Basınında Kayan Yıldız- Haldun Simavi'nin Günaydın'ı" (Doğan Kitap). Tekin, medya ve siyaset dünyasında önemli olayların ibretlik perde arkasını 800 sayfalık kitabında ustalıkla ve akıcı bir dille anlatıyor.
Uzun söze gerek yok; gözünün önünden gelip geçenlerin ne olup olmadığını anlamak isteyen herkesin okuması gereken bir kitap.
Bir şiir
Bu haftanın konuğu "Son Yaprak" şiiriyle Ebru Cündübeyoğlu (Aşılı Kolum, Çınar Yayınları):
"Sonbahar sancısı bu / Sararmadan bilemezsin / Rüzgâr sayarsın/ Nereye sürüklendiğini / Bilmediğin sona. / Yeşil günler aklında / Olmaz ki bir bahar daha. / Dalın da ağaçtan yana ya / En çok bu koyar adam olana. / Sonbahar sancısı bu / Sararmadan bilemezsin."
nailgureli@milliyet.com.tr
|
|
|

|