|
Bir gerilim, bir gerilim; nereye varmak için
Bilmiyorum dünyada bir "işkence müzesi" var mı? Şayet varsa mutlaka orada, elleriyle ayakları yan yana bağlandıktan sonra özel bir masaya yatırılan kurbanın, çıkırıklarla zıt yönlere çekilerek kendisine nasıl bir gerilim işkencesi yapıldığını gösteren aletler de vardır...
Bendeniz de, haber saatlerinde ekranlara yansıyan tekmeli tokatlı, taşlı sopalı şiddet eylemleriyle; nutukçu tayfasının, gerek içeriye, gerek dışarıya karşı sürdürdükleri sonu gelmez polemiklerin voltajına baktıkça; neden bazı toplumların, böylesi bir gerilim işkencesinden, bir türlü kurtulamadıklarını düşünüyorum.
***
Bir gerilim, bir gerilim; kürsülerde gerilim, okullarda gerilim, üniversitelerde gerilim; illerde, ilçelerde gerilim...
Ve sanki içimden bir ses:
- Aa yeter be yahu, diyor ve vaktiyle babaannemin sık tekrarladığı bir sözü hatırlıyor:
- Deli pazarı, bok pazarı...
***
Yüz yıl geriye doğru baktığımızda; yine bir gerilim, bir gerilim... O dönemin gazetelerindeki haberler de şöyle bir yayımlansa...
Şaşkınlıktan saçlıların, saçları dökülür; çıplak kafalıların da saçları çıkardı yeniden...
Geçen yüz yıldaki gerilimler neyin gürültüsü patırtısı; nereye varmak için, neyin kavgasıydı?
Herhalde dengeli bir dağılımla ulusal geliri, adam başına 20 bin dolara çıkarmak için değil. Ay'a bayrağını ilk diken ülke olmak için, hiç değil...
Öyleyse yüz yıl önceki gerilimlerin neydi amacı ve ne işe yaradı?
Bugünkü gerilimlerin de ne işe yaradığı, acaba nasıl değerlendirilecek yüz yıl sonra?..
Gelin de hatırlamayın, babaannemin sözünü:
- Deli pazarı, bok pazarı...
***
Bendeniz üniversitedeyken yapılan Kıbrıs mitinglerinde, gençler:
- Kıbrıs Türk'tür Türk kalacaktır, kahrolsun komünsitler, diye bağırırlardı.
Bir süre sonra ortak slogan:
- Ya taksim, ya ölüm, diye değişti.
Değişti de ne oldu; Yunanistan'la, Kıbrıs Rum Devleti, AB üyesi oldu ve bizim "yaşam kalitesi" açısından Atina'nın 60 basamak altına düştüğümüz çıktı ortaya.
Ve nihayet Kıbrıs sorunu, uluslararası bir soruna dönüştü.
***
NATO'ya girdikten ve NATO üsleri dışında, ayrıca Washington'a askeri özel üsler verdikten sonra da, yeni bir slogan naralanması başladı:
- Komünistler Moskova'ya...
***
Bitmeyen gerilimler, BMM içinde linç girişimlerine kadar keskinleşti.
Keskinleşti de ne oldu? Adalet Bakanlığı'nın bütçeden aldığı pay, binde 8 oranını mı geçti? Türkiye'nin itfaiye örgütlenmesi, Almanya düzeyine mi geldi?
Yooo... Türkiye'nin "yaşam kalitesi" açısından 173 ülke arasında 93'üncü basamakta oturduğu açıklandı dünyaya.
Ve Antalya'ya gelen turistler arasında ilk sırayı hem Ruslar aldı, hem de 15 bin tirajlı Rusça bir gazete çıkarmaya başladı.
***
O kadar gerilim; toplumu, el ve yakalarından ters yönde çekilen bir işkence masasına yatırma, ne işe yaradı?
Dış borçlar mı azaldı? "Gelişmekte olmak"tan, "gelişmiş"liğe mi terfi edildi? Yoksa tarım kesimindeki nüfus oranı, yüzde 34'ten, yüzde 5'e mi düştü?
***
Onca itiş kakış, bağırıp çağırma, vurma kırma dalgalanmalarıyla, gitgide arttığı izlenilen "gerilimler" fokurtusunun amacı ne?
Üniversite mezunu, boş gezenin boş kalfası 282 bin genci, evrensel platformlarda birer başarı anıtı yapmak mı?
Yoksa, neden bir türlü "gelişmiş" olamadığınızın kökündeki tümörleri; hain-i vatan ilan edilmeden, kelepçelenmeden, linç saldırılarına uğramadan; 100 yıllık "siyasetçi yalanları"nın da dökümünü yapa yapa, rahatça ortaya koyabilmek için mi bütün bu gerilimler?
Yahut "onlar-biz" ayrımını, yakamızdan silkip atmak için mi?
***
Doğrusu bendeniz bilemiyorum, neden bir türlü bir işkence masası üstünde, elleriyle ayaklarından ters yönde çekile çekile gerilen, bir cellat kurbanına benzemekten kurtulamadığımızı...
***
Vaktiyle 36 padişahtan 14'ünün neden devrildiğiyle; 1453-1821 arasında Çandarlı Kara Halil Paşa'dan, Benderli Ali Paşa'ya kadar 44 sadrazamın neden idam edilmiş olduğunu da, yüz yılı aşkın sürmüş "Celali isyanları"yla birlikte, yeniden bir incelemeye alsak; acaba bir yararı dokunur mu, bugünkü gerilimlerin özündeki virüsü keşfetmeye?
***
Bir gerilim, bir gerilim; nereye varmak için?
Eski gerilimlerle, geline geline bugünkü gerilimlere gelindi. Bugünkü gerilimlerle de, daha beterlerine gidilmesin isteriz.
Ve isteriz ki, 21. yüzyıl da; halimize bakarak genç kuşakların suratına karşı bir kez daha tekrarlamasın babaannemin o ünlü sözünü:
- Deli pazarı, bok pazarı...
c.altan@prizma.net.tr
|
|