Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 12 Mayıs 2006 / Cuma  
   Milliyet Online    Emlak    Arabam    Kariyerim    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Şiddet manzaraları tesadüf mü? İşte uzmanların görüşleri (1)

Satır Arası / Deniz Sipahi

Prof. Dr. Gönül Budak ve Araştırma Görevlisi Olca Sürgevil, son yıllarda yaşanan toplumsal şiddetin yansımalarını incelemişler. Okullardan, toplumun farklı kesimlerine kadar uzanan şiddet manzaralarının tesadüfen ortaya çıkmış olgular olmadığını söyleyen Budak ve Sürgevil, sistematik olarak erozyona uğratılan toplumsal değerlerin, bir yandan gelir dağılımındaki dengesizlikleri haklı gösteren kriz bahaneleriyle derinleşen ekonomik yozlaşmanın, diğer yandan kitle iletişim araçlarıyla dayatılan oluşumların insanları farklı arayışlara ittiğini söylüyorlar.
Bu yazıyı sizler için özetlemeye çalışacağım. Önce bireysel tükenmişlik, sonra bunun toplumun geneline yayılması.

Karşılanamayan istekler saldırıyı tetikliyor

Toplumumuzdaki çöküş; "tükenmişlik sendromu" ile açıklanıyor. Kavramı ilk tanımlayan Herbert Freudenberger olmuş. Freudenberger, bir klinik psikologdur ve tükenmişliği, "Başarısız olma, yıpranma, enerji ve güç kaybı veya karşılanamayan istekler sonucu bireyin iç kaynaklarındaki azalmalar" şeklinde ifade ediyor.
Tükenmişlik, bireyin sahip olduğu değerlerde, itibarında ve maneviyatındaki erozyondur ve bu görüntüsüyle tükenmişlik, insan ruhunun tipik bir çöküşüdür.
Tükenmişlik kroniktir, belirtileri aniden ortaya çıkabilse de, genellikle yavaş ve sinsice gelişen bir olgudur. Tükenmiş insanlar, sıkıntılarını ustaca gizleyebildiklerinden iç dünyalarında neler olup bittiğinin farkında değildirler.
Birey kendisini engellenmiş hisseder; çünkü hedeflerine ulaşmaktan alıkonulmuştur. Eğer birey, işi üzerindeki kontrolünü kaybetmiş ya da işini yapmak için gereken kaynaklardan yoksun bir durumda bırakılmışsa; onu hedefine götüren kariyer yolu üzerindeki engelleri de aşamayacaktır. Buna ek olarak birey, beklediği ödülleri de alamıyorsa, kendisini yetersiz hissetmesi, hiç de şaşırtıcı olmayacaktır. Harcanan zaman ve çabanın bir sonucu olarak da birey kendisini tükenmiş hissedebilecektir. Bireyin engellenmişlik duygusuna eşlik eden sinirlilik hali; insanlara karşı negatif tepkileri ve işe karşı duyarsızlaşmayı tetikleyebilir. Bu olumsuz tepkiler için bir günah keçisi arayışına giren birey, kendi problemleri için diğerlerini suçlamaya başlar ve onlara verdikleri tepkiler daha cezalandırıcı ve saldırgan olur. Bununla birlikte, sinirli olan birey işini yapış şekli konusunda daha da katılaşır ve kendisini yeni alternatiflere kapatabilir.
İnsanlar kendilerine saygı ve güven duyulmadığını ve yaptıkları işe değer verilmediğini düşündüklerinde, öz saygı ve yeterlilik hisleri tehdit altında girmektedir. Bir anlamda, işleri konusunda kendilerini küçük düşürülmüş hisseden bireyler, çevrelerine karşı bir düşmanlık duygusu da geliştirebilirler. Çalıştıkları yerde kendilerini bir yabancı gibi hisseden bu insanlar bazı misillemelerde dahi bulunabilirler.
Korku ve kaygı (gerilim), tükenmişliği körükleyen duygulardan diğer ikisidir. Bu duygular, çalışanın işi üzerindeki kontrol duygusunu kaybettiği ve iş çevresinin belirsiz olduğu durumlarda ortaya çıkıyor. Günümüzde işyerlerinde birçok çalışan, bu gibi durumlarla yüz yüze kalıyor. Yaygın görüş; insanların diğerleriyle rekabet halinde olmaları veya işlerini kaybetme ve gelecek korkusu yaşamaları halinde daha iyi çalıştığı şeklindeyse de; aslında böylesi bir ortam çalışanların dikkatini dağıtıcı bir etki yaratmakta ve onların işlerine daha az ilgi ve bağlılık göstermelerine ve işe yönelik enerjilerinin azalmasına neden olmaktadır.
(Prof. Dr. Gönül Budak ve Araştırma Görevlisi Olca Sürgevil'in kaleminden)

Tavrımız ve tepkimiz yok

Türkiye'de şiddetin dozu arttıkça şiddetin tanımı konusunda da farklı yorumlar ortaya atılıyor. İçinde yaşadığı karmaşayı bir türlü aşamayan insanlar sokakta, evde, iş yerinde adeta terör estiriyor. Şunu bilmeliyiz ki, artık şiddete sıfır tolerans göstermemiz gerekiyor. Çünkü tepkiler olmadığı, toplumsal tavırlar netleşmediği için olaylar sürekli tırmanıyor. Bireyin tükenmişliği eve taşındığında aile de, arkadaşlar da etkileniyor. Türkiye gergin, insanlarımız gergin. Bu konuya yarın da devam edeceğim.


dsipahi@milliyet.com.tr








EGE
Emeklilik hakkında her şey
Kampuse ulaşım çok zorlaştı
Gülünün solduğu akşam
Şiddet manzaraları tesadüf mü? İşte uzmanların görüşleri (1)
Krizden krize





Ege Ana Sayfa
Ekonomi
Spor
Rehber


Necati Çetiner
Özgür Kaynar
Banu Şen
Deniz Sipahi
Mustafa Tanyeri

© 2006 Milliyet