|
Schröder ile ufuk turu
Siyasilerin büyük bölümü çok dikkatlidirler. Hele Almanya gibi, dünya'daki gelişmeleri etkileyen, şekillendiren ülkelerin liderliğini yapmış kişilerle birlikte olduğunuz zaman, onlardan fazla birşey öğrenemezsiniz. Eski alışkanlıklarıyla, klişeli ve yuvarlak konuşurlar.
Almanya'nın eski Başbakanı Schröder ise, bu klişelere hiç uymayan bir politikacı. İki gündür İstanbul'da, Akbank Kurumsal Bankacılığın davetlisi olarak konferans verdi, söyleşiler yaptı. Başbakanlık döneminden beri tanıdığım için, hem konferansına katıldım, hem Suzan Sabancı Dinçer'in onuruna verdiği akşam davetine, hem de Aydın Doğan beyle birlikte yedikleri özel akşam yemeğine...
Aydın Doğan ile özel bir dostluk ilişkisi geliştirmişler. Aydın beyin ailesi ve en üst düzey çalışma arkadaşlarıyla yemek yemek istediği haberini iletmiş. Aile ve Doğan grubunun, Doğan Yayın Holding'in bazı üst düzey yöneticileriyle buluştu.
Çok keyifli bir gece oldu. Beklenmedik şekilde, dört saat sürdü. Müthiş bir ufuk turu yaptık.
Türkiye'nin AB'den nasıl müzakere tarihi alabildiğini, perde arkasında nelerin yaşandığını anlattı. Adeta bir tarih dersiydi. Aile için bir konuşma olduğundan dolayı, ne yazık ki yazamıyorum, ancak anılarını yazıyormuş ve Türkiye'ye de geniş bir bölüm ayıracakmış. Eminim, bütün bu olayları kitabında bulabileceğiz.
Benim gibi, o akşamı paylaşanların en çok dikkatini çeken nokta, Schröder'in bir siyasetçi olarak, Tayyip Erdoğan'a duyduğu güven ve onu anlamaktaki çabasıydı. Schröder, AK Partinin, laik çevreler tarafından eleştirilen bir çok yaklaşımını (yine bir politikacı olarak) anlayışla karşılıyor. "Ne yapmasını bekliyorsunuz. Oy verenlere de birşeyler göstermesi gerekiyor" diyor.
Diğer bir nokta da, Schröder'in Türkiye konusundaki vizyonu. Türkiye'nin laik-demonratik sisteminin uzun vadede en önemli güvencesi olarak, Silahlı Kuvvetlerini değil, Avrupa Birliğini görüyor. Türkiye'nin Avrupa'da büüyük bir fırsat yakaladığına, bu fırsatı kaçırmaması gerektiğine inanıyor.
Dedim ya, tam bir ufuk turu ve düşünce ziyafeti yaşadık.
* * *
ÖLÇÜYÜ KAÇIRMAMALI
Bizler, heyecanlı, duygusal, tepkilerini hemen ve zaman zaman abartılı şekilde gösteren bir toplumuz. Ne yapalım, böyleyiz işte... Ancak, Devlet duygusal davranamaz. Her ne kadar, toplum nabzının iyi tutulması ve kamuyonun tepkilerinin dikkate alınması gerekse dahi, Devlet, uzun vadeli çıkarlarını gözetir.
Türk-Fransız ilişkilerinde, işte böyle bir süreçten geçiyoruz. Kamuoyundaki heyecanlar ne kadar yüksek olursa olsun, Devlet abartılı tepkilerden kaçınmak zorunda.
Fransız Büyükelçisi Paul Poupade'ın bu konudaki uyarısı çok önemli ve haklı: "...Aman kontrolü kaybetmeyin ve tepkileri belirli bir ölçüde tutun..."
Ermeni diasporasının soykırım eylemleri daha uzun yıllar devam edecektir. Daha çok uzun yıllar (özellikle, Türkiye bugünkü uyur-gezer tutumunu sürdürdükçe) büyük kavgalar, siyasi çekişmeler yaşanacaktır. Bugünden iyi hesap yapmaz, tepkilerimizin boyutlarını gerçekçi sınırlarda tutmazsak, ilerde elimizde, kullanabileceğimiz bir kart kalmayabilir.
Tepki göstereceğimiz ülke sayısı arttıkça, herbirini ihalelerden kovalar, mallarına boykot ilan eder, Elçilerimizi geri çekersek, bundan 10-15 yıl sonra ne yapacağız?
Unutmayalım ki, devletler arası ilişkilerde ne düşmanlıklar, ne de dostluklar sonsuza kadar devam eder. Daima kırılma noktaları yaşanır. Bugün Fransa ile ilişkiler bozulur, göreceksiniz 2007'deki Başkanlık seçimlerinden sonra düzelmesi için çabalar artacaktır. Eskiden de böyle olmuştur, yarın da böyle olacaktır.
İyisi mi, medya ve kamuoyu ne kadar duygusal ve abartılı tepki gösterirse göstersin, Devlet ölçüyü kaçırmamalı....
* * *
İTÜ ÖĞRENCİLERİNDEN TEPKİ VAR...
Salı akşamı, televizyonlarında Ana Haber bültenlerini açanların tüyleri diken diken oldu. İstanbul Teknik Üniversitesi önünde bir grup genç, minibüsten indirdikleri birini feci halde dövüyorlardı. Korkunç bir sahneydi.
Olayın yayınlanmasıyla birlikte sayısız mail aldım. Özellikle İTÜ'lüler, olayın PKK yandaşlarına, dışardan gelen bir ülkücü grubun tepki göstermesi üzerine çıktığına dikkat çekiyorlar ve Üniversitelerinin bu olayla ilgisi olmadığını belirtiyorlar. Bir diğer grup "Biz bayrağımızı sevdiğimiz için, bölücüleri engellemek için tepki koyduk " diyor. "Önce PKK yanlıları başladı, sonra İTÜ öğrencileri protesto yürüyüşü yaptı ve olaysız dağıldık. Dayak, ertesi gün Üniversitemiz dışında gelişti."
Kamuoyunun bu olaya tepkisi, kimin haklı kimin haksız olduğu veya önce kimin başladığı noktasından kaynaklanmıyor. Karşılıklı görüşlerin, böylesine kanlı şekilde bir tepkiye dönüşmesi rahatsızlık yaratıyor. Özellikle Üniversitelerimizde fikirlerin çatışması, farklı görüşlerin ortaya konması gerekirken, işin birden bire kana bulunması tepki yaratıyor. Kamuoyu, nereden gelirse gelsin, bu sahneleri görmek istemiyor.
(Bu yazı, Posta Gazetesinde ve aynı gün Hürriyet Gazetesinin tüm dış yayınlarında, Hürriyet internet sitesinde (www.hurriyetim.com.tr) Milliyet internet sitesinde (www.milliyet.com.tr) ve Daily News ekibi tarafından tercüme edildikten sonra hem ana gazetede, hem de Daily News internet sitesinde (www.turkishdailynews.com) yayınlanmaktadır. )
mabirand@e-kolay.net
|
|