|
 |
|
|
Başbakan neden sansürlendi?
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan hafta başında Avrupa Şampiyonası'nda madalya kazanan güreşçileri ve antrenörlerini kabul eder.
Ancak her zamanki gibi görevli onlarca medya mensubu dışarıda bırakılırken, içeriye sadece devletin resmi haber ajansının muhabiri alınır.
Arkadaşlarımız karda kışta beklemeye alışıktır da, tek kaynaktan aktarılacak haberlerin sansür süzgecinden geçirilerek servise konacağı kimsenin aklına gelmez!
Uzatmayalım ve...
Milli güreşçilerin Başbakan tarafından övgü dolu sözlerde ağırlandığı o kabulde, medyaya yansımayan diyaloglara dönelim.
Dışarıda kalmıştık, ama sonradan öğrendiklerimizin bir hayli düşündürücü olduğunu da belirtelim.
Haklı tepkiler
Selamlaşma ve tebrik faslından sonra Başbakan antrenörlere verilen ödüllerin çok az olduğu konusuna değinir.
Görüşüne destek bulmak için de İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı dönemine atıfta bulunarak milli takım antrenörü Hakkı Başar'a, "Ödül verirken cimri davranmışlar öyle değil mi Hakkı baba? Biz belediyedeyken çok daha fazlasını verirdik" diye seslenir.
Hakkı hoca, Başbakan'ı onaylar.
Kabulde bulunan Gençlik ve Spor Genel Müdür vekili Mehmet Atalay uyarıyı not eder.
Ama Genel Müdür Vekili'ni asıl rahatsız eden konu az sonra gündeme gelir.
Başbakan, önceki hafta Siirt'e yaptığı ziyaret sırasında tanık olduğu bir manzaraya çok sinirlenmiştir.
Erdoğan partililerle birlikte Siirt'i gezerken terlediğini hisseder ve elbise değiştirmek ister. Spor salonunun önünden geçerken en uygun mekanın burası olduğunu düşünür.
Ama o ne?
Karşısında bakımsızlıktan pislik yuvası haline gelen bir salon vardır.
Çok kızar, üzerini değiştirmeden terk eder orayı.
Yaşadığı bu tatsız olayı güreşçileri kabulü sırasında yüksek volümden seslendirir.
Genel müdür vekili Atalay'a gençlerin böyle berbat ortamlarda nasıl spor yaptığını, tesisin niçin bu kadar bakımsız olduğunu sorar.
Erdoğan gördüklerinden rahatsız olmuştur ve şikayetini dile getirir...
Haber değil mi?
Başbakan'ın yaşadıkları, tepkisi, konudan ilgili vekili sorumlu tutması ve hesap sorması elbette haberdir.
Kabulün ardından genel müdür vekilinin en güvendiği genel müdür yardımcısı telaş içinde telefona sarılır.
Karşısındakilere, geçilecek haberde Başbakanın şikayet ve siteminin yer almaması ricasında bulunur.
Sonrası malum...
Gazetelere düşen metinde zaten bu diyalogdan tek kelime yoktur!
Kimseye işini öğretme, nasıl gazetecilik yapılacağını anlatma düşüncesinde değiliz.
Kimin nasıl habercilik yaptığı da bizi hiç ilgilendirmez.
Ancak o kabulde sadece kendi kurumunuz değil, dışarıda bekletilen tüm medya adına görev yapıyorsanız, o zaman bize de bir söz hakkı düşer!
Keşke o haberi süzgeçten geçirip, posasını sunmasaydınız...
Keşke ricacıların (bunu kullanmayın) laflarına kulak tıkasaydınız...
Keşke o isteğe direnç gösterseydiniz de...
Hem kamuoyunun haber alma hakkına saygılı davransaydınız, hem de medyayı temsil adına bulunduğunuz o toplantıda meslektaşlarınızı atlatmasaydınız!
Şimdi bir an için kendinizi o meslektaşlarınızın yerine koyun ve şu sorunun yanıtını bulun:
Bundan sonra yaşanacak benzer olaylarda, siz size ne kadar güvenebilirsiniz?
Haziran sıcak olacak
Lig biter, futbol ateşi düşer mi?
Hiç sanmıyorum.
Kimin şampiyon olacağı, kimin küme düşeceği bir yana, yarın akşam ortaya çıkacak tablodan yararlanmak isteyenler Haluk Ulusoy Federasyonu'nu devirebilmek için tüm kozlarını kullanacak.
Amaç Haziran ayındaki genel kurulu baskın seçime çevirmek ve Ulusoy'u koltuktan etmek.
İktidara talip olanlar bunu gerçekleştirecek güçte mi hep birlikte göreceğiz.
Şimdiden 90 küsur imza toplandığı söylentisi Ulusoy'a gözdağı vermek için mi yayıldı, yoksa muhalif grup canı yananları kendi safına çekerek ciddi bir potansiyele mi ulaştı, kısa bir süre sonra bunu da anlayacağız.
Bu noktada Ulusoy karşıtlarının beş ay içinde hangi gerekçelerle yeni bir seçim istediklerini kamuoyuna doğru ve anlaşılır bir dille anlatmaları önemli.
Aynı isimler
Kulaktan kulağa dolaşan dedikodular ve tanıdık senaryolar kanıtlanmadıkça, yandaş bulma şansı az.
Tabii en önemlisi yeni oluşumun liderinin kim olacağı.
Adres, futbol yöneticiliği çok iyi bilen, dürüst ve çok kesimin takdirini almış Mahmut Özgener'i gösteriyor.
Ancak Türkiye'nin tarihindeki en ağır cezasını almasına yol açan bazı isimlerin perde arkasından seçim organizasyonunu yönettiği duyumunu alıyoruz.
Her ne kadar "Ben bu işin içinde değilim. Yalan ve dedikodu üzerine yazıyorlar" deseler de...
Bunların hangi yüzle tekrar göreve talip olacakları inanın çok merak ediyorum.
Ve ortaya çıkacakları günü sabırsızlıkla bekliyorum!
İşte spor medyası
Yıllardır spor medyasının tutarsızlığından, kirlenmişliğinden ve objektif olmayan yaklaşımlarından şikayet edilir.
Ancak son olayda gördük ki, Türkiye'de özerk futbolun en önemli savunucusu ve teminatı spor medyasıymış.
AKP'li iki vekilin "küme düşme kaldırılsın" önerisine ve buna alkış tutan ana muhalefet partisi liderine tek bir ağızdan "dur" diyen spor medyasına helal olsun.
Bu kararlı duruş, futbolumuz adına çok önemli bir tehlikeyi bertaraf etti.
"İşte bize böyle spor medyası lazım" dedirtti.
Şahin şaşırttı
İlk günkü çıkışı nedeniyle alkışladığımız Başbakan Yardımcısı ve Devlet Bakanı Mehmet Ali Şahin'in dün Viyana'dan gelen açıklaması ise bizi bir hayli şaşırttı.
"Bunlar popülarizm peşinde" ifadeleriyle yüreklere su serpen bakan, Samsunspor ve Diyarbakırspor'un kümede kalması yolunda UEFA'dan görüş istendiğini ve sert bir yanıt alındığını, açıklayınca donduk kaldık.
Ve "Demek politika böyle bir şeymiş" dedik!
cersen@milliyet.com.tr
|
|
|

|