|
Cumhuriyet'e bomba barbarizmi, ne tür bir kışkırtmaya dilekçe?
Kaç zamandır cumartesi yazılarında bile, lafı tatlı tarafından açmaya doğru hoplayamıyoruz usulca...
Öncelikle Cumhuriyet'teki eski ama eskimemiş dostlara da geçmiş olsun, genç kuşağın yeni dostlarına da...
Bir hafta içinde aynı gazeteye 3 ayrı bomba... Ne tür bir örgüt; ne tür bir planlama ve ne tür militanlarla, nasıl bir amaç için hareketlendirdi bomba gösterilerini Cumhuriyet gazetesine karşı?
Perşembe günü, kalabalığın en yoğun olduğu saatlerde, Cumhuriyet'e atılan ses bombası patlarken, 3 kişinin "Allahüekber" diye bağırarak kaçması...
* * *
Dünkü Vatan'da, Okay Gönensin; Türkiye'de birilerinin, "laik kesimle AKP arasındaki çatışmanın daha sıcak aşamalara geçmesini istediğini" yazıyordu.
Ayrıca Cumhuriyet gazetesine atılan bombayla aynı saatlerde, Ordu'da Büyük Birlik Partisi binası önünde de bir bomba patlatılmıştı.
Ve Okay Gönensin, yine birilerinin "sadece PKK'nın değil, bütün Kürt kökenli vatandaşların hedef durumuna gelmesi için" radikal milliyetçiliği kışkırtmak istediğine deyiniyordu.
* * *
Bir yandan "kışla" parfümlü politika ile "cami" parfümlü politikanın; bir yandan da "Türk ırkçılığı" parfümlü politikayla, "Kürt kimliği" parfümlü politikanın; karşılıklı polemiklerden, silahlı eylemlere dönüşmesini kışkırtacak planlar mı yapılıyordu acaba birileri tarafından, gerçekten?
* * *
Cumhuriyet'e "Allahüekber" diye atılan bombalar da, Ordu kentinde BBP binasına atılan bomba da; bu tür kuşkuları yeşertebilecek türden görünüyordu...
Tıpkı vaktiyle Selanik'te Mustafa Kemal'in evine atılan bomba gibi...
Tek çözüm, bir an önce bombacıların yakalanmasında ve kimliklerinin saydamlaştırılmasında saklı.
* * *
Çoktandır konular, zaten gelip dayandı sık sık patlayan bombalara... Şimdi bunlara bir de, "çatışmaların daha da şiddetlenmesini isteyenler mi var?" kuşkusu ekleniyor.
* * *
Haydi diyelim ki, son 40-45 yılda yaşanmış kanlı belaların tortusuyla; ister istemez hemen kolay kaygılanıyoruz, yaygın bir iç çatışmaya doğru gidilip gidilmediğinden...
Ne var ki, dünkü Milliyet'in "Ekonomi" sayfasında da şu manşet atılmıştı:
"Zenginin geliri, yoksulun gelirinin 17 katına ulaştı - Dünya Bankası, Türkiye'de nüfusun en zengin yüzde 10'unun gelirden 34.1 pay alırken, en yoksul yüzde 10'unun yüzde 2'de kaldığını, arada 17 kat fark olduğunu açıkladı. 2000'de zengin-yoksul farkı 13.3 kattı."
* * *
Vaktiyle, Türkiye'de gelir dağılımındaki korkutucu uçurumlardan söz edenlerin üstüne saldırılırdı:
- Komünistler Moskova'ya, diye diye...
Bir türlü dengelenemeyen bu Azrail tırpanlı uçurum, şimdi Dünya Bankası'nın da, dünyaya ilan ettiği acılı gerçekler arasında.
* * *
Bir ülke, tepelerdeki demagogların tatavalarına hoparlörlük etmek yerine; "yazı"ya layık olma özenini yeğlemiş kalemlerini, ezip bitirip, yok etmeye kalktığında; kendi geleceğinin meteorolojisinde de, kahırlı kara bulutlar biriktiriyor.
Türkiye'de son 80 yılda yasaklanmış, toplatılmış kitaplar listesiyle; mahkemelerde, cezaevlerinde süründürülmüş yazı adamlarının listesine bir bakın; bir de, faili meçhul kalmış cinayetler listesine...
Cumhuriyet gazetesine peşpeşe atılan bombalardan, iç çatışmaların kışkırtılmak istendiği kuşkusuna -biraz olsun- düşmez misiniz?
* * *
Hele bir de bu kuşkulara Faik Öztrak'ın "Büyü bozuldu" başlıklı yazısındaki şu satırlar eklenirse:
"Mart ayı ödemeler dengesi rakamları belli oldu. Yıllık rakamlar cari açığın geçen yılın aynı ayına göre yüzde 55.5 (9.1 milyar dolar) arttığını gösteriyor"
Hurşit Güneş de yazısına "Son günlerde neden sallandık?" başlığını atmıştı.
Hurşit Güneş de, Faik Öztrak gibi; ekonomideki iyimserlik tablosuna düşen gölgelere değiniyor ve şöyle diyordu:
"İlk üç ay için açıklanan cari işlemler açığı olağanüstü bir artış gösteriyor: Yüzde 24. Böylece ortaya 8.6 milyar dolarlık bir artış çıkmış durumda. Yıl sonunda ortaya 35 milyar dolarlık açık çıksa şaşmamak gerek"
* * *
Tabii ayrıca bir de, önümüzdeki yıl gerçekleşecek Cumhurbaşkanlığı seçimleri için, şimdiden kaynamaya başlayan kulis kazanları var.
Kök ağaçlarında, anne taraflarıyla, -anne babası anlamında- ikinci dedelerinin kimliği bilinmeyen Osmanoğulları da; taht kavgalarında az mı kardeş, oğul, baba, amca, hatta torun öldürdüler?..
Elbette erken mi erken fokurdamaya başlar, Cumhurbaşkanlığı için adaylık kazanları...
Öyle başa, böyle tıraş...
* * *
Her gün yine "kanımın son damlasına kadar" nutukları, "sen de kim oluyorsun lan" demeçleri, "dün yine gözyaşı vardı" başlıkları...
Bol bol sille tokat dövüşle, gizli kameralarla çekilmiş hırsızlık görüntüleri... Ve kodamanların yolsuzluk tefrikaları...
* * *
Daha önceki yüzyıllar gibi 20. yüzyılın da nasıl ıskalanmış olduğu, hiç mi hiç açığa çıksın istenmedi. "Türk'e Türk propagandası"yla, Hazine'den geçinmeli saltanat, sürekli payandalandı durdu...
21. yüzyılın evrensel dinamikleri, "makam" morfinmanları hatırına, 21. yüzyılı da ıskalatmayacak Türkiye'ye...
Yaşananlar ve yaşanacaklar onun çalkantıları...
* * *
Görüyorsunuz, bize özgü çalkantılar, içine etti bizim cumartesi yazısının da...
Dileriz, genç kuşakların hayatı içine de edilmesin.
Tekrar geçmiş olsun deriz Cumhuriyet'teki sevgili eski dostlara...
c.altan@prizma.net.tr
|
|