|
 |
|
|
YRD. DOÇ. SELCAN SERDAROĞLU:
Güney Amerika ilk kez bağımsız
Latin Amerika'da solun yükselişini değerlendiren Galatasaray Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesi Serdaroğlu, 'ABD'nin eski dünyanın araçlarıyla yeni dinamiklere müdahalesi pek mümkün değil' diyor
SOHBET ODASI DERYA SAZAK
DERYA SAZAK: Güney Amerika'da peş peşe iktidara gelen sol partiler, Venezüella'da Chavez, Bolivya'da Morales gibi liderlerle dünyanın dikkatini ülkelerine çekmeyi başardılar.
Brezilya'da Lula'nın uyguladığı yoksulluk programı, hakkındaki yolsuzluk skandalına karşın kendisine bir seçim daha kazandıracağa benziyor. Bolivya ise doğal gaz kaynaklarını millileştirme politikasıyla gündemde. 1980'lerde Türkiye askeri darbeye sürüklenirken 'Latin Amerika modeli'nden söz edilirdi! 12 Eylül'den bu yana toparlanamayan 'sol'un aksine Güney Amerika demokrasileri iktidara gelmeyi başardılar. Nasıl?
SELCAN SERDAROĞLU: Güney Amerika'da son beş yıldır meydana gelen gelişmeleri toptan bir model olarak algılamak biraz zor. Solun yükselişi ve iktidar programı her ülkede aynı değil. Uygulamalar arasında farklılıklar var. Brezilya ayrı bir model, Chavez'in başlattığı devrim ya da reform hareketi hâlâ tartışmalı. Bolivya lideri Evo Morales ve geçmişten gelen Castro ayrı bir blok oluşturuyor. Şili'de nasıl uygulamalar yapılacağını şu anda bilemiyoruz.
Venezüella farklı
Ama sonuçta sosyalist devlet başkanları var. Venezüella'daki hareket tam olarak bir işçi sınıfının hareketi değil. Venezüella'da zaten diğer Güney Amerika ülkelerinden farklı olarak nispeten daha az darbe olmuş, askeri rejimler daha kısa sürmüş.
Yönetime el koyanlar da genellikle ilerici askerler diyebileceğimiz bir kitle, sola daha yakın duran kişiler. Chavez gibi... Chavez'in geliştirdiği muhalefete bölünmüş durumdaki sendikaların da katılmasıyla ortaya toplumsal bir hareket çıkıyor.
Arjantin'de beş yıl önce sokağa dökülen halk örneğindeki gibi, ekonomik krizler, sosyal patlamalar sol iktidarların yolunu açtı. Lula, Chavez, Morales gibi liderlerin ortak özelliği yoksul halk kitlelerine, varoşlara sesleniyor olmaları. ABD ve IMF karşıtı söylemler de yankı buluyor.
Muhalefet hep vardı
Şili'de askeri rejim altında bile ekonomik memnuniyetsizlikten doğan toplumsal hareketler olabiliyordu. Latin Amerika'da siyasi hareketlere taban oluşturacak güçte bir muhalif ruh her zaman var. Kriz dönemlerinde sol halkı yanına almakta güçlük çekmiyor. Çünkü tabanda gerçek anlamda örgütlüler. Türkiye'den farklı olarak bu coğrafya "devrim kültürü" ve "devrim kültü" ile yaşamış bir halklar topluluğu. Daha dinamikler. Ve hayat biçimlerinden memnun olmadıkları anda bunu değiştirmeye çalışıyorlar.
Devrim yapmış ülkeler...
Meksika devrimi ve Küba'da Castro devrimi. Castro hareketi üniversite öğrencilerinin bir araya gelmesiyle oluşuyor ve toplumsal bir harekete dönüşüyor. Meksika'daki tamamen bir köylü hareketi, işçiler sonradan katılıyor.
Chavez asker kökenli, "27 Mayısçılar" gibi anayasayı değiştirerek işe başlıyor.
Popülist bir lider aynı zamanda. İktidara gelir gelmez bizdeki KİT'lere benzeyen devlete ait petrol şirketinde reforma gitti. Hantal ve bürokratik kadroları uzaklaştırdı. Petrol yatırımcısı şirketlerin vergilerini artırdı. Venezüella'da çıkarılan petrol ABD'ye taşınıyor orada rafine ediliyordu. Tamamen ranta dayalı bu sistemi kaldırdı. Teknoloji kullanımında da ulusal tercihlere gitti.
"Başka bir dünya mümkün" diyenlerin Brezilya'nın Porto Allegre kentinde buluşarak küreselleşme ve neoliberal politikalara karşı çıkmaları da anlamlı. IMF'ye teslim olmadılar.
Porto Allegre sürecinin Latin Amerika'da başlaması bir ölçüde bu kıtadaki ABD karşıtlığıyla da açıklanabilir.
Ancak Porto Allegre küresel karşıtı hareketlerin buluşma yeri olarak, halk meclisleri olan, kendi kendini yönetebilen, ekonomik güçlerin altında ezilmeyen özerk bir model oluşturduğu için seçildi. Sembolik olarak.
Daha sonra ortaya çıkan model ve modeller bir ölçüde Güney Amerika'yı da etkiledi.
Güney Amerika ülkeleri, madenleri, ormanları ve doğal kaynakları nedeniyle 300 yıllık bir sömürgecilik tarihinin olumsuzluklarını hep yaşadılar. Dolayısıyla küreselleşmenin negatif etkilerine hiç yabancı değiller.
Geçen yüzyıldan bu yana sistem içindeki bölünmüşlüklerini aşarak kendi kaynaklarını ve zenginliklerini kullanmaya başladılar. Petrol ve doğal gaz konusunda bugün gelinen nokta da yüzyıllık mücadelenin sonucu. Venezüella ve Bolivya bunu yapıyor.
Lula 'light'
Brezilya ve Arjantin, IMF programı uygulayarak krizden çıkmadılar mı? Halkla yönetimler arasında farklı bakış açıları mı var?
2006 sonbaharında başkanlık seçimleri var. Lula'nın popülaritesi gittikçe düşüyor. Artık 'Lula light' diye söz ediyorlar!
Brezilya şu aşamada eleştiriliyor ama daha sürdürülebilir kalkınma anlayışına sahip. Enerji kaynakları dışında tarımsal verimliliği artırmak bakımından teknoloji geliştirmeye çalışıyor.
Küreselleşme içinde yer edinmenin en önemli unsurlarından biri bu. Teknoloji geliştirip mevcut kaynakları verimli hale getirmek ve sürdürülebilir kalkınmayı sağlamak.
Göçmenler 'öteki' olmak istemiyor
ABD'de hizmet sektöründe çalışan İspanyol kökenlilerin protesto yürüyüşüne ne diyorsunuz?
Amerika'daki göçmenlerin eylemleri negatif kimliğin artık aşılması isteğinden başka bir şey değil. İspanyol kökenliler ABD'de "öteki" olmaktan kurtulmak istiyorlar.
ABD marşının İspanyolca okunmasına Bush tepki göstermiş...
Amerikan kimliğini zayıflatacak bir faktör olarak görülüyor.
Yeni muhafazakârların en korktuğu şey, Amerikan toplumunun gelecekte Batı toplumunun Balkanlaşması şeklinde kimliklere bölünmesi. Clinton döneminde böyle korkulara gerek duyulmazdı. Çünkü çok kültürlülük önemsenirdi. Amerikalılık, zaten orada oluşmuş bir "üst kimlik".
Yerellik niye bölünmeye yol açsın? Amerikan ulusal marşını İspanyolca söylenmesi entegrasyonu niye zayıflatsın?
Bu tartışma Almanya'yı da etkiledi, Yeşiller de Alman Milli Marşının son kıtasının Türkçe söylenebilmesi yönünde bir öneride bulundular.
Bu tür çok kültürlü yapılara sahip toplumlarda demek ki bu da tartışılır hale gelecek.
G. Amerika sol için umut ama...
Türkiye solu için Latin Amerika'da yaşananlar ne anlam ifade ediyor?
Dünyanın çeşitli yerlerinde uzun süredir iktidara gelemeyen sol hareketler için Güney Amerika'da elbette umut kaynağı. 1980'lerde Latin Amerika'da yaşananlar ile Türkiye arasında paralellikler kurmaya çalışmak yetmez. Solun Venezüella'da, Şili'de, Bolivya'daki faktörleri tartışması gerekiyor. Venezüella'da olanlar kimlik ve sınıf bilincinden çok yoksulluğun önlenmesi gibi somut ihtiyaçların karşılanmasından kaynaklanıyor.
Türkiye'de solun boşalttığı varoşlara AKP'nin girerek seçim kazanmasına ne diyorsunuz?
Din temelli bir toplumsal dönüşüm sonuçta daha çok yeni cemaatçilikle bağlantılandırılabilecek bir strateji. Solla karıştırmamak gerekiyor. Bolivya, kıtanın en fakir ülkesi, Morales seçim kampanyasında doğal kaynakların halka geri döneceğini, maaşları yüzde 50 artıracağını söyledi. Bunlar halkı belli bir süre heyecanlandıracak sloganlar, ama ne kadarı uygulanabilir belli değil. Türkiye'de sol, Latin Amerika'daki iktidar modelleriyle geçmişte yaşananlar arasında paralellik kurmak istiyorsa gelişmeleri daha yakından izlemeli.
Kriz riski her zaman var
Arjantin ile eş zamanlı ekonomik kriz yaşayan ve IMF programına bağlanan Türkiye enflasyonu düşürdü ancak cari açık sorunu yaşıyor. Arjantin ve Brezilya'nın başardığı, Türkiye'nin başaramadığı nedir?
Brezilya ve Arjantin'de IMF'ye olan borçların ödenmesini sağlayan durum, cari açık olmaması. Hatta fazla vermeleri, döviz rezervlerinin artması.
Borçları kapatma bir siyasi tercih. IMF'ye olan bağımlılıklarını ortadan kaldırıp ulusal ekonomi politikaları izlemelerini kolaylaştırmak üzere böyle karar aldıkları söylenebilir. Fakat neoliberal iktisatçıların da şöyle eleştirisi var: Borcun hemen kapatılması sonuçta bu ekonomik gelişmenin sürdürülebilir olduğunu göstermez.
Döviz artışı ya da rezerv artışı reel üretime bağlı olmayabilir. İlerde tekrar kriz yaşanma riski var. Tekrar IMF'ye borçlanabilir belki.
Türkiye'nin cari açıktan kaynaklanan riski Şubat 2001 krizine benzer bir sonuca yol açabilir mi?
Bu risk her zaman devam ediyor. Latin Amerika piyasaları için de aynı risk geçerli. Küreselleşmenin içinde yer alan ülkelerin ani sıcak para girişlerinden ve çıkışlarından etkilenmemesi biraz zor. Bu sadece ulusal düzeyde alınacak önlemlerle bertaraf edilecek bir risk değil.
5 -10 yılda bir krizlere yuvarlanan ülkelerde, IMF'ye bağlı ülkelerde "Başka bir dünya nasıl mümkün olacak?"
Elbette 'Başka bir dünya mümkün' diyebilmek hoş. Böyle bir rüyanın gerçekleşmesi ne kadar mümkün olabilir. Bunda G. Amerika bir model mi?
Son bir yılda yaşanan gelişmelere, özelikle Venezüella etrafında gelişen hareketlenmeye bakıldığında en azından tek kutupluluğu belki bir ölçüde dengelemek mümkün hale gelebilecek. Belki hemen stratejik, askeri boyutta olmayabilir. Ama ekonomik alanda, enerji kaynaklarının kullanılması bakımından denge yaratmak mümkün olacak. Bu 'başka bir dünya' anlamına mı geliyor yoksa sadece ABD'nin belirli noktalarda kendinden başka aktörlere de dikkat etmek zorunda kalması anlamına mı geliyor, bunu yorumlamak için erken.
Bush yönetimi, G. Amerika'dan hayli uzak düştü. CIA eskisi gibi generallere darbe de yaptıramıyor.
G. Amerika artık ilk defa Washington'dan bağımsız hareket eder hale geldi. ABD'nin eski dünyanın araçlarıyla yeni dinamiklere müdahale etmesi pek mümkün değil.
Diktatörlükler dönemi kapandı. ABD buna rağmen G. Amerika'ya ilgisini kesmez. Nitekim ABD'nin Ulusal Güvenlik Belgesi'nde Castro ve Chavez'den söz ediliyor: "Venezüella'da da bir demagog var petrol gelirlerine dayanarak halkını belirsiz yollara sürüklemekte" gibi. Kolombiya'da demokratik bir hükümete karşı savaşan Marksist gerillalar ve uyuşturucu baronlarından söz edilmiş. Ama işte Kolombiya'daki hükümetin bir kere ne kadar demokratik olduğu çok tartışmalı. İnsan hakları ihlalleri, işkenceler konusunda birçok rapor var. ABD çıkarları söz konusu olunca ihlalleri görmüyor.
Serdaroğlu kimdir?
Serdaroğlu, 1989'da Saint - Michel Lisesi'nden mezun oldu. Lisans eğitimini 1989 - 1993 arası Marmara Üniversitesi Kamu Yönetimi'nde alan Serdaroğlu, yüksek lisansını siyaset üzerine Nice Sophia Antipolis Üniversitesi'nde, doktorasını ekonomi üzerine Louis Pasteur Strasbourg Üniversitesi'nde tamamladı.
Ocak 2002'den beri Galatasaray Üniversitesi'nde görev yapan Serdaroğlu uluslararası ilişkilere giriş, uluslararası iktisadi sistemler, küreselleşme ve sorunları üzerine dersler veriyor.
|
|
|

|