|
Uzay kapıları açıldıkça açılıyor
Amerikalılar bu yıl içinde uzaya 55 astronot gönderecekler. Bundan 20 yıl önce, ben Amerika'dayken, henüz ilkini göndermeye hazırlanıyorlardı. Bir astronotun hangi belalı deneylerden geçerek yetiştiğini o zamanlar izlemiş, bu deneylerden birkaçının tadına da azıcık bakmıştık.
***
Dış seslerden tamamen izole edilmiş özel bir odanın kalın kapıları üstüme kapandığı zaman, görünmez çağlayanların içine düşmüş gibi olmuştum. Dış sesler öylesine sıfıra indirilmişti ki, kendi kan dolaşımımın sesini duymaya başlamıştım. Durduğu an yaşamdan kopacağın için, asla durmasını isteyemeyeceğin; uzun sürede de, çıldırmadan dinlemeye dayanamayacağın sinir bozucu bir şırıltıydı.
Astronotlar uzayda kendi kan akışlarını dinlemek zorunda kalabileceklerinden, laboratuvarda bu tür işkencelere alıştırılıyorlardı.
***
Ayrıca uzaya uçacakları kapsüllerin, tıpatıp benzerleri içinde, hiç dışarı çıkmadan 3 ay yaşıyorlardı.
Öne arkaya, sağa sola, velhasıl her yöne yıldırım hızıyla dönüp duran koltuklarda, saatler boyu oturarak uyumaya çalışıyorlardı.
Tüm sessizlik odasının tam tersi olan bir oda daha vardı. Orada da hafiften başlayan bir çınlama, gitgide büyüyerek kulağın algılayamayacağı bir düzeye erişiyordu. Uzmanlar, dikkat edilmezse bu ses frekanslarının ölümcül olabileceğini söylüyorlardı.
Astronotlar için uzay kapısının, ancak bir yığın cehennemden geçmek koşuluyla açılabildiğini, yakından izlemiştim o gezide...
***
20 yıldan bu yana, uzaya da, uzayın kapısına varmak için geçilmesi gereken cehennemlere de alışanlar çoğalmış olmalı ki; bu yıl içinde yalnız Amerika'da, 55 astronot birden atılacak boşluğa...
Sovyetler'in ise derdinin çok daha başka olduğu söyleniyor. Onlar da uzay istasyonları aracılığıyla, Venüs'e gitmeyi akıllarına takmış görünüyorlarmış. 1973 yılından bu yana, her 38 ayda bir, yeni bir aygıt gönderiyorlarmış Venüs'e...
***
Uzayda ön alma yarışlarının yanında, başka gezegenlerde canlı olup olmadığı konusundaki araştırılar da, yoğunluk kazanmada... Hani neredeyse artık yüzde yüz inanılmak üzere başka gezegenlerde de canlıların bulunduğuna...
Şimdi bu canlıların biçimlerinin saptanmasına uğraşılıyor.
***
Dünyamızdan daha büyük gezegenlerde basınç çok daha fazla olacağı için; orada yaşayanların iskeletlerinin de fil iskeleti gibi görkemli, göğüslerinin alabildiğine geniş, yüreklerinin de saksı kadar kocaman olacağı öngörülüyor...
Nitekim Amerika'da piliçler üstünde yüksek basıncın etkileri incelenmiş. Kendi normal ağırlıklarını, üç dört katına çıkaran bir basıncın altına konmuş piliçler. Zavallıların bacakları kalınlaşmaya, geriye doğru kayan boyuncuklarıyla kafaları da, sırtlarına yapışmaya başlamış...
***
Dünyamızdan daha küçük olan gezegenlerde ise; ağaç boylarının yüz yetmiş metreye varması, canlıların zürafalar gibi ince ve upuzun olmaları doğal sayılıyor.
Ayrıca dünyamızda da insan tipinin tüp bebekler sayesinde değişeceği, ana karnının koşullarından kurtulacak olan beyin ve kafa hacminin, çok daha aşamalı üstünlükler göstereceği öne sürülüyor.
***
Bu arada, bizdeki piyasa esnafının da; müşterileri fazla kazıklamamaları için, daha sıkı bir din eğitiminden geçirilmesinin plancılara önerilmesi; dünyamızdaki uzayla ilgili çalışmalara pek uyumlu, pek denk düşmekte...
Kazık boylarının, uzayı da yırtıp, başka galaksilerin orasına burasına batmaması için; anti-kazık bir basınç olarak, yaşam ötesi ağırlıklarının kullanılmasını istemek; astro fizik yasalarına aykırı değil. Ayrıca ekonomideki iş bölümüne de aykırı değil. Piyasa faaliyeti esnafa; denetimi de, planlı bir biçimde Tanrı'ya bırakılmış oluyor. Elbet yüce Tanrı bunu takdir edecektir. Hele başkalarının kendisine, uzayı bile bırakmayı çok gördükleri bir dönemde...
Not: 22 yıl önce yazılmış bir yazı... "Kral Öldü, Yaşasın Kral-2027 Yılının Anıları"ndan...
c.altan@prizma.net.tr
|
|