Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 17 Mayıs 2006 / Çarşamba  
   Milliyet Online    Emlak    Arabam    Kariyerim    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
"Son hafta maç satın alınmaz"

Şikenin de kendine göre bir kuralı, kaidesi, piyasası var!



Haftalardır Türkiye'de önce fısır fısır, sonra yüksek sesle bir futbolda şike tartışmasıdır gidiyor.
Karar çoktan verilmiş, maçlar bahaneymiş; bu yıl Galatasaray'ı, gelecek yıl Fenerbahçe'yi şampiyon yapacaklarmış. Yok yok, gelecek yıl da Trabzonspor'u şampiyon yapacaklarmış galiba.
Bu yıl ama, aradaki puan farkının kapanmasında bir tuhaflık yok muymuş, kesinmiş canım, Fenerbahçe katiyen şampiyon olamayacakmış.
Cordoba, Beşiktaş-Galatasaray maçında, maçın bitmesine 17 saniye kala nasıl yemiş o golü?
Son degajını kısa düşürüp gole sebep olmuş. Böyle söyleniyor.
Peki Sergen niye gol olabilecek bir atağı geriye doğru yönlendirmiş, hı?
Bu akşam göreceğiz bakalım.
Eğer Fenerbahçe, Denizlispor'u geçip şampiyon olursa -şike mike yok!
Eğer Galatasaray şampiyon olursa -belki şike var, belki de yok; işin orası bir muamma ama Fenerbahçelilerin şampiyon olamama bahanesinin şike olacağı muhakkak.

İtalya'da "temiz ayaklar"
Bu esnada İtalya'da futbol alemi karıştı.
Yaklaşık bir yıldır şike soruşturması devam ediyor, telefonlar dinleniyormuş meğer. Dinlenen telefonlardan elde edilen bilgilerle maçlar izleniyormuş. "Temiz eller"iyle meşhur İtalya'da bir nevi "temiz ayaklar operasyonu" yürüyormuş yani.
Ve sonuç: 18 maçta şike şüphesi!
Üstelik bu 18 maçın 12'si FC Juventus'un maçları. Tam da şampiyonluğu kutlamaya hazırlanırken, 12 maçı şaibeli hale gelen Juventus'un tüm yönetim kurulu istifa etti.

Niye son haftayı beklemediniz?
Ben pek girmem aslında bu toplara, yani futbol mevzularına. Sırf yazıda değil, sohbetlere de pek katılmam. Zaten o kadar sıkı bir takipçi değilim. Mühim maçları bazen izlerim. Bazen. Heyecanlanırım bile bazen. Bazen.
Fenerbahçe şampiyon olsun isterim, olunca sevinirim, olmazsa da öyle çok üzülecek değilim. Hem Fenerbahçe şampiyon olamazsa, ben de işte buna "şike" der, geçerim.
Fakat geçenlerde annemle babam bizdeydi, babamla sevgilim futbola sarınca, benim de canım nasıl dalmak istediyse mevzuya... Denizlispor başkanının "Telegol"de "Denizli'de içi para dolu çantalar dolaşıyor" dediğini söyleyiverdim.
Babam da dedi ki "Son hafta maç satın alınmaz."
A aa niye? Parasıyla değil mi?
* * *
20-30 yıllık bir hatıra anlattı babam.
Bir Karadeniz takımı, ligden düşme tehlikesi varmış o takımın o zaman, son maçını ta sekiz hafta önceden satın almış. Skor bile belliymiş. Fakat son maça gelindiğinde, artık takımın küme düşme tehlikesi falan kalmamış. Berabere kalsalar, hatta yenilseler bile değişen bir şey olmayacakmış.
Babam da takımın başkanına "Niye aldınız bu maçı?" diye sormuş, "Boş yere para ödüyorsunuz şimdi. Son haftaya kadar bekleseydiniz keşke."
Başkan "Son hafta maç satın alınmaz" demiş, "Son haftaya kadar bekleyenin, son hafta maç satın almaya parası yetmez."

Chomsky de "Yahudi soykırımını inkar suçu"na karşı

Fransa'da 18 Mayıs'ta Meclis Genel Kurulu'nda "Ermeni soykırımını inkar suçu" görüşülecek. Şimdi böyle bir yasanın "ifade ve düşünce özgürlüğüne kısıtlama getireceği" tartışılıyor.
Aralarında Murat Belge, Halil Berktay, Elif Şafak, Hrant Dink, Ahmet İnsel, Etyen Mahçupyan gibi isimlerin de bulunduğu aydınların imzasıyla Liberation'da yayımlanan bildiride de bu "kaygı" dile getirildi: "Amacı ne olursa olsun bu tür bir yasa, tarih konusundaki fikir alışverişine zarar verecektir."
Doğru mu? Doğru. Peki bu tartışmalar yeni mi? Hayır.
Mesele Türkiye'nin gündemine "Ermeni soykırımını inkar suçu" olarak girdi ama aslında senelerdir tartışılıyor. Çünkü şu anda 10 Avrupa ülkesinde -Fransa'da da- "Yahudi soykırımını inkar suçu" var.
Ve Avrupa'da da, Yahudi soykırımını inkar edenlerin yanı sıra soykırımı kabul eden ama böyle bir yasanın varlığını düşünce özgürlüğüne aykırı bulan aydınlar -Deborah Lipstadt, Noam Chomsky gibi- bu yasaya karşı çıktılar.
Bu yasa ile ilgili Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin "ifade ve düşünce özgürlüğünü garanti altına alan" 10'uncu maddesine dayanılarak AİHM'e yapılan itirazlar da, AİHM tarafından defalarca "kabul edilemez" bulundu.
Abdullah Gül, Fransa'ya "Beni hapse mi atacaksınız?" dedi ya.
İran Cumhurbaşkanı Ahmedinecad "Yahudi soykırımı efsanedir" cümlesini Almanya'da kursaydı, suç işlemiş olacaktı, cezası da neyse, çekecekti. Ve Ahmedinecad, AİHM'e bile başvursa bir netice elde edemeyecekti yani.
Tabii bu demek değil ki AİHM "Ermeni soykırımını inkar suçu"yla ilgili itirazlarda da aynı kararı verecek. Neticede farklı davalar.
Hem iş AİHM'e kalmadan, Fransa bu yasayı reddeder belki...

"Savrulanlar"dan bir bronz bekliyorum

Ben kitapları, kitap olarak basılmadan önce kağıt çıkışından okumaya bayılıyorum. Niye bilmem. Çok saçma. Fakat bu da benim hobim. Kendimi "birinç" hissediyorum herhalde. Hayatta insanın neyi "hırs" yapacağı hiç belli olmuyor hakikaten.
Esmahan Aykol'un yeni kitabı "Savrulanlar"ı da kağıt çıkışından "birinç" değilse bile, "üçünç" okudum galiba. Bronz madalya verirler mi bana acaba?
Şimdi Esmahan bana kızacak ama ben yine de size bir şey söyleyeceğim: Bu kitap, üzerinde
çok çalışılmış bir kitap.
Bunu söylüyorum çünkü kitabı okuyunca belki anlamayacaksınız bu kitap için nasıl çalışıldığını, ne çok araştırma yapılıp ne çok kişiyle yüz yüze görüşüldüğünü... Tüm bu bilgiler romanın içinde öyle eriyor ki; sanki yazar bir sabah bilgisayarın karşısına geçmiş, başlamış yazmaya, bunca sayfayı tıkkırı tıkkırı yazmış, bitirip kalkmış gibi duruyor.
Zaten böylesine rahat bir üslupla yazan, bilgileri böylesine erite, sindire romana katabilen kimseler yüzünden birçok kişi kitap yazmayı bilgisayar tuşlarına basmaktan ibaret zannediyor.
I. Dünya Savaşı öncesinde Van, Ermeni masalları, sonra İstanbul'da Kapalıçarşı, Kapalıçarşı'da sadekârlar ve günümüz Londra'sı, Londra'daki göçmen işçiler...
Esmahan Londra'da bulaşıkçılık bile yaptı kitabın bu bölümlerini yazmak için, onu da söyleyeyim bari.
Ve tabii aşk; bir kadının evli bir erkekle yaşadığı, kahramana İstanbul'u dar edecek kuvvette...
Öyle de gerçek ki... Düşünmeden edemiyor insan: "Ulan sırf kitap için böyle bir aşk da yaşamış olabilir mi?"


manik depresif köşe
Yavuz Bingöl'ün ve Aysun Kayacı'nın babaları magazin programlarında evlatlarına verip veriştiriyorlardı ya bu hafta; ben de "Ünlülerin ebeveynlerinin ortalığa dökülme mevsimi, sezonu falan gibi bir şey mi var? Her yıl mesela mayıs ayında atağa kalkıyor olabilirler mi? Anneler Günü'nün de gazıyla. Gerçi bu yıl babalar..." diye yazmaya başlamıştım ki... Aaa, Anneler Günü bugün, di mi? Ailelere bulaşmak için hiç de uygun bir hafta değil. Anneciğim çok kutlarım, öperim; babama selam ederim. Vallahi billahi, inanın bana bugün katiyen depresyonda falan değilim.



PAZAR
"İşimiz zor: Haber kanalında eğlenceli bir program yapacağız. Habercilerle de eğleneceğiz"
"Doğu insanı mutlu ediyor ama şehirleri çok çirkin"
"Eşcinsellik artık hafta sonu hobisi değil"
Hayat tarzlarımız sergileniyor
"Starların tek çıkabileceği yer Günay"
Kaçın Türkler geliyor!
"Bu binada insan kendini İstanbul'un efendisi hisseder"
Nefretim kederimden
Cem Sultan'ın izinde (1)
TİNA'yı sevmiyorum,
TATA'yı seviyorum!

"Görünmez Çocuklar" için gece yürüyüşü
Annelerini nasıl anlattılar?
2012-2015: Büyük küresel tehditler dönemi
Perfeksiyonist mutfak
Topkapı Sarayı'nın ziyaretçileri
Yaşlılıkta sebze ve meyve diyeti önemli
"Son hafta maç satın alınmaz"
Atlanta'da bir hafta
Sözcüklerin de anneleri vardır
Türk şarapçılığı alarm veriyor





Ahmet Turhan Altıner
Yasemin Çongar
Can Dündar
R. Hakan Kırkoğlu
Vedat Mılor
İlber Ortaylı
Taylan Kümeli
Tuba Akyol
Fatih Türkmenoğlu
Yalvaç Ural
Mehmet Yalçın

© 2006 Milliyet