|
Bel Ağrı'sı
Geçen pazar günü başlayan ve cuma günü sona erecek olan ve "En Uzak Komşu: Ermenistan" yazı dizisinin ilk günkü "Görüp bakmadığımız ışıklar" başlıklı giriş yazısında şu cümleler vardı:
"Bu memleketin dört bir yanından ışıklar görünür. Sınır boylarında çocuklar, kendi evlerine benzeyen evlere bakar. Ama ertesi sabah hepsi dokunacakları kadar yakın bu ışıklarla ilgili öfkeli manşetler okur gazetelerde. Çünkü üç tarafı denizle, dört tarafı kederle çevrilidir bu toprağın.
En yakınımızdakileri uzaklara itmek üzerinedir yan yana yaşama geleneğimiz. Biz, her gece ışıklarını gördüklerimize bir kere bakmamaya alışmışız. En yakınımızdakilerdir bizim en uzak komşularımız..."
Yazı dizisi başladığından beri çoğu olumlu olsa da, tahmin edilebileceği gibi öfkeli mektuplar da geldi. "Ermenilerin yaptığı katliamları nasıl affedersiniz!" diyenler, sınırın açılmaması gerektiğini söyleyenler... Kürdistan yazı dizisinde de aynı şey oldu, Kürt meselesine çocuklar üzerinden bakan "Şiddet Kavşağındaki Çocuklar" yazı dizisinde de.
Ne de olsa "yanları ağrıyan" bir memleket bizimkisi. Mutsuz olduğu, sorularını ve sorunlarını içine attığı, hayatının statükosunu bozmamak adına var olan durumuna katlandığı için sürekli hasta ve hassas olan kadınlara benziyor Anadolu.
Ama diğer taraftan da...
Tarih spazmı: Ermeniler
Başbakan Erdoğan, Avusturya'ya gidip oynadığı futbolla BBC'yi bile kendine hayran bıraktı. Ama biliyorsunuz, maçtan birkaç gün öncesine kadar belindeki kas spazmı nedeniyle memleketin kalbini ağzına getirdi:
Acaba Başbakanımız AB sahalarında top koşturamayacak mıydı?
Tayyip Bey, AB sürecinin Ümit Karan'ı olmasındı sakın!
Neyse ki allem edildi, kallem edildi ve Başbakanımız golleri attı Avrupa kalesine.
Fakat daha birkaç gün geçmeden bu kez bir tarih spazmı zorluyordu santraforumuzu:
Fransa "Ermeni soykırımını kabul etmeyen hapse girer" ana fikirli bir yasa tasarısından söz etmeye başladı. Bu kez bel ağrısından çok daha ciddi bir ağrı geldi gündeme. Bu kez tarih spazm geçirdi! Artık söz konusu olan Başbakan'ın bel ağrısı değil, Anadolu'nun Ağrı'sıydı!
Ağrı'nın ağrısı
"O dağ sizin için bir yüksekliktir; bizim için bir derinlik!"
Ermenistan'ın, artık edebi ve siyasi bir anıta dönüşen en yaşlı kadın şairi Silva Gabudikyan, bugün okuyacaksınız, konyağını yudumlarken böyle diyordu.
Ülkede geçirdiğim günler boyunca herkesin en az iki kez söz ettiği Ararat'larından o bir derinlik meselesi olarak bahsediyordu.
Onların Ararat dediği, kendilerini ait hissettikleri Ağrı, bir derinlik meselesi.
Ve o derinliğin içinde uzun süredir yer etmiş bir tarih spazmı var. Biz her Avrupa kapısına gittiğimizde Anadolu'nun bu bel Ağrı'sı çıkıyor önümüze. Düşünce özgürlüğü ve Kürt sorunu gibi diğer ağrılarımızla birlikte elbette...
Ağrı, eğer üzeri örtülerek bekletilmişse derinlere iner. Acı, ette yuva yapar. Onu oradan çıkarmak için beş kat kilidini çözmek gerekir, acının yuvasına varana dek etin, zamanın katmanlarını teker teker açmak gerekir.
Belleklerimizdeki acıları iyileştirmek için de, konuşmak, hep biraz daha çok konuşmak gerekir. Çünkü insanlığın ortak acıları Başbakan'ın bel ağrısı gibi değildir. Birkaç iğneyle toparlanmadığı gibi, insanlığa ve AB kapısında Türkiye'ye çok gol yedirir.
Ama en önemlisi şu:
Ortak acılarımızı, her iki tarafı da huysuzlaştıran Avrupa'nın beş yıldızlı "diyalog" masalarında değil, her iki tarafın da çok iyi tanıdığı Anadolu sofralarında konuşabilmek gerekir...
ecetem@hotmail.com
|
|