Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 18 Mayıs 2006 / Perşembe  
   Milliyet Online    Emlak    Arabam    Kariyerim    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Kaçın Türkler geliyor!

Ali Özgentürk Avrupalıların Türklere bakış açısını sergilemek için yaklaşık 15 yönetmenin kısa filmlerinden oluşacak "Kaçın Türkler Geliyor!" başlıklı bir proje geliştirdi

ALİN TAŞÇIYAN

Akdeniz'in Osmanlı gölü haline geldiği dönemde İtalyanlar işgal korkusuyla yaşardı. Limanları da sık sık Osmanlı topraklarında yaşayan halklardan korsanların saldırısına uğrardı. Çoğu zaman Kuzey Afrikalı olan bu korsanlar hep Türk diye anılırdı. Bu Türk korkusu İtalyan dilinde bir deyim haline geldi: "Mamma i turchi! / Anneciğim Türkler!" Çocuklar, kimliği belirsiz birilerinden korkutuğunda annelerine böyle sığındı yüzyıllarca...
Ali Özgentürk Avrupa-Türkiye ilişkilerini bugün de engebeli hale getiren kolektif bilinçaltında yer etmiş işgalci Türk korkusunu simgeleyen bu deyimi yeni projesine başlık olarak seçti: "Mamma I Turchi / Kaçın Türkler Geliyor!"... Özgentürk'ün koordine edeceği proje yaklaşık 15 Avrupalı yönetmenin, bir olasılıkla birkaç Türk yönetmenin yazıp yöneteceği, süreleri 7-10 dakika arasında kısa filmlerden oluşacak. Daha önce anti-personel kara mayınları, AB (Visions of Europe) ve 11 Eylül (11"09'01) gibi konularda çok sayıda yönetmenin çektiği kısa filmlerden oluşan örneklerden esinlenen Özgentürk, çeşitli Avrupalı yapımcılarla temasta. "Hazal", "At" gibi klasikleşmiş filmlere imza atan Özgentürk ile bu kışkırtıcı projeyi konuştuk.

"Bu film aslında Avrupalılar hakkında"

Projenin başlığı da şaşırtmalı ve kışkırtıcı...
"Kaçın Türkler Geliyor!" çocukları korkutmak için Türklerden korkutmak için söylenmiş, korkunun bir deyimi haline gelmiş. Öcü gibi korkunun bir simgesi. Fransızlar da biliyorsun "tete de Turc" derler. Eskiden lunaparklarda adamın başındaki fesi düşürmek için top atarlardı. Oradan kalma. Daha da matrak bir şey var mesela, Shakespeare'in "Macbeth"inde cadılar kazandaki zehire Türk burnu atar kuvvetli olsun diye. Bunlarla ilgili olarak kendi kendileriyle gırgır geçeceğine inanıyorum Avrupalıların. Bizler hakkında yapacakları bu film aslında onlar hakkındadır diyebilirim. Yabancı ortaklarımızdan biri bu proje içinde birkaç tane Türk yönetmen olsun diyor. Biri burada diğeri Avrupa'da yaşayan iki Türk yönetmen olabilir. Bu işler zor, tabii. "Duvara Karşı" filmi Almanya'da beklendiği kadar iş yapamadı. Sebep de şu: Türk seyirci büyük tepki gösterdi "Bizim kızımız böyle olmaz" diye. Bizde böyle bir tepki vardır ya: Türk doktoru böyle olmaz, Türk öğretmeni böyle olmaz, Türk kızı böyle olmaz...

Türk olmakla bizim herkesten daha çok sorunumuz var, değil mi?
Kemal Tahir "Biz bize benzeriz" diyor. Duvar örüp kendimizi yalıtacak mıyız?
Ya kendimize benziyoruz ya da başkasının kopyacısı oluyoruz. Fanatik ırkçılık, fanatik dincilik kutuplaşmaları içerisinde insanlığın biriktirdiği evrensel değerleri unutmamalıyız. Yaşarken günün her detayında maddi ve manevi kalite üretmek evrenselliktir. Türk deyince farklı bir şey başlıyor. Avrupalı parlamenter bir Türk kadını sevince birinci sayfaya çıkıyor bu haber. Olaylar doğallığında kalmıyor.

"Elit çevrelerde Batı'ya karşı bir tavır var"


Yönetmen koltuğundan kalkıp yapımcı olarak bir projeye giriştiniz. Bu değişim ve "Kaçın Türkler Geliyor!" nasıl oluştu zihninizde?
Yapımcı artık tanım değiştirdi. Ben küratör terimini seviyorum. Bir projenin fikri ve maddi zeminini dizayn etmek küratörün yaptığı. "Kaçın Türkler Geliyor!" projesi beş-altı ay önce doğdu kafamda, sonra araştırmaya başladım. Bunun yarattığı bir heyecan var mı, bir altyapısı olabilir mi diye. Çok iyi karşılandı. Beni çeken birkaç şey var. Bizim elit çevrelerde hep Batı'ya karşı bir tavır var. Batı deyince Türkiye'deki en bağımsız kişiliğin bile eli ayağı birbirine -az da olsa- dolanır. Batı'yı reddedenler çocuklarını ABD'de okutuyor. Kendini Batı'ya karşı kanıtlama çabası var. "Bak kardeşim ben bu buzdolabını yapıyorum, Londra'da bile satılıyor"; "Benim romanım dört dile çevrildi"... İlk filmim uluslararası alanda birçok ödül aldığında ben de kendimi bir şey zannettim. Bilinçaltımızda bu Avrupa meselesi bir travma mıdır? "Kaçın Türkler Geliyor!"un amacı Avrupalı film yönetmenlerinin Türkiye'ye ve Türklere bakışını yerinde yakalamak. Bize bizi anlatsınlar. Avrupalının aslında kim olduğunu belli edecek bir şey varsa bu da onun bize bakışıdır.

"Bertolucci'yi çok istiyorum"

Kaç yönetmenle görüştünüz? Hangileri projeyle ilgileniyor?
Şu an aşağı yukarı 40'a yakın yönetmenle temas halindeyiz. Birçok yönetmenden olumlu yanıt aldım; tanınmamış olanlar da var içlerinde. Lars von Trier'in yapım şirketi Zentropa ile anlaşmak üzereyiz. Bertrand Tavernier ile Wim Wenders yer almayı kabul etti. 2007 Mayıs'ında Cannes Film Festivali'nde çıkarmaya çalışacağız bu filmi. Çıkmazsa Berlin'e ya da Venedik'e saklayacağız ilk çıkışını. Bizden önce AB ile ilgili kısa filmlerden oluşan bir proje hazırlanmıştı. Onu yapan prodüktörle neredeyse karar aşamasındayız. Türk ve Avrupalı oyuncuların birlikte oynaması çok güzel olacak.

Gönlünüzden geçen yönetmenler kim?
Avrupa'nın son 5-10 yıl içerisinde kimi usta kimi genç çok tanınmış yönetmenlerini istiyorum. İngiltere'den Neil Jordan'ı, Macaristan'dan Peter Gothar'ı, Almanya'dan Doris Dörrie'yi, mizahı açısından Finlandiya'dan Aki Kaurismaki'yi, ikna edebilirsem İtalya'dan Bernardo Bertolucci'yi çok istiyorum.

Ne tür bir etki amaçlıyorsunuz?
Dünya genelinde uzun vadeli olarak ülkeyi ve insanı eşyalaştıran bir tanıtım anlayışı var. Burada sömürge zihniyeti görüyorum. "Aman bizi bilin, aman bizi anlayın, aman bizi duyun"... Sanki biz büyük bir imparatorluktan gelen bir ülke değiliz. Elbette binlerce eksiğimiz, sorunumuz var. Çetin Altan'ın deyim haline gelmiş bir lafı vardır: "Türkün Türke propagandası". Böyle olmaktan çıkarmalı bu işleri. "Ey Batılı yönetmen arkadaşlar siz nasıl görüyorsunuz bizleri? Biz nasıl bir ulusuz?" diye sormalı. Bir lunapark gibi düşünüyorum bu filmi, bir sirk gibi... Herkes kendi fikriyle anlatıyor Türkleri ve Türkiye'yi. Birçok Batılı aydına Türkiye deyince üç şey gelir akıllarına: 1) İnsan hakları, 2) Kürt meselesi, 3) Ermeni meselesi. Türkiye onlar için imge olarak bu üç şeyden oluşur. Bize bakışlarının daha insani ve sanatsal bir düzeyde ortaya çıkmasını sağlamak için beni heyecanlandırıyor bu proje.

Kontrolü zor bir proje aynı zamanda. Senaryoların çok olumsuz olmasından korkmaz mısınız? Türk kamuoyu hoşgörülü değildir...
Açıkçası ben yabancı yönetmenlerin özgürlük içinde çalışmalarını istiyorum ve onların ırkçı filmler üreteceklerini hiç düşünmüyorum. Ama mizahi bir biçimde eleştirel olabilir. Burada biz yapımcı konumundayız. Avrupalı yönetmenlere diyoruz ki "Senaryonun bütçesini gönder". Karar bizim. 25'e yakın yönetmenle görüşüyoruz bunların hepsiyle bir film çekeceğiz anlamına gelmiyor. Ama Nanni Moretti bir senaryo hazırladı ve çekiyorsa biz ona hiçbir şey diyemeyiz artık. Bazı senaryolar beni rahatsız ederse, halkımı da rahatsız eder... Zaten buna da ben izin vermem.

"Riske girmek lazım"

Sorduğum, söz konusu yönetmenlerin dogmatik ya da ırkçı film yapmaları olasılığı değil aslında. Doğru eleştiri yapmaları durumunda bunu bizim kaldırıp kaldıramayacağımız...
Burada riske girmek lazım. Eskiden daha hoşgörülü bir toplumduk. Avrupalılar kendilerini yerin dibine sokan filmler yapıyorlar. Hassas konularda, ister din olsun ister bazı ulusal motifler olsun... Bertolucci bana çok güzel bir şey söylemişti: "İtalya'da neden pizzanın ve Pisa Kulesi'nin karşısında film yapayım?" Bu yüzden ben bu konularda öyle çok rahatsız değilim.



PAZAR
"İşimiz zor: Haber kanalında eğlenceli bir program yapacağız. Habercilerle de eğleneceğiz"
"Doğu insanı mutlu ediyor ama şehirleri çok çirkin"
"Eşcinsellik artık hafta sonu hobisi değil"
Hayat tarzlarımız sergileniyor
"Starların tek çıkabileceği yer Günay"
Kaçın Türkler geliyor!
"Bu binada insan kendini İstanbul'un efendisi hisseder"
Nefretim kederimden
Cem Sultan'ın izinde (1)
TİNA'yı sevmiyorum,
TATA'yı seviyorum!

"Görünmez Çocuklar" için gece yürüyüşü
Annelerini nasıl anlattılar?
2012-2015: Büyük küresel tehditler dönemi
Perfeksiyonist mutfak
Topkapı Sarayı'nın ziyaretçileri
Yaşlılıkta sebze ve meyve diyeti önemli
"Son hafta maç satın alınmaz"
Atlanta'da bir hafta
Sözcüklerin de anneleri vardır
Türk şarapçılığı alarm veriyor





Ahmet Turhan Altıner
Yasemin Çongar
Can Dündar
R. Hakan Kırkoğlu
Vedat Mılor
İlber Ortaylı
Taylan Kümeli
Tuba Akyol
Fatih Türkmenoğlu
Yalvaç Ural
Mehmet Yalçın

© 2006 Milliyet