Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 18 Mayıs 2006 / Perşembe  
   Milliyet Online    Emlak    Arabam    Kariyerim    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Bir Allah, bir Atatürk


Futbol Federasyonu'nda, Milli Takım'ın büro işlerini takip eden sekretere Milli Takım'la birlikte prim verilmesi haber midir?
Evet... Olabilir...
Peki; aynı Futbol Federasyonu'nun ciddi bir sosyal sorumluluk göstererek Üniversitelerarası Futbol Şampiyonası'nın tüm finansmanını karşılaması...
Salon futbolu milli takımı oluşturmak üzere Gündüz Tekin Onay'dan başlayarak üst düzeydeki antrenörlerini görevlendirmesi...
Spor yapmak için adeta yalvaran engelli vatandaşlarımızdan -ki sayısı 8 milyonu geçiyor- futbola niyetlenenlere kucak açması...
Bu işleri organize etmek üzere bir kurul oluşturması, başına Ömer Gürsoy gibi çok özel ve futbol bilgini bir bürokratı geçirmesi...

İşi bilen, köşe dönen!
Fonlarda biriken sponsor gelirlerini üniversite gençliğinin, engellilerin, Doğu ve Güneydoğu'daki spora aç gençlerin hizmetine sunması haber mi?
Bizde değil!
Neden?
Çünkü okunmuyor kardeşim... İzlenmiyor.
Dünyanın gelir dağılımı en bozuk ülkelerinden birinde, sadece zenginin malını, aşk hayatını merak ediyor açlık sınırında debelenen insanlar.
Sporda bile muhtacı değil "işini bileni", "köşe döneni", cüzdanı şişkini seviyorlar.
Kimsenin kılı kıpırdamıyor; içinde "halk", "gençlik", "dostluk, kardeşlik" geçen haberlere. Kimse "amatör", "engelli", laflarını duymak istemiyor.
Varsa yoksa; Beşiktaş, Galatasaray, Fenerbahçe...
Yanlış anlamayın; bu takımların da istatistiklerini falan değil, sadece magazinel haberleri.
Düşünsenize;
futbolumuzun baş aktörü "hindi".

Başka düşünen yok
Konu Futbol Federasyonu olunca da durum değişmiyor. Bu sezonun "best seller"i bilmem kaç milyar prim alan federasyon sekreteri.
Ya ülkenin yoksulları, açları, çocukları, gençleri...
Parasızlara Ramazan... Gençlere 19 Mayıs, çocuklara 23 Nisan...
Biri Allah'tan, diğerleri Atatürk'ten.
Başka düşünen yok onları.

Konya'daki 'zulüm'

Konya'ya dikkat...
Gençlerin yaşadığı kenti sahiplenmesi, onun futbol kulübüne sahip çıkması elbette ayıplanacak bir tutum değildir.
Ancak, Konya'daki durum vahimdir.
Fenerbahçe derbide Galatasaray'ı yeniyor, Konya'daki Fenerbahçeliler sevinç gösterilerinde bulunmak için sokağa çıkınca dayak yiyor.
Galatasaray şampiyon oluyor; Konya'daki Galatasaraylı genci "hemşehrileri"nin elinden büfeci Havva hanım ancak silah çekerek kurtarıyor.
Bu ne tahammülsüzlüktür?
"Konya'da Konyaspor'dan başkasını tutana ölüm"...
Radikal dinci örgütmüsünüz be iki gözüm?
Bu ne tür bir "zulüm" ki, insanlara takım tutma özgürlüğü bile "haram" oluyor?
Konya'da neler oluyor bilemem ama, Konyalı gençlerin yüreğine kazınmış bu "nefret" duygusunun futboldan sivilcelenmesi beni çok endişelendiriyor.

Önemli olan 'Barışın Galibi'

Kaçan şampiyonluk ardından Fenerbahçe yönetiminin yaptığı kısa açıklama ile ortaya çıktı ki, benim ve birçok yorumcu dostumun hatta tüm futbol kamuoyunun tespitleri doğrudur:
"Ortada Fenerbahçeliler ile Fenerbahçe'ye karşı olanlar diye iki ana gurup mevcuttur"!
Tartışılan şudur:
"Kimin yüzünden"?
Kimin umurunda sanki...
Suçlu taraf, "kıskançlık"tan "ukalalık"a kadar bir sürü gerekçeyle saptanmaya çalışılmakta, bu sırada cephelerin derinleştirilmesinden başka fayda sağlanamamaktadır.
Daha çok ateş eden ve "düşman"a zayiat verdiren cephenin "zafer" kazanamayacağı açıkça ortaya çıkmış, ister gönüllü ister mecburiyetten gelinmesi gereken "barış" sürecine, kimin "el uzatarak" önayak olacağı beklenmektedir şimdi.
Teslimiyetten değil, insaniyetten...
Savaşın galibi olmayacaktır, ama "barışın galibi" herkesin yüreğindeki haklı yerini alacaktır.

Böyle yarış görülmedi

Geçenlerde, ekranda izlediğim "aslan" ile "zebra" arasındaki trajik av macerasından yola çıkarak "Afrika'daki Derbi" başlıklı bir yazı yazdım. Nice ciddi yazılarımdan çok ilgi çekti. Artık daha dikkatli izliyorum televizyonu.
İnanmayacaksınız ama, bu kez de bir at yarışı gördüm ve yine futbolu hatırladım.
Yarışçı falan değilim; sadece raslantı. Daha doğrusu Futbolig Kafe'deki dostlarımla haftalık bilardo sporumu yaparken televizyon açıktı ve dördüncü koşu icra ediliyordu Ankara Hipodromu'nda.
Beş yaşından yukarı arap atlarından dokuz tanesi "starting box"tan hışımla çıktı. 2100 metrelik yarışın son düzlüğünde kapıştığı atın sağından geçen Akgünbey'in jokeyi Halil İbrahim Akçay, son metrelere tribünlere el sallayarak girdi.
Çünkü emindi rakibini geçtiğinden... Tadını çıkarıyordu. Yakın plan çekim olsa, kazanacağı ikramiyenin "YTL" ışıltılarını görebilirdik gözlerinden.
Lakin kendi sağına bakmayı akıl edemiyordu.
Yarış birkaç saniye içinde "uyuyan tavşan"la "yürüyen kaplumbağa" hikayesine döndü. Tribünlere el sallayan Akçay, tribünden gelen bağrış çağrışa bir anlam veremeden, hiç önemsemediği rakibi Taşankız ve jokeyi Ramazan Taşdelen tarafından baş farkıyla geçildi.
Gerisini göstermedi televizyon. Ama bu yarış, tarihe geçecek cinstendi.

Fenerliler'e sevgilerle
Akgünbey favoriydi. Yarışı birinci bitirmesi işten bile değildi. Aslında birinciydi; atın üstündeki adam işini doğru dürüst yapsaydı. 2100 metrenin tamamı koşulmadan şampiyon olunmuyordu. Yarış bitmeden, birinci gibi hesaplara girmek uğur getirmiyordu belki de.
Daum'a ve Fenerbahçeli futbolculara sevgilerle.

Bilgin kanatlandı

Sevgili Bilgin (Gökberk) Altın Kelebek aldı, ben daha çok sevindim!
Köyün Delisi, o kadar "nev-i şahsına münhasır" birisidir ki, bendeki "mükemmel televizyoncu" fikri, öyle uluorta söylenecek şey değildi.
Seven çılgın gibi sever Bilgin'i, sevmeyeni deli eder deli...
Yazıları da öyle... Hatta, giyimi kuşamı, yaşamı, aşkı, her şeyi... Ekranda da "olduğu gibi".
Belki bu yüzden zirveye emin adımlarla yürüyor.
Amansız doğallığı ile...
Okurlarla aynı kanıdayım.

Cumhuriyet şehidimiz, Danıştay üyesi Mustafa Yücel Özbilgin'e Allah'tan rahmet, gazilerimize sağlık dilerim.

eguven@milliyet.com.tr




SPOR
'Aslan bir sevdadır'
Nobre'de geri sayım
Brezilya sendromu!
Mos hazır kıta
Avrupa'nın kralı Barça: 2-1
Rüya kısa sürdü
Nihat 9 milyon Euro alacak
Yabancıda ek kontenjan!
Dört silahşorlar
Lastik kızlar rakipsiz
Miami turladı
TBMM sahada!
Haber turu...
Bir Allah, bir Atatürk
At yarışları





 PUAN DURUMU
 FİKSTÜR



Ercan GÜVEN
Bir Allah, bir Atatürk
Futbol Federasyonu'nda, Milli Takım'ın büro i...



 Atina 2004
 Dünya Kupası 2002
 Euro 2000
 Sidney 2000
 Dünya Kupası 98
© 2006 Milliyet