Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 18 Mayıs 2006 / Perşembe  
   Milliyet Online    Emlak    Arabam    Kariyerim    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
WASHINGTON'UN TÜRKİYE NABZI (3)
ABD'nin Karadeniz hesabı

WASHINGTON

Türkiye'yi yakın takipte tutan büyük bir düşünce kuruluşunun önde gelen Amerikalı yetkilisiyle aramızda geçen gün şöyle bir sohbet geçti:
"Seçimi hangi parti kazanır?"
"Çok büyük ihtimalle AKP."
"İyi..."
"Ama Türkiye'de bu seçimle birlikte yeniden koalisyonlar dönemi açılabilir. Çünkü parlamentoya dört partinin girmesi de uzak ihtimal değil."
Yüzünü hafif ekşitiyor.
Soru sırası bana geliyor:
"Washington, Bush yönetimi, AKP'ye sırtını dönebilir mi?"
"Sanmıyorum. AKP'ye ilişkin rahatsızlık ve soru işaretleri özellikle son zamanlarda yok değil. Bu durum sadece bazı ateşli Neo-Con çevrelerle de sınırlı değil. Başlangıçta AKP'ye dönük olarak kafasında soru işareti olmayanlarda da şimdi rastlanabiliyor bu durum. AKP'nin İslami geçmişi, gizli gündem vesaire... Hatta bir ara kulaklara, 'Eskiden olduğu gibi Türk ordusuna mı dönsek, asker kanalını mı yine daha çok açsak?' sözü kulaklara çalındı. Ama şu da biliniyor. Türkiye'yi değiştirmek, başka yerlere çekmek o kadar kolay değil."
Benim kafamda, uzun yıllardır Washington'da çalışan bir meslektaşımın belirttiği bir nokta:
"Washington'da Türkiye'yle ilgili olarak bazı odaklarda pompalanan bir korku bazen suyun yüzüne vuruyor. Türkiye'nin gitgide daha muhafazakar ve daha milliyetçi bir ülke haline geldiği... Bu durumun AKP'nin de işine geldiği... Hatta muhafazakarlıkla milliyetçiliğin bayraktarlığını yapan bir AKP tarafından Türkiye'nin Batı'ya sırtını çevirerek başka sulara çekilebileceği..."
Ne düşündüğünü soruyorum.
Türkiye'yi başka sulara çekmenin kolay olmadığına işaret ediyor yine. "AKP hükümetiyle işe bugünkü koşullarda devam" mesajını altını çizdikten sonra şunu ekliyor:
"Eğer bugün Amerika açısından vazgeçilemeyecek ülkeler sıralaması yapılsa, Türkiye herhalde ilk sıralarda yer alır."
Türkiye'nin öneminin nerelerden kaynaklandığına dair bir örnek vermesini istiyorum kendisinden.
Pentagon'da, Amerikan Dışişleri Bakanlığı'nda, Başkan Bush yönetiminin Milli Güvenlik Kurulu'nda duyduğumuz bir konuyu belirtiyor o da:
"Bakın, Karadeniz'in önemi müthiş artıyor. Enerjiden dolayı... Rusya'nın enerji alanındaki tekelini kırmak çok önemli Amerika açısından... Hem boru hatları, hem de doğal gaz alanındaki Rus tekelini kırmak ve kaynakları çeşitlendirmek lazım. Burada örneğin Azerbaycan'ın yeri ve istikrarı, elbette Türkiye'nin yeri ve istikrarı olağanüstü önem taşıyor."
Karadeniz...
Rusya'nın enerji tekeli...
Washington'da Türkiye deyince hemen ön plana çıkan konular... Amerikan Dışişleri'nden bir kaynağın şu sözleri ilginçti:
"Türkiye, Rusya'nın stratejik ortağı olabilir mi? Sanmıyorum. 400 yıllık bir tarihi unutmak öyle kolay değil. NATO bugün zaten Karadeniz'de. Türkiye'yle birlikte Romanya ve Bulgaristan da NATO üyesi ülkeler. Rusya bu durumdan mutlu değil. Rusya'nın, Gazprom'un doğal gazdaki tekelinin kırılması lazım. Bu tekel hem ekonomik hem siyasal bakımdan sakıncalı. Ankara'nın bunu anlaması gerekiyor. Örneğin, Azeri doğal gazının yeni bir boru hattıyla Türkiye üstünden Yunanistan ve İtalya'ya ulaştırılması çok önemli..."
Mavi Akım'la ilgili olarak Samsun'dan dünyaya verilen Erdoğan-Putin-Berlusconi fotoğrafının Washington'u rahatsız ettiği anlaşılıyor.
Karadeniz NATO gölü olabilir mi?
Başkan Bush yönetiminin Milli Güvenlik Kurulu'nda bir kaynakla dün bu konuyu da kapsayan bir ufuk turu yapıyorduk. Türk-Amerikan ilişkileri derken önündeki kağıda dört konuyu yazıyor öncelikle:
İran, Irak, PKK ve Karadeniz.
Türkiye'nin dış politikada artık seyirci kalmak istemediğini, katılımcı ve aktif bir oyuncu olmak istediğini belirtiyor. Washington'un Türkiye'yi önemsemesinin bir işareti olarak da, Başkan Bush'un Milli Güvenlik Danışmanı Steven Hadley'in ilk ziyaretini Ankara'ya yapmış olmasını gösteriyor. İki ülke arasındaki stratejik diyalog açısından bu jestin önemine işaret ediyor.
Doğal gaz konusunda Rus tekelinin kırılması yine sohbet gündeminde. Bu çerçevede Karadeniz'i konuşuyor.
Yeni Romanya Başbakanı'nın Karadeniz'i bir NATO gölü yapmak istemesinin Moskova'da yol açtığı rahatsızlık... Rusya'nın Karadeniz'deki meşru çıkarları... Ankara'nın bu konuda Rusya'yı rahatsız etmek istememesi... Bu arada Rusya'nın doğal gazı bir şantaj aracı olarak kullanmaması...
Dönüp dolaşıp aynı yer:
Amerika'nın Türkiye'yle Karadeniz, Kafkasya ve Orta Asya'da işbirliği isteği... Çünkü bu alanlarda Rusya'nın etkinliğini kırmak ya da sınırlamak isteyen bir Amerika var. Bir başka deyişle, Türkiye'nin Washington'daki önemi bu konulardan da kaynaklanıyor.
Şöyle söylenebilir:
"Amerikalılar pragmatik insanlar. Yakın geçmişte olan oldu. Şimdi bırakalım maziyi. Gel şu ilişkilimizi yeniden tarif edelim. Birlikte neyi yapabiliriz, neyi yapamayız, görelim."
Dışişleri Bakanı Rice'ın son ziyareti, stratejik vizyon belgesi ve Başbakan Erdoğan'ın bu yakınlardaki muhtemel Washington ziyareti galiba böyle bir düşüncenin ürünü...
Washington'dan dördüncü yazı yarın.

Tuzak!
Danıştay'a yapılan silahlı saldırıya lanet olsun. Evet aynen öyle, lanet olsun! Türkiye'nin huzuruna, barışına, istikrarına yapılan bir saldırı bu. Türkiye'de demokrasiye, laikliğe, insan haklarına, hukuk devletine yapılan bir saldırı bu. Türkiye'yi karanlığa çekmek için yapılan bir saldırı bu. Saldırıyı kınıyorum. Silaha, şiddete, teröre, kaba kuvvete yer yoktur uygar toplumlarda.
Danıştay'a çok geçmiş olsun; derin acısını paylaşıyorum.
Ve bir noktaya dikkat:
Oyuna gelmeyelim!
Oyun, Türkiye'yi cepheleştirmek, kutuplaştırmak ve birbirine düşürerek demokrasinin rafa kaldırılmasını öngörüyor. Bu çok kaba bir tuzak. Türkiye'yi bundan sakınalım.

h.cemal@milliyet.com.tr








Taha AKYOL
Sağduyu zamanı
DANIŞTAY'A yapılan saldırı korkunç... Saatler...
Çetin ALTAN
Evcil minik zürafalar, ayılar, filler de üretilebilse...
"Türkiye'nin sorunları" paketi, bir hayli bay...
Melih AŞIK
Hastalıklı iklim
Danıştay 2. Dairesi'ne silahlı baskın düzenle...
Fikret BİLA
Cumhuriyete karşı rövanş siyasetinin yanlışlığı
Danıştay'a yapılan saldırıyı duyup kapısına u...
Hasan CEMAL
ABD'nin Karadeniz hesabı
Türkiye'yi yakın takipte tutan büyük bir düşü...
Yılmaz ÇETİNER
Milliyet'in geleneksel çizgisi devam ediyor!
Türkiye hele şu son yıllar mayın tarlasında g...
Güneri CIVAOĞLU
Karışık ve bulaşık
Danıştay'a kanlı baskın rezilliği için "Hafiy...
Can Dündar
İran'da mı eğitildi?
Danıştay'daki saldırıyı izleyen saatler... Y...
Hurşit GÜNEŞ
Cimbom'un şampiyonluğunu kutluyoruz
Gençliğimin önemli bir bölümü sporla geçti. B...
Doğan HEPER
Lider böyle günde lazım
TÜRKİYE'nin hali iyi değil.
Semih İDİZ
Ermeniler Kerinçsiz ve dostlarına müteşekkirler
Fransız Parlamentosu Ermeni soykırımını redde...
Sami KOHEN
Eski düşman dost olur!
"ESKİ dost düşman olmaz" derler, ama bu ulusl...
Hasan PULUR
Baklavadan Pontus'a...
GEÇEN gün televizyonda baklava tartışılıyordu...
Derya SAZAK
Saldırı
Danıştay 2. Dairesi üyelerini hedef alan kanl...
Meral TAMER
Hititlerden esinlenen tasarımlar
Danıştay'a menfur saldırı öylesine içimi acıt...
Yaman TÖRÜNER
Başarılı yönetim
Dövizde görülen küçük hareketlenme, bitti say...
Güngör URAS
IMF ve MB'nin yanlışlarının faturasını ödüyoruz
Cumhurbaşkanı Anayasa kitabını fırlattı da ön...
Serpil YILMAZ
Kadir Has: Kendimle iftihar ediyorum
Kadir Has Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başka...
M. Ali BİRAND
Türbancılar'a teslim olmayacağız
Türban konusuyla oynayanlar artık mutlu olabi...

© 2006 Milliyet