|
Lider böyle günde lazım
TÜRKİYE'nin hali iyi değil.
Ekonomisi düz bir rota çizemiyor. Dalgalı kur rejiminde de bu tip yüksek dalgalanmalar olmaz.
Son günlerde olanlar nerede, tahminler nerede?..
Doların yükselişini, bir anda alacağı irtifayı, mesafeyi, hükümet içinde tahmin eden oldu mu? Hayır.
Türk parasına güvenenler pişman oldu. Bazıları "Devalüasyon yapıldı" diyor. Hükümetten habersiz devalüasyon. Adı ne olursa olsun normal mi bu? Bekleniyor muydu?
Başbakan salı günü grupta bunu anlatmalıydı. Dün dünde kaldı. Bugün düne bakıp övünmek kendini inkârdır.
* * *
EKONOMİK durumumuz pamuk ipliğine bağlı, yani bıçak sırtında, yani sırat köprüsünde, yani yabancıların elinde...
Devletin, hükümetin, Merkez Bankası'nın ve onu yönetenlerin peki görevi ne?
Çalkantıyı seyretmek mi, yoksa bu çok yüksek dalgalara engel olmak mı? Ani zenginleşmelere dur demek mi?
Böyle ikide bir krizler olacaksa Türkiye'yi herkes yönetebilir.
İşte bunun için Türkiye'de "lider yok" diyoruz.
Türk Dil Kurumu lideri şöyle tarif ediyor:
"Yönetimde gücü ve etkisi olan kimse..."
Var mı Türkiye'de böyleleri?..
Olsaydı bugün arayış içinde olmazdık. 80 yaşını geçen 9. Cumhurbaşkanı Sayın Demirel'in siyasete dönmesi sözlerini, isteklerini işitmezdik.
* * *
Peki, Erdoğan'ın ve AKP'nin karşısında hangi lider var?
İşte bu soruya açık seçik bir cevap yok. Eskişehir Belediye Başkanı Sayın Yılmaz Büyükerşen'in "toplayıcı" olacağını hesap edenler var. "Küçük partileri bir araya getirir ve Erdoğan'ın karşısına dikilir" diyenler var.
Ama bu toplamanın içinde, hatta başında CHP olmadıkça Erdoğan'ın karşısına dikilebilecek etkin bir güç doğamayacaktır.
Üstelik, Büyükerşen böyle bir hesap içinde görülmüyor. Yani önce CHP liderliğini ele geçirme, sonra diğer partilerle birleşme hesabı içinde yok.
* * *
BİZ, 70 milyon, insan unsuru bakımından kısır bir dönem yaşıyoruz. Ortam müsait ama, yeni toplayıcı bir kişi, bir lider veya liderler çıkaramıyoruz. Olanlarla yetiniyoruz. Olanlar da yıpranmış. Bakalım ne zamana kadar bu durum sürecek? Böyle gitmeyeceğini son ekonomik olaylar da gösteriyor.
DANIŞTAY'A SALDIRI
Saldırı Danıştay'a değil "laikliğe"dir.
Yani "Anayasa"yadır.
AKP grup toplantısını türbanlı kadınlarla yaparsa ve Başbakan bunlarla şarkı söylerse olacağı budur.
İt ürür, ama kervan yürüyor, yürüyecek de...
Utanma
PKK adeta bir "medya grubu" kurdu.
Bu terör örgütünün şimdi 3 TV kanalı, 6 radyosu, 2 haber ajansı, 7 gazetesi, 45 dergisi var. Bir yenisi de İsveç'te kuruluyor.
Avrupa, bunlara müsaade ediyor ve destekliyor.
Bu durumdan Avrupa acaba utanç duymuyor mu?
Yoksa bugüne kadar PKK'yla baş edemediği için Ankara mı utanmalı?
ÇETİNER
Kerkük ve İnönü
Yılmaz Çetiner'in "Nefes Nefese Bir Ömür" adlı kitabı boşuna yeni baskılar yapmıyor.
Yakın tarih meraklıları için bir hazine olan bu kitabında Çetiner bakın Kerkük ve Musul konusunda İnönü ile bir anısını nasıl anlatıyor.
"Paşam, Musul ve Kerkük'ü niçin Araplara bıraktık? Bu bölge, ilan ettiğimiz Misak-ı Milli sınırları içinde değil miydi?
İnönü kulağımı çekiyor ve hafifçe öksürerek şunları söylüyor:
Eğer biz Musul'u almaya kalkışsaydık, Edirne ya da İstanbul elden gidebilirdi. Bu öyle bir dengeydi ki, hazırlıktan önce süreyi uzattılar. Sonra görüşürüz, dediler. Ama onların en büyük emeli, şartı Musul'du. Israr edersek, diğer topraklarımızdan kaybımız olurdu. Hatta Lozan Antlaşması tehlikeye düşerdi.
İsmet Paşa'nın bu söylediklerini, daha sonraki yıllarda, olayı bizzat orada yaşayanların Lozan anılarını okuyunca daha iyi anladım. Lozan Antlaşması'nın bir başka kazanılmış meydan savaşı olduğunu gördüm."
Bugün bu meydan savaşı devam ediyor. Bizans entrikaları yine var. Hem de Türkiye büyüyüp güçlendiği Lozan'daki Türkiye olmadığı halde. Kerkük'te Türkler bu kadar yıl sonra yine yutulmak isteniyor. Hem de yine bütün dostlarımızın yardımıyla!
"Tarih tekerrürden ibarettir" diyenlerin doğru söylediklerine Yılmaz Çetiner'in bu eserini okuduktan sonra daha çok inanıyorsunuz.
NE İSTİYOR?
AB bize ne verecek?
AB'nin Türkiye'den istekleri var:
Ruhban okullar açılsın, Vakıflar Kanunu değişsin, Gayrimüslim hakları artsın, Cemevleri tanınsın, Dini eğitimi herkes versin, 24 saat Kürtçe yayın yapılsın, Güneydoğu'dan askeri çekin, Türbana izin vermeyin.
Şantaj listesi bitmedi:
"TCK değişsin, Ek Protokol'ü imzalayın, liman ve havaalanlarını açın" da bu listeye eklendi.
"Belki kabul ettiririz" düşüncesiyle bir de ödül vaadi yapıldı.
"Bunları yapın, Fransa'nın ve Almanya'nın desteğini arkanıza alın."
Bir gazetemiz AB'nin bu akıl almaz isteklerini manşet yaptı.
AB'ye girişimiz garanti olsa bu şantaja da bir şey diyeceğimiz belki olmayacak, susacağız.
Ama en son Danimarka Başbakanı Rasmussen söyledi, "Türkiye'ye AB tam üyeliği yok."
Öyleyse bu istekler, bu şantaj niye?
Üstelik, AB'nin bu isteklerine evet diyerek Fransa'nın hangi desteğini arkamıza alacağız?
"Ermeni soykırımı" iddialarından Fransa vazgeçtiğini mi açıklayacak?
dheper@milliyet.com.tr
|
|