Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 19 Mayıs 2006 / Cuma  
   Milliyet Online    Emlak    Arabam    Kariyerim    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Mikrofon deyip geçme

İtalya'da turladığım o dünlerde, eğer bizimkilerle turluyorsam otobüste üç şeyi yasaklardım.
Galatasaray'ı, Fenerbahçe'yi kimse konuşamazdı.
Siyaseti de...
Ve mikrofonu kimsenin eline vermezdim.
Bir defa bu kuralların dışına çıkmıştım, 70-80 yaşlarında beyefendi, tonton, torunlarıyla beraber seyahat eden bir üst düzey emekli bürokrata, otobüstekilerin ısrarı ile bir fıkralık mikrofonu vermiştim.
Fıkrayı anlattıktan sonra, ortalık birbirine girmişti.
Torunları bile ağlamaya başlamıştı.
Böyle dede mi olurdu?
Bir dede böyle bir fıkrayı nasıl anlatırdı?
O günden sonra mikrofonu, bir daha kimseye vermedim.
***
Saracoğlu Stadı'ndaki mikrofon herkesi rahatsız etmişti.
En çok da Galatasaraylı'yı...
Herkes mikrofonu konuşmuştu.
En çok da Galatasaraylılar.
Sonra Galatasaray şampiyon oldu.
Ali Sami Yen'de de bir mikrofon ortaya çıktı.
Sabri'nin elindeydi.
Sabri...
Galatasaray'ın genç, toy, hırslı, heyecanlı futbolcusu iki de gol atmıştı o gün. Duyguları en üst seviyedeydi.
Adrenalini de...
Bir şeyler söyledi, ne söylediğini dinlemedim bile.
Sonra o mikrofon Adnan Polat'ın eline geldi, saati sordu tribünlere...
Sonra tehlike geçti.
Hafif atlatıldı.
***
"Bir yönetici ağabeyimden izin aldım" diyordu Sabri.
Yani planlı da.
"O Fenerbahçeli futbolcu (Tuncay'ı kastediyor herhalde) o lafları ettiğinde, ant içmiştim" diye de devam ediyordu yine Sabri.
Ant içmişti.
Ve mikrofon o anda en son eline verileceklerden birinin eline verilmişti.
Üstelik bir yöneticisinin izniyle.
Fenerbahçeli son anda kaybedilen şampiyonluğun etkisiyle zaten üzgündü, zaten yıkılmıştı, zaten bitmişti.
Galatasaray orada bir adım atmalıydı.
Farklı bir adım.
Mesela Adnan Polat, Fenerbahçe için birkaç hoş, onları onore eden cümle söyleyebilirdi.
O yeni dönemi Adnan Polat orada başlatabilirdi.
O farklı adımı o orada atabilirdi.
Üstelik ona yakışırdı.
Yapmadı.
Ve yine tren kaçtı.
O mikrofon seneye Saracoğlu'nda tekrar ortaya çıkacak.
Hepimiz yine her mikrofona tepkimizi gösterdiğimiz gibi o mikrofona da tepkimizi göstereceğiz.
Ama Galatasaraylı gösteremeyecek.
Adnan Polat hiç gösteremeyecek...

Florya'nın şifresi

Lig TV'de Alev'le (Evliyaoğlu) yaptığımız Çizgi Dışı'nın son konuğu, Galatasaraylı Ayhan Akman, eşi Gizem ve oğulları bir buçuk yaşındaki Hamza Yiğit'le bir buçuk aylık Efe'ydi.
Kucağımda Efe ile açtım programı.
Yanağında kırmızı boya vardı.
Şampiyon oldukları gün Özhan Bey'in yanağındaki boya zannettim.
Alev öpmüş meğer Efe'yi.
Program şahane gidiyordu.
Sonra Efe uyudu.
Hamza da dolaşıp duruyordu, sanki programla hiç alakası yok gibiydi.

Çocukta saklı
Sonra aniden stüdyodaki ekranda Galatasaray amblemi gözüktü.
Aniden "baba baba" diye bağırdı Hamza...
Sonra aniden laf, nasıl geldiyse geldi, Saidou'ya geldi.
"Yahya, Yahya" diye bağırdı Hamza.
Saidou'nun oğullarından birinin adıymış.
Galatasaray'ın sırrını merak ediyor herkes veya Florya'nın şifresini.
Sır bu işte.
Şifre de bu.
Bir buçuk yaşındaki, kendi ismini zor hatırlayan, kendi dünyasında yaşayan Hamza, Saidou denince Yahya'yı hatırlıyor.
Galatasaray amblemi görünce de babasını...

Altın Kelebek, Ercan, TRT, Lig TV

Sevgili Bilgin (Gökberk) Altın Kelebek aldı, ben daha çok sevindim!
Köyün Delisi, o kadar "nev-i şahsına münhasır" birisidir ki, bendeki "mükemmel televizyoncu" fikri, öyle uluorta söylenecek şey değildi.
Seven çılgın gibi sever Bilgin'i, sevmeyeni deli eder deli...
Yazıları da öyle... Hatta, giyimi kuşamı, yaşamı, aşkı, her şeyi... Ekranda da "olduğu gibi".
Belki bu yüzden zirveye emin adımlarla yürüyor.
Amansız doğallığı ile...
Okurlarla aynı kanıdayım.
***
Yukarıdaki cümleleri Ercan'ın (Güven) dünkü köşesinden aldım.
O da nev-i şahsına münhasır bir adam.
O da mükemmel bir dost, mükemmel bir adam.
Ona teşekkür ediyorum.
Hürriyet okurlarına da tabi, Stadyum'u yılın spor programı seçtikleri için.
Sezon bitti.
TRT Genel Müdür Vekili Sayın Ali Güney'e, görünmeyen kahraman Esennur Sirer'e, TRT Spor Müdürü Tufan Turasan'a ve TRT spor ekibine, sezon boyu kendimi evimde gibi hissettirdikleri ve arkamda durdukları için için teşekkür ediyorum.
Bir teşekkür de ortağımız yayıncı kuruluş Lig TV'ye tabi.
Hem kendi adıma.
Hem de Stadyum adına.
Ve...
Bir teşekkür de Lig TV'deki programlarımda sezon boyu bana her türlü kolaylığı gösteren ve her konuda destek olan, her yerde ismim geçtiğinde, beni hep onore eden, taaa o dünlerden çok eski dost Şansal Büyüka'ya ve onun nezninde tüm ekibine.

Tuna Altuna

"Elimizde doğdu" denir ya.
Onlardan.
Elimde doğdu.
Müthiş afacan, müthiş yaramaz, ama bir o kadar da cin gibi, bir o kadar da sımsıcak, sempatik bir çocuktu.
Her an enerji doluydu. Her an patlamaya hazırdı.
Babası Haldun evime getirirdi bazen felaketi. Bir hafta sürerdi evi eski haline getirmek...
Yine de bir daha gelsin isterdim.
Tuna şimdi 17 yaşında.
ITF Junior dünya sıralamasında 295'incisiymiş. Türk tenis tarihinde ilk defa 300'ün altına bir oyuncu giriyormuş.
"Miş", çünkü bilmiyordum, biliyormuş gibi de yazmak istemedim.
Anası Nurdan'a çekmiş.
Haldun'a sponsoru var mı diyorum, "Var da yok da!" diyor.
Yani yok.
Tuna en eski arkadaşlarımdan birinin oğlu.
Oğlum gibi.
Belki tenise meraklı bir sponsor okur.
Belki Tuna'ya bir faydam olur.

Bilgin'den
(Geçen hafta köşemi yazamadım, annem merak etmiştir)
Beni en çok seven, en sevdiğim, en özlediğim ve tanıdığım en yumuşak kadına...
Anneme...
O öldükten sonra bana annelik de yapan, annem kadar sevdiğim, canımı hiç düşünmeden verebileceğim o üç kadına....
Ablalarıma...
Taaa o zamandan beri bana annemmiş gibi bıkmadan, usanmadan emek veren, tanıdığım en hoş, en havalı, en zarif, en tatlı o genç anneye...
O'na...
14 Mayıs 2005...
Gününüz kutlu olsun.


DMC 34204 Bağcılar-İstanbul
Faks: 0212 505 62 70

bilgingokberk@mail.com




SPOR
100 yılın kaosu
Kriz kozumuz oldu
'Yıldırım beni üzdü'
Nobre'de mutlu son
Parreira tamam gibi
Gözler Santini'de
İstikrar ve İspanya
Futbolun festivali
Düşünebiliyor musunuz?
Plajda smaç sesleri
Banvit kareyi tamamladı: 80-76
Detroit şokta
Küçük adamlar pistte
Yalova'da spor coşkusu
Haber turu...
Mikrofon deyip geçme
İnciler minciler
At yarışları





 PUAN DURUMU
 FİKSTÜR



Bilgin GÖKBERK
Mikrofon deyip geçme
İtalya'da turladığım o dünlerde, eğer bizimki...
Nilay YILMAZ
İnciler minciler
Önceki akşam hiç üşenmedim, Barcelona-Arsenal...



 Atina 2004
 Dünya Kupası 2002
 Euro 2000
 Sidney 2000
 Dünya Kupası 98
© 2006 Milliyet