|
Bugün 19 Mayıs
Bugün 19 Mayıs... Bağımsız Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşu için Ata'nın Samsun'a ilk adımını attığı günün 87'inci yıldönümü... Ne var ki artık bağımsızlıkla pek ilgimiz kalmamıştır. Teslimiyetçilik bir yönetim biçimi olduğu gibi, ABD'ye Başbakan Danışmanı tarafından "Başbakan'ı kullanın" tavsiyesi bile yapılabilmektedir.
19 Mayıs ayrıca, Cumhuriyet'in yaşamında kilometre taşı sayılacak bir kanlı olayın hüznü içinde kutlanıyor. Aylardır hedef gösterilen Danıştay kurşunlanmış, Cumhuriyet tarihinde eşi görülmemiş bu olay sonucu laik demokratik Cumhuriyet yara almıştır.
"Münferit olay... Provokasyon... Sanığın cezai ehliyeti var mı bakalım? Bunu başörtüsüyle ilişkilendirmeyelim... Kimse bu olaydan rant elde etmeye çalışmasın... Türban yüzünden olsaydı, türban kararına muhalif oy veren üyeyi vurur muydu?!" vs...vs...
İktidar sözcüleri cinayeti aydınlatmaktan çok Danıştay cinayetiyle bağlarının olmadığını ispat çabası içindeler... Neden? Danıştay saldırısının kendi başlattıkları kavganın, yarattıkları iklimin sonucu olduğunu düşünüyorlar da ondan mı acaba!
Türkiye'nin buralara sürekleneceği üç yıldır yazılıp çiziliyor... Halkı "biz - siz", "inançlı - inançsız" gibi ayrımlar içine sokan, bu politikalarla oy toplayan zihniyet, toplumu geriyor. Cumhuriyet kurumlarına karşı açılan siyasi savaş, yarınları karartıyor. Acaba akıl ve mantık günün birinde galip gelecek mi? Yoksa bu ilkel bataklıkta debelenip duracak mıyız?
Bugüne kadar memleketin nereye gittiğini göremeyenler, Cumhuriyet gazetesine atılan bombalarla Danıştay'a sıkılan kurşunların sesini duymuş olsalar bari...
Haldun Ertem
'Ey Türk Gençliği...'
Atatürk'ün Türk gençliğine hitabesi, ne yazık ki, 80 yıl sonra hâlâ anlamını koruyor. Hâlâ yeni nesillere acil görevlerini anımsatıyor. Okuyalım, anımsayalım:
Ey Türk Gençliği... Birinci vazifen Türk istiklalini (bağımsızlığını), Türk cumhuriyetini, ilelebet (sonsuzluğa kadar), muhafaza ve müdafaa etmektir.
Mevcudiyetinin (varoluşunun) ve istikbalinin (geleceğinin) yegâne temeli budur. Bu temel, senin en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek dahili ve harici bedhahların (kötülüğünü isteyenler) olacaktır. Bir gün, istiklal ve cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şeraitini (koşullarını) düşünmeyeceksin. Bu imkân ve şerait çok namüsait (elverişsiz) bir mahiyette (nitelikte) tezahür edebilir (ortaya çıkabilir). Ve cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili (temsilcisi) olabilirler.
Cebren (zorla) ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zapt edilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil (gerçekten) işgal edilmiş olabilir.
Bütün bu şeraitten daha elim (acıklı) ve daha vahim (korkunç) olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet (aymazlık) ve dalalet (sapkınlık) ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri şahsi menfaatlerini (çıkarlarını), müstevlilerin (işgalcilerin) siyasi emelleriyle tevhit edebilirler (birleştirebilirler); millet, fakru zaruret içinde (yoksulluk içinde) harap ve bitab (bitkin) düşmüş olabilir.
Ey Türk istikbalinin evladı! İşte; bu ahval ve şerait içinde (şartlar içinde) dahi, vazifen Türk istiklal ve cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur.
23 Nisan, 19 Mayıs, 30 Ağustos, 29 Ekim... Kimisi bayramlarımızın çok olduğunu söylüyor. Fransa'da 25 - 26 Mart ağaç bayramıydı, 16 Mayıs ekmek bayramı. Eloğlu her fırsatı bayrama çeviriyor. Önemli olan bayramları bayram gibi yaşamak... Üretime dönüştürebilmek...
Diyanet
Cumhuriyet gazetesine bomba atanlar da... Danıştay'ı kana bulayan Alparslan Arslan adlı katil de... Eylemden önce ve sonra "Allahuekber" diye bağırıyor... Bu eylemler belli ki "Allah" adına yapılıyor... Dinci siyasetin etkilediği birçok kesim bu saldırıyı Allah yolunda savaş olarak algılıyor... Acaba... Akıl ve izan sahibi bir yüksek din adamı olan Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Bardakoğlu, din adına cinayet işlenemeyeceğini, gerçek inanç sahiplerinin böylesi vahşeti hoş görmeyeceğini haykırmak için ne bekliyor? Aklın ve gerçek inancın sesi neden camilerdeki hutbelerde yankılanmıyor?
Diyanet İşleri'ne, bir yüksek kurul olarak, halkı bu yönde aydınlatma görevi düşüyor...
m.asik@milliyet.com.tr
|
|