|
WASHINGTON'UN TÜRKİYE NABZI (4)
Çankaya seçimi için 'uzlaşın' önerisi
WASHINGTON
Amerikan Dışişleri Bakanlığı'nda sohbet ediyoruz. Konu, Türkiye'de tarikatlar ve gizli gündem. Ve bu çerçevede örneğin Nakşibendiler...
Dindar bir grup olarak Nakşilerin son tahlilde İslami bir düzenden yana olduklarını söylüyor. Bunu onların bir ütopyası olarak da niteliyor. Hepsinin 'derin sabır'a sahip olabileceklerini de belirtiyor.
Söz AKP'ye geliyor.
Avrupa Birliği'ne uyum çerçevesindeki reform ve demokratikleşme adımları konusunda söylediği ilginç:
"Şu da düşünülebilir: Bütün bunlar kısa vadede AKP'nin var olma alanını yaratıyor ya da genişletiyor."
Samimi olmayabilir mi AKP?
Öyle mi demek istiyor?
Amerikalı diplomatı dinlerken, yıllar öncesine gidiyorum. 1988'de yine Amerikan Dışişleri Bakanlığı'nda sohbet ederken ANAP lideri Özal ve Avrupa Birliği konusu açılmıştı.
Özal bir süre önce başbakan olarak AB'ye Türkiye'nin tam üyelik başvurusunu yapmıştı. Ancak Özal'ın bu konudaki içtenliğine inanmıyordu Amerikalı diplomat. Elimdeki not defterimi almış, üç dilde Arapça, Farsça ve Türkçe olarak bir sözcük yazmıştı:
Takiye!
Bu sözcüğü ilk kez duyuyordum. Gerçek dini düşüncenin saklanması anlamını taşıyordu. Özal'ın da aslında takiye yaptığını, AB konusunda samimi olmadığını, 'gizli gündemi'ni sakladığını öne sürüyordu.
Bir yıl sonra yazacağım Özal Hikâyesi isimli kitabıma Amerikan Dışişleri'nde yaşadığım bu olayı anlatarak başlamış, takiye deyimi de böylece Türk siyasal yaşamına girmişti.
Yıllar önce bana 'takiye'yi öğreten ve artık Dışişleri'nde çalışmayan bu Amerikalı, sanıyorum, şimdi de Washington'daki Neo-Con saflarda AKP iktidarının gizli gündem sahibi olduğunu anlatıyor.
Karşımda oturan Amerikalı diplomata bunları özetledim. Gerek Özal zamanında, gerek Erdoğan döneminde atılan reformcu adımlarla gizli gündem konusunun nereye kadar bağdaşabileceğini sordum.
Bunlar çelişmez miydi?
Siyasal ve ekonomik açılımlar olsun, demokratikleşme olsun, ekonomide dışa ve pazara açılma olsun, bütün bunlar eğer açık bir topluma, şeffaf bir devlete ve güçlü bir sivil topluma yatırım yapmaksa, bu yoldan Türkiye 'İslamcı bir düzen'e götürülebilir miydi?
Yoksa tersi mi olurdu?
Bir başka deyişle:
AB yolunda yürüyen bir Türkiye, İslamcı düzen gündeminden giderek uzaklaşmaz mıydı?
Bu konuyu tartıştık.
Özetle şunları söyledi:
"Evet, Türkiye gibi bir ülkede gizli yoldan İslamcı bir gündemi uygulamak zor. Türkiye'de laikleşme sürecinin 150 yıllık bir geçmişi var. Tam güvenebilir miyiz AKP'ye? Bilemiyorum. Ama bu süreç, istense bile, geri çevrilmesi zor bir süreç... Türkiye'deki laik kurumlar güçlü... Ordu, üniversite, yargı... Ama şunu da teslim etmek lazım. Büyük resme bakınca, AKP, bu hükümet çok iyi işler de yaptı Türkiye için..."
Devlet içinde, bazı bakanlıklarda kadrolaşmanın bazı bakımlardan rahatsızlık verici olduğuna değindi. Ve genelde AKP'ye fazla güvenmediğini belli etti.
Sonra da ekledi:
"Türkiye İslamcı düzene götürülebilir mi? Bu kadarı olmaz. Ama 1920'lerin, 1930'ların Kemalizm'i de olmaz."
Washington'u rahatsız eden gelişmeler arasında Hamas lideri Meşal'ın Ankara ziyaretiyle Merkez Bankası olayını saydı. Merkez Bankası Başkanlığı'na Çankaya'dan dönen ilk atama için de, "İyi ki olmadı!" dedi.
Sohbet, buradan bir başka konuya, 'Cumhurbaşkanı seçimi'ne gelince aynen şöyle dedi:
"Genelkurmay, Erdoğan'ın cumhurbaşkanlığına yeşil ışık yakmaz!"
Ama Erdoğan isterse, olabilir miydi? Bir inatlaşma süreci, Erdoğan'ın Çankaya Köşkü'ne çıkmasına yol açabilir miydi?
Bu konuları da konuştuk.
Cumhurbaşkanlığı seçimi, Amerikan Dışişleri çevrelerini Türkiye'deki siyasal istikrar açısından ister istemez ilgilendiriyor. Bakanlığın bir başka odasında, bir başka gün yine Erdoğan ve Çankaya'dan açıldı.
Erdoğan'ın bu konuda yalnız Meclis'teki çoğunluğuna değil, 'hassasiyetler'e de bakması gerektiğini söyledi.
Şöyle bir soru sordu:
"Çankaya, AKP ile laik cephe arasındaki gerginliği, istikrarı bozacak kadar artırabilir mi?"
Yanıtını da kendi verdi:
"O kadar kaygılı değilim. Demokratik olgunluğun gereği olarak uzlaşma yollarının açık tutulacağını umuyorum."
Erken seçim mi, zamanında seçim mi AKP'nin çıkarına daha uygun olabilir? Bu soruyu da kendi sordu, kendi yanıtladı:
"Zamanında seçim bence AKP'nin çıkarına daha uygun düşer. Yani cumhurbaşkanı seçiminden sonra milletvekili seçimi... Ama zamanında seçime de bir hayli var. Bekleme süresi uzadıkça AKP'nin yıpranması ve seçimde daha kötü sonuç alması ihtimali de akla geliyor."
Kısacası:
Cumhurbaşkanı seçimi, Türkiye'de siyasal istikrar açısından Washington'u ilgilendiren konular arasında yer alıyor. Krize neden olmadan, makul bir uzlaşmayla sonuca gidilmesi temenni ediliyor ve bu ihtimalin daha yakın olduğu belirtiliyor bazı odaklarda...
Washington'dan beşinci yazı yarın.
h.cemal@milliyet.com.tr
|
|