|
 |
|
|
Dönüm noktasına gelindi
Bir dönüm noktası teşkil edeceği kesin; ama piyasalar çarşamba sabahı Danıştay'ın uğradığı saldırıya tepki göstermedi. Olayın sindirilmesi ve fiyatlandırılması sanırım bir hafta kadar bir zaman alacak.
Piyasalar kararını hükümetin olayı nasıl idare ettiğini gördükten sonra verecek.
Bu bağlamda Başbakan Tayyip Erdoğan'ın oynayacağı rol kritiktir.
Bu olay AKP'nin kucağına düştü.
Danıştay'a saldırıyı gerçekleştiren kişi AKP'nin Danıştay karşıtı tutumundan esinlenmiş olsa da olmasa da katilin faturası AKP'ye çıkacak.
AKP, hak etse de etmese de, iktidarının bundan sonraki bölümünde bu kan yükünü sırtında taşımak zorundadır.
Bu olay Erdoğan'ın otoritesi ve itibarını zayıflatacak. Türkiye artık kendini istikrarlı bir ülke olarak satamayacak. Danıştay olayından önce azalmaya başlayan görüş mesafesi daha da azalacak. Yaklaşan cumhurbaşkanlığı seçimlerinin laik lobi ve bunun en güçlü oyuncuları olan askerler ve cumhurbaşkanı ile hükümet arasında yol açması kesin irade çatışması mesafeyi daha da kısaltacak.
Gelecek hafta...
Bunların döviz, bono ve borsa üzerinde etkilerinin ekonomiye yansımalarını gelecek haftadan itibaren görmeye başlayacağız. Yılın ikinci yarısında enflasyonun, büyümenin ve şirket kârlılıklarının olumsuz bir biçimde etkilenmesi kaçınılmazdır.
İncir çuvalındaki incirlerin bir bölümü berbat olacak ama ne kadarı belli değil. Her gördüğümüz uçurumdan kendimizi atmaya olan eğilimimiz göze alınacak olursa iyimser olmak için fazla bir neden yok.
Erdoğan bilgi, görgü ve tecrübe olarak bu boyuttaki krizi idare edecek çapta bir politikacı değildir.
Erdoğan Cumhurbaşkanı'yla, yargıyla, YÖK'le, askerlerle, hakarete varan saldırılarda bulunduğu TÜSİAD gibi meslek kuruluşlarıyla, kavgalıdır. Cumhuriyet tarihinde aynı anda bu kadar çok kişi ve kurumla kavgalı olan bir başka başbakan olmadı.
Erdoğan'ın partisi üzerinde otoritesi de zayıftır. AKP aşırı milliyetçilerden Anavatan liberallerine uzanan bir görüşler yelpazesinin koalisyonudur. Bülent Arınç, Abdüllatif Şener, Cemil Çiçek gibi önde gelen AKP'liler ayrı bir güç merkezi gibi hareket etmekte, kimi bağladığı belli olmayan, başbakanla tenakuza düşen açıklamalar yapmak alışkanlığındadırlar.
Erdoğan partisine güvenemediği içindir ki iktidarına nefes aldıracak bir kabine değişikliğine gidememektedir.
Başka bir Avrupa ülkesinde böyle bir durumda gözler muhalefete çevrilirdi. Bizim böyle bir şansımız da yok. Deniz Baykal diktasındaki Cumhuriyet Halk Partisi AKP'ye (veya herhangi başka bir şeye) alternatif değildir. AKP iktidarının devamının garantisidir.
mmunir@milliyet.com.tr
|
|
|

|