|
Ne ekersen onu biçersin...
Danıştay saldırısının perde arkasıyla ilgili yeni bilgiler geldikçe, nasıl bir tehlikeyle karşı karşıya olduğumuz biraz daha iyi anlaşılıyor.
Cinayeti işleyen kişinin Ülkü Ocaklarıyla ilgisi belki AK Partiyi rahatlatmış, MHP'lileri ise rahatsız etmiş olabilir. Ben bu olayın AK Parti'de veya MHP'de sempatiyle izlenmediğinden eminim. Hepimizin miğdesi bulandı. Hepimiz, büyük tepki gösterdik. Ancak ortada da böyle bir gerçek var.
Kimi kendini vatansever ilan edip eline silah alıyor, kimi de din adına satırı tercih ediyor. İşte bu gruplara karşı hep birlikte harekete geçmemiz, onları cesaretlendirmememiz gerekiyor.
Devlet Bahçeli, Ülkü Ocaklarını sokaktan bilgisayar başına çekmek isterken, bu yolun tehlikelerini görüyordu. Bundan dolayı –büyük eleştiriler alma pahasına- Ülkü Ocaklarına çeki düzen veriyordu.
Her "Milliyetçiyim" diyen, her kurt işareti yapan, her "Vatan adına kaba kuvvet kullanan" Ülkü Ocaklı sayılamazsa, her "ülkü Ocakları adına" harekete geçeni de Ülkücü diye suçlayamayız.
Ancak, gelin hep birlikte harekete geçelim. Din ve Türban; Vatan veya Milliyetçilik adına silaha davranan herkesi cezalandıralım.
Kaba kuvvete, hep birlikte karşı çıkalım.
Yoksa bu çıkmazdan kurtulamayız...
* * *
KIBRIS'TA HAYATİ ÖNEMDEKİ GELİŞMELER
Bu hafta başı Doğan Yayın Holding'in artık gelenekselleşmiş DOĞAN GÜNCEL toplantısı vardı. Konuğumuz da KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat idi. Bir bölümü yazılmak, diğer bölümü de yazılmamak üzere, bize Kıbrıs konusundaki gelişmeleri anlattı, değerlendirmeler yaptı, dikkatimizi çekti. Bence en önemlisi, Kıbrıs sorununun nasıl şekil değiştirdiğini gösterdi. Başka işlerle uğraşmaktan bu değişimi tam algılayamamışız.
Hatırlayacaksınız, eskiden Kıbrıs sorunu Türkiye, Yunanistan, İngiltere ve ABD arasında tartışılırdı. Tartışma sahnesi de, Birleşmiş Milletlerdi. Ortada da hep belirli tarihler dolaşırdı. "Şu tarihe kadar bu olmazsa, Kıbrıs'ta şöyle bir durumla karşı karşıya kalabiliriz" denirdi.
Bugün durum çok farklı.
Bugün, işin içine Avrupa Birliği de girdi. Yine belirli tarihler var, ancak bunlar artık AB ile Türkiye müzakerelerinin tarihleri. Yani Kıbrıs, AB ile ilişkilerimizin çok önemli bir anahtarı oldu.
Diğer önemli bir farkı, eskiden "bölünmüş Kıbrıs, AB'ye giremez" denirken, şimdi "artık olanlar oldu, artık birleşin" sesleri ortaya çıkar oldu.
Papadopulos'un uyguladığı politika da temelinden değişti. Rumlar artık, iki toplumlu, iki kesimli federal bir Kıbrıs'tan söz etmiyorlar. Rumlar bugün, KKTC'nin kendilerine ilhak edileceği günü bekliyorlar. ÜNİTER DEVLET'ten kastettikleri, KKTC'nin Rum egemenliğini kabul etmesi.
Türk tarafı ise, BİRLEŞİK KIBRIS'tan söz ediyor. Yani Annan planındaki gibi, iki bölgeli, iki eşit siyasi hakka sahip toplumdan oluşan bir Kıbrıs...
Papadopulos, Türkiye'nin müzakere sürecinde ve bir çözüm bulunamazsa, tam üyelik öncesinde KKTC'yi bırakmasını bekliyor. Ankara'nın AB için KKTC'yi harcayacağının hesabını yaptığından dolayı hiçbir açılıma yanaşmıyor. Üzerinde dış baskı olmadığından dolayı da, bu oyunu sürdürüyor.
Birgün, çok yanıldığını anlayacak, ancak o güne kadar da direnecek...
* * *
EN BÜYÜK TEHLİKE, MÜLKİYET DAVALARI...
Kıbrıs'ta Türk tarafını bekleyen en tehlike, Rum göçmenlerin açıtıkları ve açacakları mülkiyet davalarıdır. Avrupa İnsan Hakları mahkemesine (AİHM) başvuran Rumlar, mallarına gitmelerinin Türk ordusu tarafından engellendiğini belirtip, tazminat istemişler, mehkeme de Loizidu davasında Türkiye'yi 700 bin Euro ödemeye mahkum etmişti. Ardından yeni davalar gledi. AİHM, KKTC'ye "inandırıcı, güvenilir iç hukuk yolu " bulması için bir dizi önerine bulundu.
M.Ali Talat tehlikeyi gördü ve gereken yasal değişiklikleri yaptı. Ancak sorun öylesine derin ki, sadece yasayla halledilebilecek gibi değil. KKTC'de Rum taleplerini ele alacak olan komisyonda görev alanların nasıl bir tehlikeyle karşı karşıya olduklarını bilmeleri gerekiyor. Zira başvurulardan bazılarına tazminat ödenecek, diğerlerine gayrimenkulleri geri verilecek.
Yüz milyonlarca dolarlık tazminatlar nasıl ödenecek? Elden ele geçmiş eski Rum taşınmazları nasıl geri verilecek?
Üstelik, işin kaçarı yok.
KKTC'deki komisyon işlemezse, o zaman AİHM davaları ele alacak. Tazminatlar büyük olasılıkla birkaç misli artacak.
Durumu ayrıntılarına girmeden kabaca özetlemeye çalıştım. Bilmem, durumun vehametini anlatabildim mi? Olayın korkutucu yanı, Ankara'da kimse bu konuda kafa yormuyor, strateji üretmiyor.
Günü geldiğinde yine panikleyeceğiz.
(Bu yazı, Posta Gazetesinde ve aynı gün Hürriyet Gazetesinin tüm dış yayınlarında, Hürriyet internet sitesinde (www.hurriyetim.com.tr) Milliyet internet sitesinde (www.milliyet.com.tr) ve Daily News ekibi tarafından tercüme edildikten sonra hem ana gazetede, hem de Daily News internet sitesinde (www.turkishdailynews.com) yayınlanmaktadır. )
mabirand@e-kolay.net
|
|