|
 |
|
|
Pis kokular
Gökkuşağı / Reşat Kutucular
Tam da katır tırnakları sarı sarı açmış, hava otuz derece de dememiş henüz, hatta akşamlar hafif serin geçiyor, erik ve kiraz da yeni düşmüş manav tezgahlarına, insanlarda bir kıpraşma, sokaklar lebaleb, giysiler incelmiş, güneş batışları hepten vurucu olmaya başlamış, bütün bunları hiçe sayarak olmayacak pis bir koku yayılıyor havaya.
* * *
Muhtelif yönlerden gelip polenlerin arasından sinsice süzülen ekşi, eksiden kalma kötü bir koku bu. Aniden gelmiyor. Geldiğini hissettiriyor. Ara ara şiddetleniyor.
Zaman zaman barutumsu, arada yanık oluyor. Garip aletlerden kök alıyor. Uzun namlulu, kısa namlulu. Plastik, sesli, parça tesirli şeklinde öldürücü de olabiliyor. Daha önce yaşanmış, gayet iyi bilinen, bayat mı bayat bir koku.
* * *
O koku var ya o koku, burnunuzu geçip direkt beyninize vuruyor.
Bu kokular böyle işte.
Doğrudan beyni tutuyor.
Bir ateş hissediyorsunuz ta gözlerinize kadar. Biraz öfkeleniyor, biraz korkuyorsunuz. "Yeter artık" diye bağırmak istiyorsunuz ama sıkmıyor.
Umutsuzluğa kapılıyorsunuz.
Hayat devam ediyor ne de olsa, borçlar var, alacaklar var.
Bağırsam da duyulmazdı ki zaten deyip kendinizi rahatlatıyorsunuz. Bu mazereti sık sık kullanıyorsunuz.
Doğadaki güzelliklere ters, sanki zamana, zamanın tılsımına inat güçleniyor koku. Göz göre göre. İradenize, umutlarınıza, düşlerinize, değerlerinize meydan okurcasına yayılıyor havada. En arka sokaklara kadar, en ulaşılmaz sanılan köşelere kadar gidiyor. Sırtınızı dönseniz de buluyor sizi.
* * *
Katır tırnakları direniyor, güneş yine muhteşem batıyor ama başlıyor insanların suratı asılmaya. Zaten gülmeye hasret insanlar, zaten kent canlarına tak demek üzere, zaten irili ufaklı bir yığın dert tepelerinde, bu kokuyla beraber moralleri iyice bozuluyor.
Bu kokular böyle, moral bozsun diye yayıldıkça yayılıyor havada. İnsanlar gerildikçe geriliyor.
Güven duygusu güçleneceğine zayıflıyor. Barışa inanç kökleneceğine sarsılıyor. İleriye doğru adımlar hızlanacağına yavaşlıyor. Gelecekle ilgili beklentiler aydınlanacağına gölgeleniyor. Hep o pis koku yüzünden.
* * *
Oysa bu ülkenin kendine has bir kokusu var, buğday, pamuk, zeytin kokusu var mesela. Güzel kokuyor bu ülkede topraklar. Yanmış ormanlara, erozyona kurban gitmiş alanlara rağmen. Dağları gibi denizlerinin kokusu da güzel aslında buraların, yer yer kirletilmiş ya da kuşatılmış olsa da.
O zaman "Neden bu pis kokulardan ilelebet kurtulamıyoruz" diye sormak istiyor insan.
Neden güzel kokuları hakim kılamıyoruz şöyle keyifle?
Tadını çıkaramıyoruz bu coğrafyanın. Hep sıkıntılarla uğraşıyoruz. Farklılıkları güzel kokulara vesile edemiyoruz.
Ankaradakiler ne zaman kötü kokuyu önceden hissedip akıllı davranacak, dolduruşa gelmeyecek, getirmeyecek, germeyecek, ben yaptım oldu demeyecek, çağı ıskalamadan, yalpalamadan bu ülkede barış kokularını hakim kılacak.
Ne zaman bu aklı, bu özeni gösterecek?
Ne zaman hakim koku akıl kokusu olacak?
ege@milliyet.com.tr
|
|
|

|