|
Cumhuriyet'i yaşatmak
CUMHURİYET'İN 27 yılını 'Tek Parti' rejimiyle yaşadık... İlk sıkıyönetim, Şeyh Said İsyanı üzerine 24 Şubat 1925'te ilan edildi. 12 Eylül dönemi dahil, 24 yılımız sıkıyönetim altında geçti. İkinci Dünya Savaşı'ndaki 7 yıllık sıkıyönetimi hariç sayarsak, iç sebeplerle ilan edilen sıkıyönetimlerin toplam süresi 17 yıldır!
16 yıllık OHAL'i de eklersek, 33 yıl!
Dört tane de askeri müdahale!
Sıkıyönetimli olsun olmasın, 28 yılımız koalisyonlar elinde heba olmuş.
83 yıllık Cumhuriyet tarihimizde, sandıktan istikrarlı bir hükümetin çıktığı ve bu sayede dünya ortalaması üstünde kalkınma kaydettiğimiz dönemlerin toplamı, sadece 26 yıldır!
Evet, Türkiye yönetilmesi zor, kendi içinde çatışkan bir toplumdur!
Niye Uzakdoğu ülkelerinin ekonomik, bilimsel ve teknolojik performansını gösteremedik? Sebeplerden biri bu tablodadır.
Zındık'tan mürteci'ye!
Bu kadar sürekli kriz üreten sosyolojik ve politik faktörler neler... Ciltler tutacak bir konu ama hayret verici derecede pek az araştırılmış! Bilimsel kapasitemiz bu araştırmaları yapacak düzeye son yirmi yılda ulaşmaya başladığı gibi, tabuları gevşeterek dipteki fay hatlarını araştırmak da yeni yeni mümkün oluyor!
Türkiye Bilimler Akademisi'nin dergisinde Prof. Metin Heper yazmıştı: Bizde devlet eskiden beri her şeyin doğrusunu zaten bilgi için, topluma sadece resmi doğruları dayattı. Toplumu anlamayı, dipteki faylarını araştırmayı, ona göre çözümler gelişmeyi pek düşünmedi.
Osmanlı'da "zındık, eşirra", Cumhuriyet'te "hain, mürteci" diyerek sorunları bastırmak ve biraz da "vaaz ve nasihat" vermekle, yahut "eğitmek"le çözüm sağlanmak istendi. Devlet, devlet olmanın asli görevleriyle yetinmeyerek, vatandaşların ruh dünyasına, duygu ve algılarına da hükmetmek istedi.
Devlete yapışmak ve devletle çatışmak arasında şizofrenik bir siyasi kültür oluştu; "çatışmacı" bir kültür!
İlelebed payidar!..
Tarihten gelen "ortak değerler"imiz ve "Cumhuriyet'in nitelikleri" bizleri bir "millet" yapan temel değerlerdir. Ama bu şemsiyenin altında, heterojen, hatta çatışkan farklılıklar da var. Devletten gelsin, gruplardan gelsin, her türlü "tek doğru" dayatması gerilim yaratıyor, enerjimizi iç kavgalarla israf ediyoruz. Mete Tunçay'ın belirttiği gibi, bizde sadece gelenekçi değil, Batıcı, pozitivist akımlar da dogmatik oldu!
Atatürk hiçbir dogma ve doktrin bırakmadığını söylediği halde, onun adına dogmalar yaratmamızın temelinde bu 'dogma-severliğimiz' vardır.
Sayın Sezer'in dinsel dogmatizmi eleştirmesi çok haklıdır; ama çağdaş bilim felsefesi ve çoğulcu demokrasi bize öğretiyor ki, pozitivist dogmatizm de hür düşünceye ve toplumsal barışa karşı bir tehdittir.
Bu çağda sıkıyönetimler mümkün olmadığı gibi, bugünkü Türkiye'yi eski dogmaların hiçbiriyle anlamak da mümkün değildir.
Vatandaş olarak da, devlet olarak da "ortak değerler"imizi ve "Cumhuriyet'in nitelikleri"ni dar ve ayrımcı değil, aksine, kapsayıcı ve birleştirici bir şekilde, evet, liberal bir anlayışla yeniden yorumlamak gerekiyor.
Tek Parti'den siyasi demokrasiye, devletçilikten piyasa ekonomisine geçen Cumhuriyet, bu evrim dinamiğiyle liberal değerleri de özümseyerek "ilelebed payidar" olacaktır.
t.akyol@milliyet.com.tr
|
|