|
Ooff of, oftan sonra yine of...
Sabahleyin Danıştay 2. Dairesi'ndeki görevine gelen 64 yaşındaki yargıç Mustafa Yücel Özbilgin... Öğleye doğru 2. Daire'deki yargıçların toplandığı salonu basan 29 yaşındaki şiddet eylemcisi bir avukatın, yargıçlara yağdırdığı kurşunlarla Özbilgin'in hayattan kopuvermesi... Görevi başında vurularak ölen Özbilgin'in ertesi günkü cenaze törenine Başbakan Tayyip Bey'in katılmaktan çekinmesi... Törene katılan bakanların halkın saldırısına uğraması ve korumalar tarafından kaçırılması...
Bir başkentte, övünmeli bir iktidar görüntüsüyle taban tabana zıt düşen garip bir tablo...
Yargıçlara karşı kanlı ölümlü şiddet eylemlerinin de; cenaze törenine katılan bakanların uğradıkları ağır protestolar karşısında törenden kaçırılmalarının da nedeni, hep o "türban" konusu...
Hanımlar, İslami bir koşul olan başörtüsüyle, laik bir ülkede resmi bir görev üstlenebilirler mi, üstlenemezler mi?
* * *
Laik bir ülkede, İslami koşulların ne kadar uygulanıp uygulanamayacağı, oldum bittim dikenli bir konu...
Örneğin, medeni nikâh yanında, imam nikâhı da geçerli sayılacak ve laik bir devletin, her inanca hoşgörüyle bakması gerektiği çerçevesinde, "vicdan özgürlüğü"nün bir kanıtı mı sayılacak?..
Ayrıca bir erkeğin, 4 hanımla birden evlenmesi de; laik bir devletin "vicdan özgürlüğü"ne tanıdığı haklar arasına mı girecek?..
Miras hukukunda; Medeni Yasa yanında, İslami kriterler de geçerli mi olacak?
* * *
Laik bir devlette, İslami bir koşul olan başörtüsüne, resmi görevlerde de özgürlük tanınması; mantıksal bir sonuç olarak, Anayasa yanında "şeriat"ın uygulanmasının da, geçerli olmasına kadar genişleyebilir.
Genişleyebilir, çünkü İslamın anayasası "Kuran-ı Kerim"dir. Laik bir devlet ise, inanç özgürlüğüne tanıdığı hakları; Anayasa hukukunun, çeşitlenmesine kadar genişletemez. Çok anayasalı bir devlet olmaz çünkü...
Hukuk bilincinden yoksun bulunan bir ortamda; "fıkıh" ile "hukukun evrensel ilkeleri" arasındaki farkları, daha da ayrıntılı olarak irdelemeye gerek yok.
* * *
Köylülükten kentliliğe geçiş döneminin gerektirdiği bir hukuk kavramıdır "laiklik". Aristokrasiye ve ruhban sınıfına karşı, burjuva devriminin yarattığı evrensel bir sınıf ortaklığının rahat bir nefes alma oksijenidir.
Köylülük ise evrensel bir sınıf ortaklığının dışında, tarıma bağlı bir yerelliktedir.
Köylü ağırlıklı Türkiye, burjuva sınıfını pekiştiren bir endüstri devriminden geçmeden, burjuvalaşarak çağdaşlaşma çabalarına yöneldi...
Köylülük ise burjuva imajlı bir oligarşiye karşı tepkisini, "cami" parfümlü bir politikanın nutuklarıyla göstermekte...
Ve Ankara'daki Danıştay baskınıyla, cenaze töreninde sakıncalı bir kutuplaşma yeniden ortaya çıkmakta...
* * *
Başbakan Tayyip Bey'e Çankaya'nın yolu açılır mı, açılmaz mı?
Irak'ı, Saddam diktatörlüğünden demokrasiye geçirdiğini iddia eden Washington, Ankara'nın "kışla" parfümlü bir siyasete doğru daha çok kaymasını yeğler mi, yeğlemez mi?
Cumhuriyet gazetesine karşı girişilen bombalı saldırılarla, Danıştay baskını; salt bir fanatizm şiddeti mi, yoksa çok daha başka merkezlerin kurgulaması mı?
Ancak şu kesin ki, çalkantılar hızlanmakta...
* * *
"Gelişmekte olmak"tan, "gelişmiş"lik düzeyine geçilmedikçe ve şimdiye dek neden geçilemediğinin bilimsel faktörleri saydamlaştırılmadıkça; kutuplaşmalarla gerilimlerin yarattığı acılı çalkantılar süreceğe benzer...
Kimlerin işine gelmiyor, deniz ticaretinde Türkiye'nin durumuyla Yunanistan'ınkini karşılaştırmak?
Kimlerin işine gelmiyor sağlık örgütlenmesinde, Almanya'nın durumuyla, Türkiye'ninkini karşılaştırmak?
Kimlerin işine gelmiyor Türkiye'deki bütçe dağılımında "Adalet" kesimine ayrılan payla, İsveç'tekini karşılaştırmak?
Demokrasi, sadece türban ve laiklik tartışmalarıyla; görevi başında kurşunlanarak öldürülmüş bir yargıcın cenaze töreninde, bakanları kaçırmak zorunda kalmak mıdır?
* * *
Değişen bir çağın getirdiği yeni açılarla bütünleşmek yerine, geriye doğru slogancı kasılmalarla, gerilimli kutuplaşma politikaları; sadece acılı ve afallatıcı trajediler yaratır...
Vurma kırma, sövüp sayma, posta koymayla; "uzay çağı"nın evrensel değirmeni dışında kalınamıyor.
Bize de Köyceğiz'de, pancar motorunun başına geçerken, mırıldanmak kalıyor:
- Ooff of, oftan sonra yine of...
c.altan@prizma.net.tr
|
|