|
WASHINGTON'UN TÜRKİYE NABZI (5)
Ankara ile yeni kriz istemiyorlar
WASHINGTON
Ulusal Güvenlik Kurulu'nun giriş kapısında, ince beyaz sakalı, Amerikan bayrağından şapkasıyla Sam Amca; işaret parmağını gözünün içine sokarcasına uzatmış:
"Savaştayız! Yapabileceğin herşeyi yapabiliyor musun?" diye sesleniyor gelen geçene...
Yönetimin ruh hali böyle.
Ama böylesine bir ruh hali içindeki Amerikan yönetiminin kendi inandırıcılığı yerlerde sürünüyor. Son yapılan bir kamuoyu yoklamasında Başkan Bush'un popülaritesi yüzde 29'a inmiş durumda.
Böyle ama, Başkan Bush daha 2009'a kadar Beyaz Saray'da oturmaya, Amerika da dünyanın tek süper gücü olmaya devam edecek.
Fakat bu süper güç artık bir noktanın farkında. Kimseyi dinlemeden, başına buyruk davranarak bir yerlere gidemeyeceği kafasına dank etmiş durumda. Pahalıya mal olan Irak Savaşı dersleri de olabilir bu yeni tutumun adı...
Bu nedenle olacak, Başkan Bush yönetiminin Avrupa'ya, müttefiklerine daha çok kulak verdiği, onları dinlediği, süper güç de olsa desteğe olan ihtiyacını gördüğü adım başı tekrarlanıyor Washington'da.
Bu çerçevede Türkiye de önemsenen, vazgeçilmez görünen ülkeler arasında, ilk sıralarda geliyor.
Evet, AKP ve hükümetine ilişkin kuşkular var. Nereye kadar güvenebiliriz sorusunun çengeli zihinlere asılmış durumda.
Ancak Ankara'daki bu hükümetin siyasal bir olgu, eski deyişle bir vakıa olduğu, AKP'nin bir seçim daha kazanacağı, bu nedenle yakın geçmişte olanları bırakıp geleceğe bakmanın daha gerçekçi bir tutum olarak Washington'da ağır bastığı anlaşılıyor.
İşte bunun için de, Amerikan Dışişleri Bakanı Rice'un son Ankara ziyaretiyle birlikte gündeme çıkan stratejik vizyon belgesi ile iki ülke ilişkilerinde yeni bir yapı tarifine çalışılıyor.
Amerika, Türkiye'yi kim kaybetti gibisinden kitapların yazıldığı bir döneme tanık olmaktan yana değil. Ya da kısacası Türkiye'yle ilişkilerinde yeni krizler istemiyor.
Örneğin İran Cumhurbaşkanı Ahmedinecad'ın bir Ankara ziyareti mi kriz olabilir? Ya da Türkiye'den Cumhurbaşkanı veya Başbakan düzeyinde bir Tahran ziyareti...
Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad'ın bir Türkiye tatili mi?.. Ya da Hamas lideri Meşal'ın yeniden Ankara'ya gelerek bu kez Başbakan Erdoğan'la görüşmesi mi yeni bir kriz durumudur?
Yoksa Washington'u sinirli yapan Erdoğan-Putin diyalogunda olmadık gelişmeler, Türk-Amerikan ilişkilerini inişe geçirebilir mi?
Amerikan Dışişleri'nde, Pentagon'da, Ulusal Güvenlik Konseyi'nde nereye gitsek, kiminle konuşsak bu konu başlıkları hemen dikkatlere geliyordu.
Ama şu da var:
Türk-Amerikan ilişkileri yine önem taşıyacak, fakat eskisi gibi olmayacak. İki ülke arasında yine derin işbirliği yapılacak, fakat şöyle ya da böyle çıkar ayrılıklarından kaynaklanacak tutum farklılıkları varlığını sürdürecek.
Çaresiz bir durum bu.
Örneğin, İran konusunda iki ülkenin ortak çıkarı, nükleer silah sahibi olmayan bir İran'da birleşiyor. Ancak görüş ayrılıkları, bu hedefe nasıl varılacak sorusunda düğümleniyor. Bu arada Ankara'nın son zamanlarda Tahran'a vermiş olduğu mesajlar, öyle anlaşılıyor ki, Washington'u memnun etmiş...
Amerika, Rusya'yı Karadeniz, Kafkasya ve Orta Asya'da daha etkisiz kılmak, enerji tekelini kırabilmek veya İran konusunda yola getirmek için Moskova'ya bastırıyor. Bu yüzden Erdoğan-Putin diyalogunun çok fazla derinleşmesinden yana değil.
Ankara, bu duyarlığı biliyor, anlıyor. Ama yine de Washington istiyor diye, ille de Rusya'yla arasına bazı konularda fazla mesafe koymaktan yana değil.
Öte yandan Irak'ta Ankara'yla işbirliği düzeyinden memnun gözüküyor Washington.
PKK ve Kuzey Irak, Kerkük...
Türk-Amerikan ilişkilerini geren, yoran konu başlıkları. Bir Türk diplomatik kaynağının deyişiyle, "Türkiye'de Güneydoğu'dan Batı'ya şehit cenazeleri geldiği sürece, PKK konusunda Amerika inandırıcı olabilmesi güç..."
Pentagon'da üst düzeyde bir yetkili, Amerika'nın Kuzey Irak'ta PKK konusunda yapabileceklerinin sınırını anlatırken, Kuzey Irak'ta Türkiye'nin askeri operasyonuna kırmızı ışık mesajını üstü örtülü verdikten sonra, böyle bir operasyonun geçmişteki tecrübelerin ışığında askeri bakımdan çok fazla bir şey getirmeyeceğini de söyledi.
Uzun lafın kısası:
İniş çıkışlar yaşansa da, yinelemek belki gereksiz ama, Türkiye'yle Amerika birbirleri için önemini koruyan iki ülke. İki taraf şimdi yeni bir ilişki yapısı için kolları sıvamış durumdalar.
Peki, Brüksel'de durum nasıl?
Washington'dan sonra Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerindeki havayı yansıtmak için biraz da Avrupa'nın başkentinde nabız tutacağız.
Washington merkezli Amerikan düşünce kuruluşu Marshall Fonu'nun düzenlediği ve Sabah gazetesinden Soli Özel'le Marshall Fonu'nun Ankara temsilcisi Suat Kınıklıoğlu'yla birlikte yaptığımız gezinin ikinci bacağı Brüksel yarın bu köşede.
h.cemal@milliyet.com.tr
|
|