Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 20 Mayıs 2006 / Cumartesi  
   Milliyet Online    Emlak    Arabam    Kariyerim    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Ecevit albümü


Bülent Ecevit yoğun bakımda... Tanıdığım zaman İsmet İnönü hükümetinin "en genç" bakanıydı.
Ben de çiçeği burnunda yeni gazeteci ve hukuk fakültesi öğrencisiydim.
Dışişleri Bakanı'ndan akşamın geç saatlerinde görüşmek üzere bir randevu koparmıştım.
Tam içeri gireceğim, kapıda ansızın Çalışma Bakanı Bülent Ecevit göründü.
Tanışıyorduk.
O bilinen nezaketiyle elimi sıktı. Hatır sordu.
Ardından "Randevusuz geldim, özür dilerim ama Sayın Bakan'la çok acele görüşmem mümkün mü?" diye sordu.
Özel Kalem Müdürü, "Şimdi Güneri Bey'i alıyorduk ama önce siz buyurun. Müsait" cevabını verdi.
Bülent Bey'in, bir genç gazetecinin yüreğini kazanan söylemi şöyleydi:
"Hayır, hayır. Ben sıramı beklerim."
Bakan'ın Özel Kalem Müdürü de, ben de Ecevit'e "beklemesine gerek olmadığını, önce kendisinin konuşabileceğini" söyledik. Israr ettik.
Kabul etmedi.
Bakan'ın odasına önce ben girmek zorunda kaldım. Daha o günden başlayarak Ecevit'in nezaketinin ve tevazuunun "gerçek" olduğunun pek çok kanıtını yaşadım.
Ecevit'in söylemleri, politikaları, kararları, vefası eleştirilebilir.
Ancak...
İki özelliği olan "dürüstlüğü" ve "nezaketi" dokularına kadar sinmiş "kendisidir."
...............................
Ecevit'e, o yıllarda sola açılan renklerden her genç gibi ben de sevgi ve saygı duyuyordum.
Ecevit, "Grev, Lokavt ve Toplu Sözleşme Kanunu"nu, "Sendikalar Kanunu"nu çıkartarak siyasetin yıldızı haline gelmişti.
Türk-İş Konfederasyonu Genel Kurulu'nda ayakta alkışlanarak karşılanmıştı. Dönemin -sırtında AOÇ üretimi bira sandıkları taşımaktan semer şeklinde nasır oluşmuş ve Türk-İş Genel Sekreterliği'ne kadar yükselmiş- işçi lideri Halil Tunç, kürsüden şöyle sesleniyordu:
"Büyük hizmetiniz nedeniyle bundan sonra yıllar geçse de bütün Türk-İş kongrelerinde üyelerimiz sizi ayakta alkışlayarak karşılayacaktır."
................................
Bülent Ecevit, -köken ilişkisi bulunmamakla birlikte- milletvekili seçim bölgesi olarak da maden işçilerinin yöresi Zonguldak'tan adaylığını koymuş ve seçilmişti.
................................
Strasbourg'da doktora yapmak çabasındaydım. Avrupa Konseyi'nden TRT'ye haberler geçiyordum.
Evim kentin merkezinden biraz uzaktaydı.
Müthiş bir kar yağmıştı. Hafta sonu akşamıydı. Arkadaşlara yemeğe gitmiştik.
Eşimle karlarda bata çıka eve ulaştık.
Posta kutusunda Bülent Ecevit imzalı bir not bulduk:
"Bu gece İzzet Sedes'teyiz. Sizi görebilirsek sevinirim" yazıyordu.
Gittik...
"Siyaset dolu güzel bir gece geçirdik."
...............................
70'li yılların sonlarına doğru Ecevit'in politikaları için yıllardır taşıdığım ve yansıttığım destek ve yargılar aşındı.
Bunlara şu sıra girmek istemiyorum.
...............................
En acı duyduğum bir anımı yansıtayım...
1987 genel seçimlerini TRT'de ben sunuyordum. Dönemin Başbakanı Turgut Özal'ın karşı çıkmasına rağmen TRT Genel Müdürü Tunca Toskay ve sağ kolu Mehmet Köprülüler dayatmışlar ve beni bu zor görev için masanın başına oturtmuşlardı.
O zaman özel TV'ler yok.
Bütün Türkiye, TRT'ye odaklanmış.
Ağır sorumluluğu olan ama keyif duyduğum bir görevdi.
Sandıklardan sonuçları yansıtırken baktım ki Ecevit'in partisi barajı geçemiyor. Meclis'e tek milletvekili getiremeyecek.
Liderlerle ikili konuşmalar yaparken sıra Ecevit'e geldi. Ağzımdan "Bu durumda istifa etmeyi düşünüyor musunuz?" sorusu çıkıverdi.
Ecevit, çok bezgin olduğunu hissettiğim bir sesle, "Evet, yarın genel başkanlığı bırakıyorum" cevabını verdi.
Sanki bu kararın "nedeni benmişim" gibi üzüldüm.
O görevin verdiği adrenalin özsuyu gövdemden çekilmiş gibiydi.
...............................
Şimdi ise, Ecevit'in siyaset ötesinde yaşamda kalıp kalmama çizgisi çizilmekte.
Yaşamın gerçeklerini kabul etmek her zaman kolay olmuyor.
Şifa diliyorum.

g.civaoglu@milliyet.com.tr








Taha AKYOL
Cumhuriyet'i yaşatmak
CUMHURİYET'İN 27 yılını 'Tek Parti' rejimiyle...
Çetin ALTAN
Ooff of, oftan sonra yine of...
Sabahleyin Danıştay 2. Dairesi'ndeki görevine...
Melih AŞIK
Geleceğe inanmak
Yakup Kadri Karaosmanoğlu, bir gün Atatürk'e ...
Fikret BİLA
'Bu cenazeye gitmeliyim' dedi
"Bülent'i ameliyata aldıklarından beri görmed...
Hasan CEMAL
Ankara ile yeni kriz istemiyorlar
Ulusal Güvenlik Kurulu'nun giriş kapısında, i...
Güneri CIVAOĞLU
Ecevit albümü
Bülent Ecevit yoğun bakımda... Tanıdığım zama...
Can Dündar
Hükümet için sonun başlangıcı
Danıştay saldırısı provokasyon olabilir mi?...
Abbas GÜÇLÜ
Gençler ne kadar temsil ediliyor?
Nüfusumuzun dörtte üçü 30 yaşın altında. Öğre...
Sami KOHEN
Gene gündeme gelmeden...
Fransa'daki Ermeni derneklerinin Fransız hükü...
Metin MÜNİR
CHP, Baykal'ın saltanat sandalıdır
Türkiye'nin AKP'den kurtulmasının önündeki en...
Hasan PULUR
Her cinayetten sonra aynı koro!
HERKES bir ağızdan yazıyor, çiziyor, söylüyor...
Derya SAZAK
Ecevit
Beyin kanaması geçiren Bülent Ecevit, GATA'da...
Meral TAMER
Derin devletin arşivinde müthiş yolculuk
Milliyet'ten arkadaşımız Belma Akçura öyle mü...
Tamer HEPER
Yoksa bu da 'meczup' mu?
Bu memlekette başbakanlara hatta cumhurbaşkan...
Yaman TÖRÜNER
Karşılar
Cumhuriyet'e karşılar. Din devleti kurma düşü...
Güngör URAS
Fahrelnissa ile Nejad 'İstanbul Modern'de
Oya Eczacıbaşı'nın yönetimindeki İstanbul Mod...
M. Ali BİRAND
Yunanistanın titizliği...
Hatırlayacaksınız, 2005 Nisan'ında Türkiye il...

© 2006 Milliyet