|
Her cinayetten sonra aynı koro!
HERKES bir ağızdan yazıyor, çiziyor, söylüyor
"Aman tahriklere kapılmayın, sakin olalım, memleketin başını derde sokmayalım!"
Elbette, bizi de o koroya alın...
Lakin, laik demokratik, sosyal Cumhuriyet'ten yana olanlar ne zaman bir kayıp verseler, aynı koro hemen terennüme başlar:
"Aman tahriklere kapılmayalım!"
* * *
ABDİ İpekçi öldürüldü, aynı koro...
Uğur Mumcu öldürüldü, aynı koro!
Ahmet Taner Kışlalı öldürüldü, aynı koro!
Bahriye Üçok öldürüldü, aynı koro!
Muammer Aksoy öldürüldü, aynı koro!
Aman sakin olalım, kışkırtmalara kapılmayalım!
Sanki bunu demeseler bir şey olacak, şimdiye kadar, hangi cinayetten sonra ne oldu ki!
Kalabalık yürüyüşler, Demirelvâri "Akan kan yerde kalmaz" nutukları, "Bu son olsun!" dilekleri...
Sonra tısss, öldürülen öldüğüyle kalıyor, yeni cinayetlere kadar...
Tırmana tırmana buraya kadar geldik, Danıştay katliamına...
* * *
TÜRKİYE'NİN en yüksek mahkemelerinden birinin güvenliği ne halde görün!
Katil cebine tabancayı takıp geliyor, kapıdan ellerini kollarını sallaya sallaya geçiyor, bir gün önce, açmaya çalıştığı kapının yanındaki odaya giriyor, şarjörü boşaltıyor.
Sonra dışarı çıkarken gerçekten "kahraman" bir polis tarafından yakalanıyor.
Güvenlik önlemine bakın, kameralar bozuk, silah rahatlıkla sokuluyor, vurulan hâkimlere koruma yok, adam katliam yapıyor, bir polis bu şartlar altında da "Benim görevim bu!" diye kendisini yakalıyor.
Başını çevirse, görmedim dese, kim hesap soracak...
Öyle bir memlekette yaşıyoruz ki, görevini yapana değil, kaytarana ödül veriliyor, onun için bu polis, kahraman polis...
Şimdi bize cevap verecekler, diyecekler ki "Avukatlar üzerlerini aratmıyorlar!", katil de avukattı...
Eeee, herhalde bundan sonra "Ben üzerimi aratmam!" diyecek avukat çıkmaz.
* * *
BU türbanı bu biçimde, üniforma gibi bağlamakla laiklik ilkesinin ilişkisi nedir?
Anayasa Mahkemesi 1989 yılında, bu ilişkiyi o kadar açık seçik anlatmıştır ki:
"Çağdaş bir görünüm taşımayan başörtüsü ve onunla birlikte kullanılan belli biçimde giysi, bir ayrıcalıktan ötede bir ayrım aracı niteliğindedir. Şimdiye kadar başörtüsü kullanmadan yükseköğretim kurumlarını bitirmiş bayanlarla şimdi yükseköğretim kurumlarında bulunan bayanları dine karşı ya da dinsiz göstermek için kullanılma olasılığı da kaçınılmazdır. Çağdışı bir görünüm veren bu durumun giderek yaygınlaşması Cumhuriyet, devrim ve laiklik ilkesi yönünden sakıncalara da açıktır. Demokrasiden yararlanarak laikliğe karşı çıkışlar din özgürlüğünün kötüye kullanılmasıdır. Dinin birleştiriciliğine, hoşgörüsüne inandırarak benimsetme özenine aykırı yanlış yorum ve değerlendirmelere dayalı bölücülükler, dinden soğutmaya neden olacak tutumlar, din saygısıyla da bağdaşmaz. Türk devrimi temeline oturan ve bu yapıda laiklik ilkesine özel bir önem ve üstünlük tanıyan Anayasa, özgürlüklere karşın laiklik ilkesini özenle korumayı amaçlamış ve bu ilkenin özgürlüklere kıydırılmasına olanak tanımamıştır."
* * *
ŞU tespite dikkat edin:
"Laiklik, özgürlüklere kıydırılamaz."
Demokratik ve laik Cumhuriyet'in en büyük şansından biri nedir bilir misiniz?
Bu kararın altında imzası olan Anayasa Mahkemesi üyesi Ahmet Necdet Sezer'in bugün Cumhurbaşkanı oluşudur.
Gelecek yıl bugün, bu cümleyi acaba yazabilecek miyiz?
h.pulur@milliyet.com.tr
|
|