
|
|
|
 |
|
|
'Sessiz çoğunluk' konuşmalı ve yönetime talip olmalı
Satır Arası / Deniz Sipahi
Ben son olaydan sonra en azından "sessiz çoğunluğun" biraz harekete geçmiş olmasından dolayı mutluyum. Anıtkabir'e giden yargı mensuplarına katılan on binlerce vatandaş bugüne kadar görülmemiş ve organize de olmayan bir protesto gösterisi ortaya koydular.
Kimse bu fotoğraftan rahatsız olmasın.
Bu gayet demokratik bir tavırdır ve normaldir.
Danıştay gibi Türkiye'nin çok önemli kurumlarından birine yapılan saldırıdan herkesin alması gereken dersler vardır.
Başta da hükümetin...
Cenaze yerine Antalya'ya giden Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 19 Mayıs günü bakın şöyle bir açıklamada bulundu.
"Deniz Baykal çıkıp ne diyor? 'Siyasete kan bulaşmıştır' diyor. Nerede siyasete kan bulaşmış, kim bulaştırmış. Böyle bir saldırıyla siyasetin ne alakası var. Saldırıyı siyaset mi gerçekleştirmiş. Hayır. O zaman Baykal bu komplonun içindedir. Böyle bir olayı bile siyasi rant olayı olarak görüp davranıyor..."
* * *
Hükümete düşen tansiyonu düşürmek ve ülkede istikrar ortamı sağlamaktır.
Ben Başbakan'ın böylesine önemli ve toplumun genelinden tepki alan bir olay karşısında çok daha farklı konuşmasını beklerdim.
Yani ana muhalefet partisi CHP'nin Genel Başkanı Deniz Baykal'a cevap vermek yerine Türkiye Cumhuriyeti'nin hassas çizgilerine vurgu yapan ve gelecek kaygısı taşıyan milyonların içini ferahlatacak cümleler kullanması çok daha isabetli olurdu.
Dikkatinizi çekmiştir; özellikle cenaze töreninde hükümete yönelik yapılan protestolara bakanlardah farklı tepkiler geldi.
Örneğin Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin, "Danıştay'da görevleri başındaki yargıçlarımızı kurşun yağmuruna tutan katiller; amaçlarına, aslında eylemi gerçekleştirdikleri gün değil, bir sonraki gün ulaştılar. Bu çirkin, yakışıksız, amaçlı sloganları reddediyorum. Güvenlik güçlerini, yargı organlarımızı bu eylemcilere karşı da göreve davet ediyorum. Kendilerinden millet adına şikayetçiyim" diyerek protestoları protesto ediyor.
* * *
Bir diğer Başbakan Yardımcısı ise Abdüllatif Şener, "Olayların gelişiminden bazı tepkilerin geleceğini bilerek törene katıldım. Ama öngörülemeyen dozda bir tepki ortaya çıkmadı. Bu tepkileri doğal karşılamak gerek. Hiçbir emniyet görevlisi olmadan insanların içine girdim önce tepki gelmedi. Ama musalla taşına doğru yöneldiğimde sınırlı sayıda insan tepki gösterdi. Bunlar da çok normal. Günün gelişmelerinden bunları bekliyordum da. Halkın tepkisi günün hassasiyeti içersindeydi" diyerek çok daha yumuşak bir tepki gösterdi.
Bu iki yorum arasından hangisini tercih ederdiniz? Hangisi tansiyonu daha fazla düşürücü?
Sözün özü...
Türkiye bu gerginliği çok uzun süre sürdüremez.
Bu ülkenin bütün siyasileri, bütün sivil toplum örgütleri demokrasinin sınırları içerisinde ve geleceği düşünerek hareket etmek zorundalar.
Son olarak...
"Sessiz çoğunluk" tepkisini sürdürmeli ve Türkiye'nin yönetimine talip olmalı.
Acaba çocuklarımıza aşırı kol kanat geriyor olabilir miyiz?
Bir ay kadar önce ticari bir firmadan gelen reklam zarfının içinden dört tane ayçiçeği tohumu ve bu tohumların nasıl ekilmesi gerektiğine ilişkin bilgiler çıktı. Yardımcımdan eski plastik saksılarımdan birine bu tohumların tarif edildiği şekilde ekilmesini rica ettim. Amacım kızımın suladığı bitkilerin hızla büyüdüğünü izlemesi, hatta belki de ürün verdiğini gözlemesi, dolayısıyla da doğaya olan ilgi ve sevgisinin artmasıydı.
Saksımızı, cam arkasından da olsa, güneş görecek şekilde bir masanın üzerine koyduk ve kızımla birlikte sulamaya başladık.
Birkaç gün sonra toprağın üzerinde ilk filiz belirdi; ardından ikinci ve üçüncü filizler... Dördüncü filiz belirdiğinde diğer üç filiz yaklaşık 15 - 20 santim uzunluğa erişmişlerdi. Her şey yolunda giderken birden evin çeşitli yerlerinde küçük karıncalar fark ettim ve onları izleyince yuvalarının bizim ayçiçeği fidanlarının saksı toprağında olduğunu anladım.
Çaresiz, saksıyı pencerenin dışındaki çiçek topraklarının üzerine yerleştirdik.
* * *
O gece şiddetli bir rüzgar olmamasına karşın sabah kalktığımda dört fidandan üçü kırılmış, yerle bir olmuştu. Ayakta kalan tek fidan; son çıkan ve henüz fazla uzamamış olandı. Daha sonra saksısından çıkararak toprağa gömdüğüm tek fidan gelişmesini sürdürüyor.
Bu basit olay birçok ayrıntıyı düşünmeme yol açtı.
En önemlisi, acaba biz de çocuklarımıza aşırı kol kanat geriyor olabilir miyiz?
Onları doğdukları andan itibaren neredeyse camdan bir fanus gibi steril bir ortama almakla, her türlü gereksinimini fazlasıyla karşılamakla, dış ortamın zarar ve tehlikelerinden tamamen soyutlamakla acaba iyilik değil de kötülük mü yapıyoruz?
Kendi başlarına ayakta durmalarına izin vermemekle, güçlü ve dirençli olmalarını engelliyor olabilir miyiz? En küçük bir tehlikeye karşı çocuklarımızı aşırı derecede savunuyor olmamız, onları daha büyük tehlikelere karşı tamamen savunmasız bırakıyor, daha kırılgan hale getiriyor olabilir mi?
Çocukluklarını televizyon öncesi dönemde geçirmiş olanlar bu söylediklerimi daha iyi anlayacaklardır.
* * *
Olaydan çıkarılabilecek diğer dersler de şunlar:
Ne kadar hızlı yükselirsen, o kadar hızlı inersin. Hızlı yükselenler ve hep orada kalacaklarını zannederek çevresindekilere tepeden bakanlar, bakmışsınız ilk rüzgarda bir daha doğrulmamak üzere devrilivermişler.
(Prof. Dr. Ülgen Zeki Ok'un kaleminden-okulgen@superonline.com)
dsipahi@milliyet.com.tr
|
|
|

|
|