|
Dam üstünde kazma, vur beline saksağanı...
Kalk borusu, yat borusu gibi, değişik borazan sesleri çıkararak yellenebilme becerisiyle ünlü Borazan Tevfik; "gelişmiş ülkeler" ile, oldum bittim hep "gelişmekte olan ülkeler" arasındaki farklar hakkında açıklamalar yapıyordu:
- "Gelişmekte olan ülke" politikacıları, gezginci pazar yeri satıcılarına benzer, diyordu; il il, kasaba kasaba dolaşarak meydanlarda "mal" niyetine kendilerini överler. Çünkü kendileri "mal"dırlar.
Ve örnekler veriyordu:
- Gezginci satıcılar, önlerine açtıkları portatif tezgâhlarda; fındıktan incire, el fenerinden tırnak makasına, eşarptan yün hırkaya kadar, ne tür bir mal doldurmuşlarsa, bağıra çağıra onun övgüsünü yaparlar:
"- Fındığa gel fındığa... Kat fındığı aşına, yaşa git yüz yaşına...
Yahut:
"- İncire gel incire, hepsi birer bal kutusu...
Yahut:
"- Hırka eşarp burada... Allı verelim, morlu verelim, açık sarı, koyu verelim...
* * *
Borazan Tevfik:
- "Gelişmekte olan ülke" politikacıları da, diyordu; meydanlarda kürsülere çıkarlar ve başlarlar kendilerinin övgüsünü yapmaya:
"- İçimde yanan vatan, millet ateşiyle haykırıyorum buradan; sizler için varım ben. Hep birlikte olalım, vereceğiniz oylarla ülkeyi kurtaralım...
Yahut:
"- Bütün gücümüzle dağıttık bulutları; bakın şu gökyüzüne, görün nasıl masmavi. Geceleri gündüz yapmak için, halkımızın içine tıkıldığı karanlıkları yenmek için, buradayız. Sizlere su getiriyor, yol getiriyor ve bizi çekemeyenleri gördükçe, Allahımıza sığınıp tekbir getiriyoruz. Onlar memleketin tuvalet kâğıdı, biz ise taharet ibriğiyiz. Onların sıvıştırdığını biz temizliyoruz. Hep birlikte yücelttikçe yüceltelim sesimizi, sessiz sedasız dolduralım kesemizi...
* * *
Borazan Tevfik'e sordular:
- "Gelişmekte olan ülke" politikacıları, gerçekten tıpkı gezginci satıcılar gibi, bağıra çağıra kendilerine müşteri bulmaya çalışıyorlar. Ya peki "gelişmiş ülke" politikacıları nasıl?
- Onlar da, meydan meydan dolaşarak bağırıp çağırmak yerine; makamlarında yabancı politikacılarla el sıkışan fotoğraflar çektirdikten sonra, kapı önlerine birlikte çıkıp, "Konuşmalar çok dostane, çok verimli geçti" demekle yetinmedeler.
- Peki neden gelişmişlerinki, makamlarıyla kapı önlerinde gülümseyerek el sıkışmakla yetiniyor da; henüz tam gelişmemişlerin politikacıları, gezginci pazar esnafı çığırtkanlığı yapıyorlar?
Borazan Tevfik:
- Çünkü birinciler, demiş; "gelişmiş"liğin üstüne beyinsel taraflarıyla, gülücükte şifreli yeni bir nazar boncuğu daha eklemek sayesinde önem kazanıyorlar; ötekiler ise, sadece koltukları ve koltuklara oturacak tarafları sayesinde...
* * *
Hint Okyanusu'nda bir yük gemisi, rotasının dışına düşüp, kimsenin bilmediği ıssız bir adaya gelmiş. Geminin kaptanı, durumu değerlendirmek için adaya çıkınca, bembeyaz sakalı neredeyse göbeğine kadar uzamış ihtiyar bir adamla karşılaşmış ve sormuş adama:
- Ne arıyorsunuz burada, diye.
İhtiyar:
- Bilmiyorum, demiş.
- Neden gelmiştiniz bu adaya?
- Unutmak için...
- Neyi unutmak için?
Adam, melül melül bakmış kaptana:
- Unuttum, demiş.
Bu fıkra sanki Başbakan Tayyip Bey'in, AB üyeliği için müzakere tarihi aldıktan sonraki durumunu fiskeliyor gibi; ne dersiniz?
* * *
Şişinip durduktan sonra, gitgide başarısızlığı ortaya çıkmaya başlayan politikacılar için bir fıkra:
Bir anne ilkokulu bitiren oğluna yepyeni bir bisiklet almış. Küçük oğlan da başlamış bisikletiyle çeşitli numaralar göstermeye annesine:
- Anne bak ellerimi açarak gidiyorum...
- ...
- Anne bak, ayaklarımı da açtım öyle gidiyorum...
Derken oğlanın sesi duyulmuş, ağlamaklı:
- Anne bak, çenem kırıldı tüm dişlerim döküldü; öyle gidiyorum...
* * *
Cinsellik konusundaki açıklamalarıyla tanınan bir uzman, bir konferansında:
- Genç hanımların elleri, demiş; sade mutfakta hünerli olmamalı, yatakta da gerektiğinde bir mikroskop gibi olmalı...
Dinleyicilerden biri sormuş uzmana:
- Genç hanımların elleri, yatakta da gerektiğinde bir mikroskop gibi olmalı, ne demek, diye...
Uzman:
- Biliyorsunuz, demiş; mikroskop, küçük şeyleri büyütmeye yarayan bir araçtır, onun gibi işte...
* * *
Nasreddin Hoca:
- Politikada da, diyordu; koltuklar görür mikroskopların rolünü, birtakım minik canlıları bir anda büyülterek...
* * *
Eski Çin şairlerinden TSA-O SUNG'un, Can Yücel çevirisi bir şiiriyle bitirelim yazıyı:
Çukur ovanın tepelerini düzlerini
Yangın yerine çevirdiniz.
Şimdi ne yer, ne içer ora halkı,
Aklınıza gelmedi mi hiç?
Bir daha işitmeyeyim ağzınızdan,
Bu nişan, terfi lafını;
On binlerce yiğide mal oluyor beyler,
Şanlı bir generalin şanı...
c.altan@prizma.net.tr
|
|