|
 |
|
|
TÜSİAD Bankacılık Komisyonu Başkanı Dr. Ömer Aras:
Ekonomide tsunami yaşanmaz
Finansbank Yönetim Kurulu Murahhas Üyesi ve TÜSİAD Bankacılık Komisyonu Başkanı Dr. Ömer Aras, geçen haftaki dalgalanmanın, iç dinamiklerden dolayı Türkiye'de 'daha derin ve sert' yaşandığını belirtti. Aras ayrıca, 2001 benzeri bir krizden söz edilemeyeceğini söyledi
SOHBET ODASI DERYA SAZAK
DERYA SAZAK: Türkiye 'istikrarlı' sayılabilecek üç yılın ardından Çankaya hesaplarına bağlı bir erken seçim tartışmasıyla kriz bulutlarının toplandığı bir ülke görünümüne girerken, Danıştay baskını siyasette, kur patlaması ekonomide kaygılara yol açtı. Cari açık, sıcak paranın kaçışı, yüzde 10'ları bulan 'devalüasyon' gibi değer kaybı ne anlama geliyor? 2001 Şubat'ına benzer bir krizin ayak seslerini mi işitiyoruz?
ÖMER ARAS: 2001 krizine benzer bir tehlikeden söz edilemez. Çünkü o tarihten sonra alınan önlemlerle Türkiye ekonomisi pek çok alanda gelişme gösterdi. Olumlu parametreler ortaya çıktı. Yüzde 7'lerde büyüme, tek haneli enflasyon ve reel faizlerdeki düşme önemlidir. Ancak bu iyileşmenin sürdürülebilir olması gerekiyor. Biz istikrarı yakaladık mı, bu göstergeler kalıcı mı, sorusunu sorduğumuzda bazı zafiyet noktaları gözüküyordu. Cari açık örneğin. Dış etkenler de önemli. Türkiye geçen üç yılda global likidite avantajından yararlandı, ekonomik büyümesini yüksek getiri arayan sıcak para akışına dayandırdı.
'Bizdeki dalga derin oldu'
Sıcak para miktarı ne kadar?
Yaklaşık 45 milyar dolar. 2005'te özel sektör 10 milyar dolar borçlandı. Banka satışları ve özelleştirmeler nedeniyle doğrudan gelen 9 -10 milyar dolar var.
Geçen hafta doları YTL karşısında 1.500, euro'yu 2.000'lere çıkartan dalgalanmada sıcak para çıkışı ne oldu, 4 - 5 milyar doları buldu anlaşılan.
Belki 6 milyar dolar.
Türkiye ekonomisi hani dış etkenler karşısında güçlenmişti? Hükümet sözcüleri aylardır 30 milyar doları aşan cari açığın sorun olmadığını, YTL'nin aşırı değerlenmesinden ürkülmemesini söylüyorlardı. Sıcak paranın yönü bir anda gelişen piyasalardan güvenilir ülkelere çevirdi. Demek ki ekonomi kırılganmış. Döviz hâlâ en önemli gösterge. Bir haftada 4 - 5 milyar dolar çıkarsa daha uzun süreli türbülansta ne olur?
Geçen hafta yaşanan türbülansta dış etkenler önemli. ABD'deki faiz artışı, Türkiye benzeri ülkelerdeki yabancı mevduatın bir bölümünün çekilmesine neden oldu. Başka ülkelerden de sıcak para çıkışı gözlendi. Ancak bizdeki dalgalanma daha derin ve sert yaşandı. Bunda en büyük etken yüzde 6.5'lik cari açığın büyüklüğü. Yüzde 7'ye yaklaşan bir cari açık, ekonomide bir kırılganlık tehlikesi her an yaratabiliyor. Bugüne kadar cari açık finanse edilebiliyordu. Ayrıca, Danıştay baskını, laiklik tartışması gibi iç dinamiklerden kaynaklanan stresler de üst üste geldi.
Merkez Bankası Başkanlığı'na atamanın gecikmesi ve eşi türbanlı bir yönetici bulmaktaki gecikme de, geliyorum diyen krizin yönetilmemesinde bir etken, 'milat' oluşturabilir mi?
İçerdeki olaylar, geçen ay enflasyon beklentisinin yüksek çıkması da önemli ama dövizdeki yükselişte dış piyasaların etken olduğu kesin. Ancak kesinlikle bunu bir kriz olarak adlandırmıyorum.
Ne diyeceğiz?
Kurda bir düzeltme olarak görmemiz lazım. Uzun zamandır TL çok değer kazanmıştı. Dalgalı kur sistem için bir garanti. Ancak dalga boyları veya dalga yükseklikleri her zaman aynı olmuyor.
Tsunami gibi mi?
Hayır. Türk ekonomisinde tsunami yaşanmaz. Bizde sorun şu, ekonomide iyileştirmeler olurken sorunlar konuşulmuyor. Sonuçta bir yıl önceye göre kur neredeydi diye baktığımızda çok ciddi bir değer kaybı yok. Kabul edilebilir oranlarda. Ancak bir hafta önce neredeydi diye bakarsanız ciddi bir sıçrama oldu.
Bu planlanmış bir şey değil. Aylardır 'Türk lirası aşırı değerli' diyen çevrelere hükümet itibar etmiyordu. Sıcak para çıkışıyla dövizin artabileceği, piyasaların sarsılabileceği ortaya çıktı.
Ekonomide belli göstergelerde başarılı bir noktaya gelindi ancak kırılganlıkta devam ediyor. Bu tür düzeltmelerin sağlıklı olduğunu da söylemek gerekir. Dalgalı kur rejiminin böyle bir avantajı var, iç ve dış piyasalar kuru belirliyor. 2001 Şubat krizine göre bankacılık sistemi ve ekonomi çok daha güçlü. Ve bu tip şoklara dayanıklı. Bütçe ve mali disiplin bir güvence olarak ortaya çıkıyor. Ancak gelişmekte olan piyasalardaki istikrarın olmazsa olmaz şartı siyasi istikrardır. Türkiye gündemindeki seçim, cumhurbaşkanlığı gibi konuların yol açtığı gerilim ekonomiyi de etkiliyor.
İthalata bağlı büyüme var
Siyasi aktörler dışında iş dünyası ve finans sektörü geçen haftaki dalgalanmadan hangi dersleri çıkardı? Aralık 2001'de benzer bir olumsuzlukta o zamanki TÜSİAD yönetimi '10 yıl sonrayı görebiliyoruz' derken iki ay sonra şubat krizi yaşanmıştı. Cari açık dışında bugünde Türkiye iç ve dış borç stokları sürekli artan, işsizlik oranları düşürülemeyen bir ülke görünümünde. Ekonomik programda köklü bir revizyon ihtiyacı yok mu?
Cari açık, yapısal bir sendrom. İthalata bağlı büyüyen ve üretim yapan bir ekonomi ağırlığımız var. Üretim birimlerini belli bir kapasitede çalıştırdığınız zaman, Türkiye cari açık veriyor. Geçmişte yapılan yatırımlar daha çok ithalata dayalı üretim yapan tesisler. Ekonomide yapısal bir değişiklik olacaksa önümüzdeki dönemde bu dengenin değişmesi gerekecek. Türkiye, Avrupa Birliği yolunda rekabetçi olmak zorunda. Bu rekabeti ancak avantajlı sektörlere yatırım yaparak yakalayabilir. Bugün tekstilden, demir çelikten, otomotivden söz ediyoruz. Bunun dışında Türkiye'nin rekabetçi olabileceği pek çok alan var. Örneğin tarıma dayalı gıda sanayi var ki Avrupa'ya olan yakınlığımız, iklim avantajlarıyla Çin'le, Hindistan'la çok rahatlıkla rekabet edebiliriz.
Kur artışının iç piyasaya etkileri ne olacak? Bankalar, yaygın biçimde tüketici kredisi dağıtmışlardı.
Talebi biraz kısacak. Yükselen kur faizler üzerinde etki yaptı, bir-iki puanlık artış oldu. Bankacılık sistemi buna reaksiyon verdi, faizler yukarı çıktı. Bunun sonucunda talebin aşağı inmesi bir yavaşlama var. Cari açık üzerinde olumlu bir etki yaratacaktır zaman içinde. Ben kurun değerlenmesiyle -devalüasyonla - cari açık çözülür düşüncesine tam katılmıyorum. Asıl yapısal olarak ihracata dönük üretim yapan ve döviz girdisi sağlayan bir ekonomiye geçmemiz lazım.
'Bankaların açık pozisyonu az, kredi riski bulunuyor'
Ekonomik krizlerin topluma büyük bir maliyeti oluyor, 2001 Şubat'ında bankaların hortumlandığı ortaya çıktı ama bunun bedelini orta sınıflar ödedi. 2002 seçimlerinde iktidarın tasfiyesi de bu tepkinin sonucuydu. 5 yıl sonra ekonomide yine alarm zilleri çalıyor ve toplum yaygın bir borçlanma içinde. Bu defa bankalarla sınırlı olmayan kitlesel bir çöküş yaşanabilir mi?
Açık pozisyonlar artık bankacılık sisteminden çok, özel sektör ve reel kesim üzerinde görülüyor. Bankacılık sisteminde bugün daha çok kredi riskinden söz edilebilir.
KOBİ'lere verilen, bireylere verilen krediler var: Konut, oto, kredi kartları vs. Bugün toplam kredi stoku 110 -120 milyar dolar dolayında. Bankaların tüketici kredilerinin oranı yüzde 30 -35 oranında.
Dövizde dalgalanma sürer ve yabancıların çıkışına bağlı olarak ani yükselmeler yaşanırsa kredilerde geri dönüş sorunu yaşanmaz mı?
Türkiye'de 30 milyon kredi kartı var. 13 milyon kişide kart var. En geniş tabanlı kredi müşterisi kart kullananlar.
Açık pozisyon şirketlerde. Toplum borçlanmış durumda. Kurlar biraz daha artsa bile bireylerin çok fazla etkileneceğini sanmıyorum. Konut ve oto kredileri daha çok Türk lirası cinsinden. Ve sabit faizli. Faizler artsa bile bankalar tüketiciye bunu yansıtamaz.
AB süreci kesintiye uğrarsa ekonomi nasıl etkilenir?
AB, Türkiye için son derece önemli bir çıpa. AB'ye yönünü çevirmiş ve üyelik hedefine angaje olmuş bir ülke siyasi açıdan yabancı yatırımcıya güven veriyor. Bu yüzden yatırım yapıyorlar. Dolayısıyla Türkiye AB yolunda ilerlemesini mutlaka sürdürmeli. Ancak hükümetin AB konusunda daha atak olması gerekiyor. Fransa, Almanya ve Avusturya'da gözlenen tereddütlerin ortadan kaldırılmasına çalışılmalı.
'Türkiye artık halka açık bir şirket gibi yönetiliyor'
2006 sonbaharında bir seçim olması ekonomiyi nasıl etkiler?
Belirsizliklerin ortadan kalkmasının ekonomi üzerinde olumlu etki yapar. Bu yıl seçim olur mu bilemem ama şunu söyleyebilirim: Türkiye'de bir seçim ekonomisi uygulanması olasılığı artık kalmamıştır. İç ve dış yatırımcının gözü ekonomik göstergelerin, rakamların üzerindedir. Hesap verilebilir, şeffaf bir ekonomik düzendeyiz. Yabancı yatırımcılar, Türkiye hakkında her gün raporlar yayımlıyor. Halka açık bir şirket gibi dünyaya angaje olmuş bir ülke olarak Türkiye'de bugünden yarına seçime yönelik, popülist uygulamalar olamayacağını düşünüyorum. Politik gerginlikler ne kadar az olursa ekonomi bundan olumlu etkilenecektir. Normal şartlarda ekonomik ve siyasi istikrarın devamı için her şeyin zamanında yapılması uygundur. Ben yine de ilerisi için iyimserim. Doğrulardan sapma olduğu zaman mutlaka bunun tedbiri alınır.
Kriz dönemlerinde bankaları yabancıların elinde olan ülke ekonomisi bundan nasıl etkilenir?
Doğu Avrupa ülkelerindeki gibi Türkiye'deki yabancı banka payı yüzde 80-90'lara kesinlikle çıkmayacaktır, yüzde 25 - 30 payı geçmez. Bu sağlıklı bir dengedir. Tabii şirketlere kredi kullandırırken, yabancılar 'Biz bu şirketi tanıyoruz' diye 'açık satışlarını kredilendirebiliriz' diyen Türk bankaları gibi davranmazlar. Dolayısıyla kayıt dışı açısından da olumlu etkileri görülecektir.
Merkez Bankası'nın politikaları açısından ne diyeceksiniz?
Enflasyonla mücadele birinci hedef olmaya devam etmeli. Geçen haftaki tutumu da olumluydu. Piyasaya müdahale etmesi gerekmiyordu. Döviz rezervleriyle her zaman sistemi regüle eden bir güçte. Aslında dalgalı kur, sistemin bir supabı. Sıcak para çıkayım derken kurun hızlanması onların da canını acıtıyor. Zarar ediyorlar.
ARAS KİMDİR?
Ömer Aras İstanbul (1954) doğumlu. Marmara Üniversitesi İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi mezunu. ABD Syracuse Üniversitesi'nden işletme master ve doktorası sahibi. (1981) City Bank ve Yapı Kredi Bankası'nda çalıştıktan sonra 1987'de Finansbank'ın kuruluşunda görev aldı. 1989 -95 yılları arasında 6 yıl genel müdürlük yaptıktan sonra 11 yıldır bankanın murahhas üyesi. FİBA Holding'de başkan yardımcısı. 3 yıldır da TÜSİAD yönetiminde Bankacılık ve Sanayi Komisyonu Başkanı olarak görev yapıyor. Evli ve iki çocuklu.
|
|
|

|