|
 |
|
|
Oyuncak tabanca da silahtır!
yural@milliyet.com.tr
Daha geçtiğimiz gün insanlar, "Bireysel silahlanmaya hayır!" kampanyası başlattılar. Belki televizyon haberlerinde görenleriniz olmuştur. Yıllardır çocukların şiddet içeren kitap, CD-Rom oyun, oyuncak, çizgi film, film, hatta ortamlardan uzak tutulmaları için yazar çizeriz.
Her okul gezimde, ister ilköğretim okullarında olsun, isterse liselerde, beni sevimsiz bulsalar da, hiç durmadan uzun uzun bunları anlatmaya çalışırım. Sevgisiz kafalardan çıkan korku kahramanlarını; dünyayı iyiler ve kötüler diye ikiye ayıran, kötülerin her zaman yoksullar olduğunu söyleyen ve onları öldüren sözde insanüstü güçleri olan bu beyinsiz kahramanları durmadan eleştiririm. Çocukların yaşamında taht kurmuş, onlara şiddetten başka hiçbir şeyi aşılamayan kahramanlar yalnızca çocukların harçlıklarına göz dikmiş gerçek kötülerden başkası değillerdir.
* * *
Bir yıl içindeki gazeteleri şöyle arşivlere girip bir incelersek, okullarda yaşanan, okullarda öğrenciler arasında işlenen adli olayların sayısallığı karşısında dehşete düşeriz. Hepsini kesinlikle gazetelerde bir biçimde okumuş, televizyonlarda izlemiş ya da birilerinden duymuşuzdur. Ama günlük yaşamımız içinde bunlar izlediğimiz kavga filmleri gibi gelip geçmiş, unutulmuş, belleğimizin bir köşesinde sıkışıp kalmıştır. Ve bizler hiç bu olayları yaşamamış gibi her şeyi kanıksayan, insan ölümlerini bile olağan şeylermiş gibi kabullenen bireyler olarak yaşamın içinde yer alırız. Artık onlar bizim için izlediğimiz sinema filmlerinden farklı bir şey değildir. "Bize dokunmayan yılan bin yaşayacaktır." Duyarsız, içinedönük, bencil, vurdumduymaz, sevgisiz, yaşamı bir vitrine bakar gibi izleyen insan olur çıkarız. Konu kendimiz, yaşamımız ve çocuklarımız olsa da...
* * *
Çocuklar için üretilen tabancalardan bir müze kurmaya kalksak futbol sahaları almaz. Yaşamım boyunca çıkardığım kırka yakın çocuk dergilerinin içine, her zaman, elimden geldiğince armağan olarak tabanca koymamaya çalıştım. Sanırım bir ya da iki kez tabanca formunda olmayan su tabancası vermek zorunda kaldık. Çocukların yaşadıkları dönemlere göre, büyüme çağlarında özellikle Kızılderili-beyaz, hırsız-polis, uzaylı-dünyalı savaşları gibi oyunlara ilgi duyduklarını biliyoruz. Yazar-öğretmen Abbas Cılga bir gün, bir konuşmasında, "Dünyada en acımasız varlıkların çocuklar olduğunu," söylemişti ve bunu şöyle açıklamıştı: "Küçücük bir çocuğun daha yürümeye yeni başladığı bir dönemde bile ilk yaptığı iş, yerden bir taş alıp kuşlara atmak, ya da ayakkabısının yanından geçen bir böceği en küçük bir kaygı duymadan öldürmek." Bence bu, yaşama ilk adımlarını atan bir çocuğun kendisinin dışındaki varlıklara karşı bir korunma içgüdüsünden başka bir şey değil. Büyümeye, çevresini tanımaya başladıkça o da büyüklerinin davranışlarını taklit edecek, onlar gibi olmaya çalışacaktır. İşte bu özenilecek ve taklit edilecek birey, çocuğun gelecekteki kişiliğini biçimlendirecektir.
* * *
Eğitimciler, pedagoglar, psikologlar 0-7 yaş eğitiminin önemini her gün vurgulamaya, çocuklarla birlikte, hatta onlardan da önce ebeveynleri bu konuda eğitmeye, bilgilendirmeye çalışıyorlar. Çünkü alınan oyuncaklara, okutulan masallara, izletilen filmlere göre biçimleniyor yavrularımız. Bir armağan, bir çizgi film, "Her şeyi öğrensin, hevesini alsın, bilgisiz kalmasın. Herkesin çocuğu izliyor. Çocuktur, yarın oynar, kırar atar. Kimseden eksik kalmasın. Benim çocuğumun neyi eksik?" gibi bir bakış açısı ve davranış, ağacın gövdesini eğri büyütmeye yetiyor. Daha sonra sağını-solunu besleyeceğiniz payandalar onu düzeltmeye, kazanmaya yetmiyor.
* * *
Çin'den, Maçin'den; her nereden gelirse gelsin, bu oyuncak tabancalar olmazsa çocuklarımız mutsuz mu olur acaba? Ya izlettiğimiz ve hatta onlarla birlikte izlediğimiz filmlerden yoksun bıraksak bir yerlerimiz mi eksik kalır? "Çağdaş dünyadan geri kalmayacağız," diye kabullendiğimiz her kültür bizi çağdaş medeniyetler zirvesine mi çıkaracak?
Bir zamanlar ünlü gazeteci-yazar ağabeyimiz Çetin Altan, "Bizde hiç polisiye roman, roman yazarı yok. Oysa çağdaş ülkelerde edebiyatın çeşitliliğinden biri bu," diyordu. Şimdi bakıyorum da, ülkemiz bu konuda oldukça yol kat etti. Polisiye eserler veren ve hatta kitapları yurtdışında yayınlanan pek değerli yazarlarımız var. Ama bugün daha iyi anlıyoruz ki, bir ülkede polisiye romanlar yazılabilmesi için o toplumda polisiye olayların artması gerekiyormuş. Kaldı ki Agatha Christie ve Sharlock Holmes kitapları, günümüz polisiyelerinin yanında birer masum "akıl oyunları" gibi kaldılar. İnsanın içinden, "Keşke böylesine olaylar eksik olsun da, varsın polisiye romanımız hiç olmasın," demek geliyor.
Yasakçılığın her biçimine karşıyım, ama ne avcılığı bir spor, ne de oyuncak tabancanın bir oyuncak olduğuna inanmıyorum.
|
|
|

|