Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 24 Mayıs 2006 / Çarşamba  
   Milliyet Online    Emlak    Arabam    Kariyerim    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Bir erkek istiyorum... Şilte nerede kaldı?

"Dünyayı Kurtaran Adam'ın Oğlu"nun setindeyim. Kapadokya'da ya da Lunatica gezegeninde... Yönetmen yardımcısı kadınlardan biri "bir erkek" diye ortalığı inletiyor. Ben içimden ekliyorum: "Şilte nerede kaldı?"


tubakyol@yahoo.com

Yer: Kapadokya. Yıl: 1982. "Dünyayı Kurtaran Adam" çekiliyor. Ve "dünyayı kurtaran adam" Cüneyt Arkın işte o çekimleri anlatıyor: "Dört tane canavar koyuyorlardı karşıma. İkisi yapma, ikisi canlı, yani içinde insan var. İki manken canavarı delip geçiyor sonra da arkasındaki iki canavarı deviriyordum. Bakınca çok saçma ama büyük bir maharet var."
Bakınca; e var tabii bir maharet ama hakikaten saçma, aradan geçen bunca yıl boyunca filmi izleyen herkesin de tespit buyurduğu üzere absürd hatta!
"Kapadokya'da dolaşan turistler başımıza toplanıyorlardı. Ben canavarlarla boğuşurken yüzlerinde 'gülelim mi, ciddi mi seyredelim?' gibisinden müthiş bir ifade oluşuyordu."
"Dünyayı Kurtaran Adam"ı ilk izlediğimizde, hepimizin suratında o "müthiş ifade" oluşmadı mı?

Film teknik bir hadise
Size bir şey itiraf edeyim mi?
Tamam, film şahaneydi; izledik, şaşırdık, güldük, eğlendik...
Ama ben film kadar, hatta filmden bile daha çok güldüm o turistlerin haline. Tabii filmi izlerkenki kendi halime de... En az film kadar, o filmi izlerken bizim halimiz de komik değil mi?
Turistlerin hali en komik.
Çünkü onların izlediği çekimler filmden bile daha komikti.
Film dediğin, 1982'de bile, o çekimlerde görülenin ötesinde bir şey. Çekimler bittikten sonra seslendiriliyor, alta müzik döşeniyor mesela ya da ne bileyim tekmelere, savrulan sopalara, atılan taşlara vijjk vijjk, pata küte efektleri ekleniyor. Sonra montajda kesilip biçiliyor. Hatta "Dünyayı Kurtaran Adam"da araya "Star Wars"tan parçalar bile girilmişti hatırlarsınız.
Film yani çekimlerde görülen kadar değil. Film teknik bir hadise.
Ben 24 yıl önce "Dünyayı Kurtaran Adam"ın ham halini izleyen o turistleri bulmak istiyorum. Gazetecilik budur!
Nereden bulacağım fakat?
His kardeşliği diye bir şey var. O turistlerle aramda his kardeşliği kurarım belki...
İşte bu his kardeşliğinin peşinde, Kapadokya'dayım şimdi. "Dünyayı Kurtaran Adam'ın Oğlu"nun setinde.
Babasını kaçırdım, oğlunu yakalayayım bari.

"Şö'le bi'çevir, yuvarla"
Yer: Kapadokya. Filme göre yer: Lunatica gezegeni.
Yıl: 2006. Filme göre yıl: 2055.
"Dünyayı Kurtaran Adam'ın Oğlu" çekiliyor. Ve "dünyayı kurtaran adamın oğlu" Mehmet Ali Erbil şık tekmelerle düşmanları deviriyor. Düşman uçuyor, görüntünün dışında kalan bir şilteye yuvarlanıyor. Erbil bugünkü rolü yerde hareketsiz yatmak olan "kayıp astronot" Burak Hakkı'nın yanına gelip çömeliyor. Biri elindeki tekstten okuyor:
- Öldü. Öldürdüler onu!
Sonra Erbil'in cümlesi geliyor:
- Hayır, bayıldı. Bu silahlar öldürmez, sadece şok eder.
Yönetmen Kartal Tibet memnun:
- Tamam, oldu. Son kez alıyoruz.
Bir anlık sessizlikte setteki çocuklardan birinin sesi çınlıyor: "Amaaan. Bu da hep son diyooo..."
Bu kısmın çekimi tamamlanınca, yeni bir plan için provalar başlıyor. Karatecilerden birinin Mehmet Ali Erbil'e "şöyle bi'çevir, yuvarla" hareketi göstermesi gerek.
Yönetmen yardımcısı bir kız avazı çıktığı kadar ve defalarca bağırıyor: "Bir erkek istiyorum. Bir erkek istiyorum."

Her plana animasyon
Lunatica gezegeninin "fakir ama gururlu halkı"yla birlikte izliyoruz çekimi. Bu halk, bir kısmı "Asmalı Konak"ta da rol alan Kapadokya halkı... Film için klasik başörtülerini çıkarmış, daha yaşlı olanlar ise gezegen halkı kıvamını tutturmak için çuvaldan bezlerle bağlamışlar başlarını. Erkekler de bıyıklarını kesmiş mesela. Bıyıklı uzaylı mı olur!
"İşte böyle bağırıp duruyorlar. Hepsi çok gergin" diye anlatıyorlar. İzlemek eğlenceliymiş ama "oynamak" o kadar da eğlenceli değilmiş. "Şu kız", -hani erkek isteyen- "çok bağırıyor" diyorlar.
Yerde "ölü" yatması gereken ufaklığa "Kıpırdama" diye bağırılıyor. "Kayıp astronotun" başındaki ufaklığa "Üzgün dur" diye bağırılıyor. Herkes aynı anda bağırınca, Kartal Tibet de "Aynı anda bağırmayın" diye bağırıyor.
Sonra Mehmet Ali Erbil iki düşmanı daha harcıyor.
Yönetmen yardımcılarından bir kız yanındaki birine "Ben bütün bu planlara 'animasyon' yazıyorum" diyor.
Yaz güzelim.
2006'da bir uzay filmi görsel efektsiz olur mu? Her plana bir doz, iki doz, elini korkak alıştırma, yaz mutlaka 10-15 doz.

Tabancalar ışınlanacak
"Dünyayı Kurtaran Adam'ın Oğlu" görsel efektlerde iddialı. Çekimleri izlerken görmüyoruz tabii ama oyuncuların ellerindeki o tabancalardan ışınlar çıkacak. Çekimde kullanılan neredeyse tüm aksesuvarlara, hatta dekorlara bilgisayar eli değecek bir şekilde.
Filmi izlerken "İşte şu sahne çekilirken amma kötüydü hava" diyeceğim ben ama filmi izleyenler pırıl pırıl mavi bir gökyüzü görecekler arkada.
"Dünyayı Kurtaran Adam'ın Oğlu" iyi film olur, kötü film olur; komik olur ya da kötü esprilerle dolu güldürmeyen bir film olabilir... Ama teknik açıdan "gülünç" olmamaya kararlı bir ekip bu. Akşamki çekimde Cüneyt Arkın nasıl "Matrix"in Neo'su gibi uçtuğunu anlatıyor mesela. Tellerden böyle kayarak -silinecek tabii sonra o teller bilgisayarda...
* * *
"Turistler" diyorum ben, "Hani ilk filmin çekimlerini izlemeye gelen turistler..."
"Şimdi buraya, bu sete gelseler öyle bir etki olmaz tabii" diyor, "İlk film, o ortam, o canavarlar... Elektrik yoktu. Bir jeneratörün başında üç kişi bekliyordu, sürekli soğuk su dökerek soğutmak gerekiyordu. Bu film öyle değil."
E kuşak farkı var arada.
Hatta belki baba-oğul arasında üveylik bile olabilir, kim bilir?

Pascal gol gol goooool

20 Ekim'de vizyona girecek olan "Dünyayı Kurtaran Adam'ın Oğlu", babası gibi absürd bir film olmayacak galiba ama kadrosu biraz absürd. Cüneyt Arkın malum. Biri kötü, diğeri iyi ikiz oğulları Mehmet Ali Erbil oynuyor. Gerisi ortaya karışık, her telden. Deniz Seki, Burcu Kara, Ayşen Gruda, Günay Karacaoğlu, Yavuz Seçkin, Burak Hakkı, Pakize Suda... Ve Pascal Nouma.
Nouma'nın ne işi var burada?
Ekip ona bayılıyor. Set disiplini ve en çok da sıcakkanlılığı herkesi hayran bırakmış.
Ürgüp'te, oyuncuların kaldığı Dinler Otel'in lobisinde televizyonda haberleri izlerken ben, yanıma geliyor Nouma. Ben hapşırınca "Çok yaşa" diyor. "Galatasaray?" diye soruyor. Hayır, Fener! "Ben, Beşiktaş..." diyor. Biliyorum Nouma, bilmez miyim; onu tanımadım mı sandı acaba?
"Çok önemli maç var" diyor. Ne maçı sabah sabah? Sonra izin istiyor, "Acaba PlayStation oynayabilirler mi?"
Elbette.
Ve Brezilya-İngiltere maçı başlıyor.
Nouma, İngiltere.
Az sonra 1-0 yenik duruma düşüyor. Bu esnada hakemlere kızıyor. Nihayet hakem onun lehine penaltı çalıyor.
"Pascal gol gol gol" diye tempo tutuyorum.
Ve goooooool.




CUMARTESİ
Şort plajlardan çıktı
Piyasaya "şifre"li kan geldi
Üniversiteliler yorgunluk atıyor
'Şıngırdama'lar ve saatler bu yazın müjdeleri
ne var, ne yok
En moda En yeni
Kalıcı doğal makyaj
Anneler ve bebekleri için özel seans
Adrenalin kokan bir festival





Melis Alphan
Cengiz Eren
İlke Gürsoy
Ali Rıza Kardüz
Cemal Saydam
Tuba Akyol
İlhan Uçkan
Süha Umar
Yalvaç Ural

© 2006 Milliyet