|
"Yurtseverlik" mesleğinin gizli zebani dansları
Ajans haberlerinde Bülent Ecevit'in sağlığı ile ilgili hastane haberleri.
50-55 yıl öncesi Ulus ve Yeni Ulus gazetelerinde Ecevit'le paylaştığımız odalarla, baş başa gece çalışmaları ve sabaha karşı gazeteden çıkarak Bahçelievler'deki komşu sayılacak evlerimize konuşa konuşa yaya yürüyüşlerimiz...
Sonra değişen yaşam çizgileri...
Ve şimdi de Ecevit'le ilgili sağlık haberleri... 50-55 yıl öncesindeki beneksiz ve sıcak bir dostluğun, geçmişe doğru yüreğimden uzanan dalgın bakışıyla; Ecevit'e ıstırapsız bir sağlık dilemekten başka da bir şey gelmiyor elimizden.
***
Medyada, Cumhuriyet gazetesine atılan bombalarla, kanlı-ölümlü Danıştay baskınının, bir ölçüde gün yüzüne çıkmaya başlayan esrarengiz sanıkları, dallana budaklana; Susurluk kepazeliğine kadar uzanmakta...
Sade Susurluk kepazeliğine kadar mı; 1966'da Akşam gazetesinin hem Ankara temsilcisi, hem de yazarı olan İlhami Soysal'ın; o zamanki Genelkurmay Başkanı'nı eleştirdiği için, kaçırılıp hırpalanmasına kadar...
***
O yıllarda da Ankara siyaseti, hangi aşçılar tarafından pişirildiği bilinmeyen birtakım Azrail kaşıklı çorbaların gizli mutfağı gibiydi.
Ve köylerde, kasabalarda, şehirlerde yaşayan Türk vatandaşlarının; hiç mi hiç haberleri yoktu gizli mutfaklarda neler piştiğinden...
***
Sanki bugün de hangimizin ne kadar haberi var ki?
Biz, Hint Okyanusu'nda Madagaskar'ın kuzeyindeki Komor adalarının, şimdiye dek nasıl yönetildiğini ne kadar biliyorsak; kendi yönetimimizin gizli mutfaklarında nelerin kaynatıldığını da o kadar biliyoruz.
***
Bendeniz çocukken, Türkiye nüfusu 15 milyon kadardı. Kimsenin ne bütçeden haberi vardı, ne adam başına düşen ulusal gelir biriminden, ne de gazetelerin toplam tirajından...
Resmi bayramlarda kent sokaklarına dikilen zafer takları üstündeki beyaz bez bantlarda, boydan boya kırmızı harflerle "Köylü efendimizdir" diye yazardı.
Siyaset konuşmak kimsenin aklına gelmez ve okur-yazar geçinen takım, Ankara politikasını bir tek cümlede özetlerdi:
- Büyüklerimiz her şeyi bizden daha iyi bilirler...
Ne üniversite hocalarının, ne kalem sahiplerinin haddine düşmüştü "Köylünün gerçekten efendimiz olup olmadığını" sorgulamak da; "büyüklerimizin, gerçekten her şeyi herkesten daha iyi bildiklerini" kurcalamak da...
***
Saydamlıktan yoksun bir ülkede, insan yığınlarının nasıl bir yaşama mahkûm edildiğini ve kimlerin, kimlerle ne dolaplar çevirdiğini; hiçbir zaman yeterince öğrenemeyeceğiz...
Hiçbir zaman yeterince algılayamayacağız, "adam yerine konma açlığı" çekenlerin, ancak övüne övüne avunmaya çalışabildiğini...
"Bir Türk cihana bedel" sözcüğünde de, böyle bir avuntu tılsımı yok mu?
***
Geldik 2006 yılının ortasına... İlkokula 1930'lu yıllarda başlamış olanlardan arta kalanlar, artık iyiden iyiye azalmakta...
Bir de dünkü Vatan gazetesinin manşetten verdiği şu tabloya bakalım:
"...Zonguldak'ta Taş Kömürü İşletmesi'ne alınacak 1120 işçi için toplam 41 bin 446 kişi başvurdu. Adaylardan:
738'i üniversite mezunu,
14 bini lise mezunu,
8 bin 688'i ortaöğretim mezunu..."
Adaylar, nasır kontrolünden; kazma kürek sallama becerisiyle, maden direği olarak kullanılacak tomruk taşıma testinden geçiriliyormuş.
Doğrusu onca ozan, yazar ve düşünürün içeri tıkılması ve onca kitabın yasaklanıp toplatılması sonucu, iyi çözümlenmiş eğitim ve iş sorunu...
***
En verimli meslek, herhalde "yurtseverlik" mesleği olmalı ki; 100'ü aşkın siyasal parti, meslek gereği sevgisini gösterecek bir koltuk yakalama peşinde...
Kendilerini kutlamak:
- Helal olsun doğrusu, demek gerekmiyor mu?
***
Bizim 7 bin nüfuslu Köyceğiz'de, insanlar kendi bireysel yaşamlarıyla ilgili. Şimdiden azgınlaşmış görünen Cumhurbaşkanlığı seçimi kulislerinden de o kadar uzaklar ki...
Nasıl uzak olmasınlar; kendi bireysel yaşamlarıyla hiçbir fiyaka köprüsü yok ki cumhurbaşkanı olma özlemi taşıyanlar arasında...
Göl kıyısında balık tutmaya çalışan güleç yüzlü yerel dostlar arasında; dış ticaret açığına da kulak asan yok, borsadaki sarsıntılara da...
***
Şu sırada yine kim bilir kimler öldürdü birbirini Irak'la, Filistin'de... Her gün olduğu gibi bugün de yine ortalama 125 çocukla 1 anne ölecek Türkiye'de...
"Kalkınma" ile "gelişme" arasındaki farkı da kimsecikler konuşmayacak...
Çalmasını bilmeden de olsa, eve bir piyano alabilmek bir "kalkınma" örneğidir. Ağız mızıkasında bir zeybek havası çalmakla, "yurtseverlik" mesleğini benimsemişlerin hangi kaynaklardan geçindiğini merak etmek ve İbrahim Çallı'nın, yahut Bedri Rahmi'nin resimlerinden tat almak da -bir ölçüde- "gelişmiş"lik örneği...
***
Yolsuzluk, rüşvet ve kaçakçılık açısından dünyanın en temiz ülkesi olan Finlandiya, canavar maskeli Lordi grubuyla kazandı Eurovision yarışmasını. Hemen herkes, Bekir Coşkun bile şaşırdı kaldı.
Damıtılmış assolistlerden sonra, modalaşmış akrobatlı, dans gösterili, az giysili ses yıldızlarının geçit resmine alışmıştık. Finlandiya'nın hiç beklenmedik canavar maskeli müzik grubu yadırgattı hepimizi...
Oysa kendi dünyalarımızda müzik dışı gerçek umacılar, görmediğimiz ne zebani dansları oynuyorlardı derin kuytuluklarda...
***
Enseyi karartmayın, çalmasını bilmeden eve piyano almıyor ve "yurtseverler" mesleğinden olanlar arasında, denizcilikteki "iskele-sancak" deyiminin anlamını bilenlerin sayısı hakkında bir fikriniz varsa...
Şöyle sağduyulu, efendi bir kalem işçisi gibi, önerimizi de yapalım siyasetçilerimize:
- Lütfen "türban" ve "laik"lik çatışmasını daha fazla germeyin. Ne halt edeceğinizi bilemediğiniz zaman da, gelin balık yakalayın Köyceğiz Gölü kıyılarında...
c.altan@prizma.net.tr
|
|