|
Araplar, demokrasi, ve biz!
ŞARM EL ŞEYH, Kızıl Deniz
Başkan Bush yönetiminin Arap dünyası için öngördüğü demokrasi reformuna taktığı isim, 'Büyük Ortadoğu Projesi'dir.
Washington'da dikkatimi çekti. Amerikan başkentinde artık bu proje çok fazla kulağa çalınmıyor. Bu da ister istemez Amerika'nın Ortadoğu'da demokrasiye yan çizmeye başladığı yolundaki yorumları körüklüyor.
Neden böyle?
Sır değil.
Arap dünyasında seçim sandığından daha çok radikal yanı ağır basan İslamcı akımlar çıkmaya başladı.
Filistin'de, Müslüman Kardeşler örgütünün bir kolu olan Hamas kazandı. Mısır'da da Müslüman Kardeşler milletvekili seçimlerinde anlamlı bir başarı elde ettiler. Irak'ta farklı olmadı. Şiiler ile Sünnilerin İslamcı olanları seçim sandığından çıktı.
Mısır gibi Ürdün ve Suriye'de de serbest seçimler yapılsa, Müslüman Kardeşler'in kazanacağı malum...
Bu gelişmeler, anlaşılan, Bush yönetiminin etrafa fazla çaktırmadan frene basmasına yol açtı.
Washington'un bu tutumu, Arap ve İslam dünyasında öteden beri demokrasi konusunda ipe un seren, siyasal reforma fazla teşne olmayan dinci ve otoriter rejimlerin hiç kuşkusuz işine geliyor.
Bu durum, Dünya Ekonomik Forumu'ndaki toplantılarda da kendini belli etti. İslam dünyasında demokrasinin az gelişmişliğine değişik kulplar takıldı, mazeretler bulundu.
Kimi, önce ekonomi dedi.
Özal'ı anımsadım.
Kimi, belalı coğrafya dedi.
Bizim darbecileri anımsadım.
Kimi, 'bürokrasi'den yakındı.
Bizim bürokrasi aklıma takıldı.
Rahmetli Özal, Başbakanlığı döneminde demokrasi açısından kendisine yönelttiğimiz eleştirilere genellikle "Önce ekonomiye dikiş tutturmak lazım" diye karşılık verirdi.
12 Mart ve 12 Eylül darbecileri ise Türkiye'nin belalı coğrafyasını, Sovyetler Birliği'yle, yani 'komünizm'le komşuluğu öne sürerek bizdeki demokrasinin ikinci sınıflığını savunurlardı.
Arap ülkelerine gelince...
Onlar için İsrail öncelikli dış düşman. İsrail'in varlığı ve savaş durumu, Arap dünyasında demokrasiyi geciktirmiş, geciktiriyordu.
Gerekçe buydu!
Ürdün Kralı'nın bir numaralı danışmanı, Arap demokrasisi başlıklı panelde bu noktaya açıkça işaret etti. Lübnan Başbakanı da farklı konuşmadı.
Kısacası:
Bir yandan İsrail'in, öbür yandan terörün varlığı, yani güvenlik meselesi, Arap demokrasisinin az gelişmişliğine ya da yokluğuna gerekçe olarak gösteriliyor, demokrasi reformunun bu iki nedenle sürekli ertelendiği belirtiliyordu.
Bir başka deyişle:
Minareye kılıf!
Önce ekonomiye gelince...
Örneğin Pakistan Başbakanı, "Ekonomi sağlam değilse, insanları doyuramıyorsan, siyasal reform havada kalır" diyordu. Bunun gibi Lübnan Başbakanı da önceliği 'ekonomik reform'a veriyor, bu sayede siyasal katılımın önü açılır diyordu.
Filistin sorunu çözülmeden demokrasiye geçişin kolay olmayacağını da belirtti Lübnan Başbakanı. Kuveyt'in, başı türbanlı bir kadın olan Planlama Bakanı, güzel bir İngilizceyle kendisine katıldı. Bu arada demokrasiyi Batı demokrasisi ve İslam demokrasisi diye ikiye ayırdı.
Bu tartışmaları dinlerken, Arap dünyasındaki demokrasisizliğe uydurulan mazeretlere kulak verirken, akla ister istemez İsrail takılıyor. Kendisine düşman bir Arap okyanusu içinde bunca yıldır savaş hali altında yaşayan bir ülke. Ama bu ortama rağmen İsrail demokrasiyi de canlı biçimde onca zamandır yaşatabilmiş bir ülke değil mi?..
Mısırlı bir aydın, merkezi Kahire'deki El Ahram düşünce kuruluşunu yöneten yazar Said Aly, bu İsrail örneğini vermedi ama konuya damardan girdi:
"Demokrasiden yoksun yaşamanın mazereti yoktur. 300 milyon Arap'ın nasıl yaşayacağını İsrail mi dikte edecek? Bunu kabul edemem. Bu bir mazeret, bir bahane. Evet, Arap-İsrail sorunu çok önemli. Ancak demokrasiyi bugüne kadar yapamayan biziz, başkası değil. Ne yazık ki Mandela'lara sahip değiliz Arap dünyasında..."
Başka?..
Lübnan Başbakanı, 'bürokrasi'den de yakındı. Arap dünyasında demokrasinin gelişmesi konusunda köstekleyici rol oynayan bürokrasiden...
Türkiye'yi düşündüm yine...
Demokrasi konusunda önce ekonomi diyen Özal gibi, ikinci sınıf demokrasiyi bir zamanlar belalı coğrafya tezi ile savunan bizim darbeciler gibi, bin yıldır Cumhuriyet adına demokrasiye set çekmek isteyen, Cumhuriyet'in artık bugün demokrasi içinde korunabileceğini hâlâ göremeyen bizdeki bazı bürokrasi odaklarını da düşündüm.
Şarm El Şeyh'ten üçüncü yazı yarın.
h.cemal@milliyet.com.tr
|
|