Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 24 Mayıs 2006 / Çarşamba  
   Milliyet Online    Emlak    Arabam    Kariyerim    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Nisan mayıs ayları Gevşer yazının yayları


Hakkını vererek bakamadım. Tüh! Erguvanlar geçti İstanbul'dan, karşısına geçip şöyle bir duramadım. Apartman çocuğuyuz biz, hayret ederiz ota, böceğe, hiç hayret edemeden baharı elden kaçırdım.
Kaç yıldır ilk defa bahara benzeyen bir şey gördü memleket, "Bi' durun! İşim var. Az bekleyin" diyemedim, araya gitti, tutamadım. Pek müteredditti, yağdı yağmur, oldu çamur, nihayet bahar karar verip gitti, işten kaldırıp başımı "Ne baharmış yahu!" diye şaşamadım.
Adama mevsimlerin birbirine dönüşünü kaçırtan bir ülke bu, yine "bomba gibi düştü gündeme" bir şeyler, tam olarak yaz saat kaçta geldi anlayamadım. Oysa gelincikler bu yıl bir daha gelmeyecekler...

Peki neresi bu ülke?
Başbakan "Kocatepe Türkiye değil" diyor. İyi de söylüyor. Kocatepe ya da Anıtkabir'dekiler değil sadece Türkiye. Bir saysak belki azınlıklar çıkıyor tepelere.
Peki o zaman neresi bu ülke? Nereyi kerteriz alarak kuracağız bu memleket üzerine cümle? Nirengi hangi tepede?
1982 Anayasası'nın mimarlarından Profesör Orhan Aldıkaçtı vefat etti önceki gün. Nur topu gibi totaliter Anayasa, turp gibi hâlâ yerli yerinde. Bu anayasayla doğmuş çocukların Türkiye'si mi artık burası?
O eski zamanlarda Münir Özkul'ken bu ülkenin ortalaması, şimdi Polat Alemdar mı oldu?
O zaman "Anketler seni söyler / Dillerde nağme adın" insanlar nerede? Bu ülke hangi tepede? Bunları düşünürken ortaya karışık işte, yaz geldi. Yine yakalandı dolaplar kışlıklarla, kazaklar sakız bile alınmayan paralar gibi kıymetsiz ama hâlâ tedavülde.
Bir anda telefona sarılmışken insanlar, sevgililerinden daha çok konuştukları bankacılarıyla konuşuyorken, kurtarmaya çalışıyorken TL'lerini düşüşten, işte tam o anda, göremediniz kapalı, gri pencereli "plazalardan", yaz geldi, bir anda yağdı gecikmiş tüm cemreler yere. Bizim başımız borsalara gömülmüş, gözümüz doların Dalgacı Mahmut değerinde.
Danıştay'a saldıran "en kahraman Rıdvan" sorulara cevap vermezken, verdiği cevaplarla bir siyasal İslamcıları, bir de sayıları henüz tespit edilemeyen derin devletleri hop oturtup hop kaldırırken, köşelerde "Darbeyi soslu mu alırsınız, sossuz mu?" ebelemeleri sürerken otlar sararmaya başladı bile kırlarda.
"Açık havada rakı bir şey yapmaz" geyiğini döndüremeden pikniklerde, geçmiş olsun güneş darbesini yaptı, üç-dört ay sürmesi muhtemel geçici hükümetini kurdu günün orta yerine.

Artık Susurluk içimizde!
Daha ilk gün demedim mi, Ağca'ya benziyor bu saldırganın söyledikleri diye? Bak gördün mü işte, ikisinin resmini çıkardılar yan yana. İbrahim Şahin'in o her daim neşeli yüzü ile azmettirenin sureti bir fotoğrafta yan yana. Herkesin azami bir süratte mafyalaşmak istediği, sokak aralarında "Mafyadan tanıdığın var mı?" sorusunun "Nerelisin hemşerim?" kadar doğal sorulduğu bir zamanda irinin kökü nerede diye kim soracak, kime soracak, neden sorsun ki bu memlekette?
Artık Susurluk içimizde!
Ecevit hâlâ komada. Cezaevlerindeki "Hayata Dönüş Operasyonu"nu ve ekonomik krizi getirse de genç insanların aklına bu isim şimdilerde, bir zamanlar Karaoğlan'ın toprak reformu, eşitlik ve özgürlük demek olduğunu meydanlar hatırlar mı acaba?
Şimdi hastanenin önünde bekleyen, ağlayan o ihtiyar adamlar bu ülkenin hangi tepesinde? İyi şeyler de oldu bu ülkede. Ama sonra yaz bitti, tam tamına 12 Eylül'de.
Gelincikler dikilemeyen tek çiçekmiş, Hayatın Fuzuli İncelikleri Bakanlığı'nın ismini vermek istemeyen üst düzey yetkililerinin söylediklerine göre.
Doğru mudur? Öğrenemeden işte, yaz geldi sağanak halinde. Fakat bu gelincikler, nedeni anlaşılamayan bir biçimde hep birlikte çıkarlar tarlalarda. Lokma lokma kor düşmüş gibi toprağa aniden, örgütlü bir biçimde...
Niye? Daha merak bile edemeden, soramadan daha... Gelincikler bile geçti. Yaz geldi.

ecetem@hotmail.com








Taha AKYOL
Ecevit'le MHP anıları
TÜRKİYE'DE sağ ve solun birbirini biçtiği yıl...
Çetin ALTAN
"Yurtseverlik" mesleğinin gizli zebani dansları
Ajans haberlerinde Bülent Ecevit'in sağlığı i...
Melih AŞIK
Çankaya meselesi
9'uncu Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel son zam...
Fikret BİLA
Ecevit'in her hali...
GATA'nın önünde Ecevit'in her halini görmek m...
Hasan CEMAL
Araplar, demokrasi, ve biz!
Başkan Bush yönetiminin Arap dünyası için öng...
Güneri CIVAOĞLU
Mavi büyü
Ege semalarında yıllardır süren ve "it dalaşı...
Abbas GÜÇLÜ
Sezer ayrımcılık mı yapıyor?
Cumhurbaşkanı Sezer, önceki akşam devlet üniv...
Hurşit GÜNEŞ
Hazine daha iyisini yapamaz mıydı?
Dünkü Hazine ihalesinde bileşik faiz yüzde 15...
Nail GÜRELİ
Erdoğan taşıyamıyor (2)
Yukarıdaki başlık, 21 Aralık 2005 günü bu köş...
Sami KOHEN
Efendice boşandılar!
KARADAĞ, medeni tarzda bir "boşanma" örneği v...
Metin MÜNİR
Turkcell'de Çukurova hâkimiyetinin sonu
Pazartesi günü İstanbul'da yapılan genel kuru...
Hasan PULUR
İlahi tesadüf, yetersiz şamdan...
"YAZISIZ" karikatürler vardır; usta karikatür...
Meral TAMER
Eşdeğer ilacın önlenemez yükselişi
Dün sabah Swissotel'de Avrupa Eşdeğer İlaç Bi...
Ece TEMELKURAN
Nisan mayıs ayları Gevşer yazının yayları
Hakkını vererek bakamadım. Tüh! Erguvanlar ge...
Osman ULAGAY
Hükümet ufuksuzluğun bedelini ödüyor
Bu köşenin sürekli okurlarının bileceği gibi ...
Güngör URAS
Amerikalılar ekonomiyi umursamıyor, politik krizden söz ediyor
Turgut Özal, "Bilerek bilmeyerek hükümet yanl...
M. Ali BİRAND
Ülkede gerilim çok artar...
Başbakan Erdoğan'ın Cumhurbaşkanlığına çıkmas...

© 2006 Milliyet