|
 |
|
|
'Komplocu'nun yanıtı
Sevgili Attila Gökçe ağabeyimin dünkü köşesinde bahsettiği komplo teorisyeni benim...
Başka yazan var mı; okumadım, ama sayın Aziz Yıldırım'ın "çok yukarılardan bir otorite" ile başkanlıktan ayrılmış olabileceğini ben yazdım.
Neydi o otorite?
Halk...
Fenerbahçeli olsun olmasın, çağımızın sporunu sevsin sevmesin, futbolun kavgacı yüzünden bıkan, kalabalıkları birbirine kin ve nefretle yaklaşmasından yakınan, rahatı kaçan, huzuru bozulan halk.
Milyonlarca gönüllüsü olan güzide kulüplerimizin yaşadığı süreç, "esnafından işçisine talebesinden memuruna toplumun her kesimine yayılacak" diye korkan halk...
Çocuğu maçtan dönene kadar bildiği tüm duaları okuyan analar.
Evladını, spor aşkı aşılamak için getirdiği tribünden kafası gözü kanlar içinde kaçıran babalar.
Konvoya katıldı diye dayak yiyen hamile kadınlar.
Artık maça bile gidemeyen insanlar.
Halk onlar...
Lider hisseder
Bütün bunlara sayın Yıldırım neden oldu diyecek kadar kasıtlı ve aptal değilim elbet. Faturadaki en büyük kalem, "yöneticiler"den sadece bir tanesi kendisi.
Maksadım; Attila ağabeyin tespiti gibi ayıp etmek, günah işlemek, haksızlık etmek değil, kantarın topuzu kaçan kulüplerarası ilişkilere halkın tepkisini hisseden, kendini feda ederek sorumluluğu üzerine alan, bu uğurda en büyük ve en ciddi adımı atan sayın Yıldırım'ı yüceltmekti.
Öyle mi oldu; işin içinde başka şeyler mi vardı bilemem.
Benim tahminim, aynı zamanda temennim.
Liderler, halkın taleplerini çok iyi hisseder. Gerekirse giderek bedel öder... Ama aynı halkın teveccühü ile bin kat güçlü döner.
Demokrasilerin en büyük otoritesi halktır. Halkın tercihini dile getirdim diye ben de mi "otorite" oluyorum şimdi.
Cümleye "Sayın Yıldırım medya mensuplarına hakaret etti" diye başlayıp cümleyi "gitmemesi gerekirdi" diye bitiren "medya otoriteleri"nin fink attığı bu alemde, "huzur arayan kentli çoğunluğun" reytingsiz özlemlerini dile getirenleri hor görme Attila ağabey.
"2-2-2-2-2" mi?..
Fatih Terim Hoca'yı ciddiyete davet ediyorum... O ne biçim sistem öyle; "2-2-2-2-2" diye...
Resmen dalga geçiyor "futbol yorumcuları" denilen elit zümreyle.
Daha "3-5-2" "4-4-2" ve türevlerini bitirmemiş, koridorları, baklavaları hazmetmemiştik ki...
Saygıdeğer yorumcularımıza bir mesajı varsa, yapsın bir toplantı, kapalı kapılar ardında anlatsın.
"İnsanların aklını bu kadar karıştırmayın" desin.
"Santradaki dizilişler ve oyundaki gelişmelere göre yer değiştirmeler birinci derecede önemli değildir, esas olan takımın niyeti ve bu niyeti gerçekleştirecek kapasitesidir" desin.
Nedir bu "2-2-2-2-2"...
Senelerce de bununla uğraşacağız şimdi.
Medyumları "cin çarptı"
Galatasaray kupayı aldı ya... Size temellerinden sarsılan, batması gereken, ancak batmayacağından emin olduğum "cin gibi" bir meslek erbabını anlatayım.
Anlatayım da, belki piyasadan silinmelerine katkım olur!
Başka adları da var ama entel söyleyişle, bu arkadaşlar "medyumlar".
Arşivimden 30 Aralık 2005 tarihli Tempo dergisini çıkardım. 2006'da olacakları "şöhretli" medyumlarımıza sormuşlar.
En büyük "mucizeleri" insanlardan paralarını gönül rızası ile almak olan bu arkadaşlar, bir sürü Nostradamus yuvarlaklığında "öngörü"lerin yanında, gelip futbola toslamışlar.
Medyum Memiş, "Fenerbahçe şampiyon olacak" demiş.
Medyum Recep Kaplan, "Fenerbahçe"...
Medyum İslam Akar "Fenerbahçe"...
Medyum Zodyak, "Fenerbahçe"...
Medyum Keto futbola girmemiş... Ya da o söyleyene kadar dergi baskıya girmiş.
Tarih Aralık sonu... Kadroya, stada, paraya bakmışlar, vehmettikleri manevi güçlerini belgeleyecek ve sağlamlaştıracak haberi gaipten söküp almışlar.
"Fenerbahçe şampiyon olacak".
Peki ne olacak şimdi?
Hiiiç... Soruşturdum; hâlâ kapılarında sıra var.
Sadece şu ortaya çıktı:
Futbol öyle bir hale geldi ki, "cin"lere bile pabucu ters giydiriyor artık.
NOT: Benim medyumla falan işim olmaz. Bu konuyu Sevgili Faik Çetiner'in Cine 5'e taşıdığı Stadyum programı, gazetelerin spor müdürlerini ağırlarken sevgili Necil Ülgen'in anlattığı fıkra tetikledi. O ne mi? "Temel medyumun kapısını tıklatmış. İçerden 'kim o' sesi gelince geri dönmüş".
Demirören'i bekleyen tehlike
Beşiktaş Başkanı sayın Yıldırım Demirören, Tümer'e "askerlik sorununun halledileceği garantisi" verip 2,2 milyon dolar ve kaptanlık teklif etmiş.
Para, kaptanlık, kendi inisiyatifinde ama askerliği erteletmek garantisi nasıl oluyor?
Yoksa sayın Milli Savunma Bakanımız'ın da bir akrabası mı var Beşiktaş Yönetim Kurulu'nda?
Sayın Demirören'i ve Beşiktaş'ı bekleyen en büyük tehlike nedir biliyor musunuz gelecek sezonda?..
Sayın Beşiktaş Başkanı'nın Fenerbahçe Başkanı ile mücadele edip kazandığı hissine kapılması. Gücünü abartması. Bu varsayımdan yola çıkarak gücünün cazibesine kapılması ve futbolu yönetmeye aday olması.
Sayın Yıldırım'a yakıştırılan o koltuğa talip olması.
Şimdilik küçük ipuçları var.
Bizden uyarması.
Hesap zamanı
Günümüzde her şeyin parasal bir karşılığı var. Gazeteye bomba atmak 50 YTL'ye kadar düşse de konu futbol olduğunda adım atmak bile para... Hem de altı sıfırlı rakamlar.
Henüz kimse hesaplamadı ama, bir takımın şampiyonluğu kazanmasıyla elde edeceği maddi ve manevi getiri ne kadar acaba?
Ya da kaybettiğinde, aynı zamanda kaç para kaybediyor?
Lütfen biri hesaplasın, herkes merak ediyor.
eguven@milliyet.com.tr
|
|
|

|