|
 |
|
|
Tesadüfün böylesi...
Bir Galatasaray maçı öncesiydi.
Ali Sami Yen'e Faruk Süren geliyordu.
Kimse kafasını çevirip bakmadı bile.
Biraz ileride Abdürrahim Albayrak, omuzlarda, neredeyse ayakları yere değmeden giriyordu maça.
"Yuh be!" dedim ben de.
Yuh ki ne yuh!
Şunun şurasında, 2000'den bu güne kaç sene geçmişti?
* * *
"Bu Galatasaray'ı durdurmak lazım" demişti Christoph Daum, katıldığı bir televizyon programında. "Bu sene de şampiyon olurlarsa, yakalayamaz kimse onları".
O dünlerde Beşiktaş'ın teknik direktörüydü.
Sonra, Faruk Süren için neler yazıldı neler...
Sonra yine neler neler yazıldı.
Sonrasını biliyorsunuz..
Ne Süren kaldı, ne Terim, hatta ne Şükür, ne Emre, ne Okan ne de filan falan...
Rüya takım yok olmuştu.
* * *
Serdar Bilgili'li Beşiktaş şampiyon olduğunda, Beşiktaşlı, önündeki on seneye Beşiktaş'ın damga vuracağına inanıyordu...
UEFA Kupası'nı hedefliyordu.
Vizyoner bir başkanı vardı.
Tecrübeli bir teknik direktörü (Lucescu).
Futbolcu ruhundan anlayan bir menajeri (Sinan Engin).
İyi de bir kadrosu.
Sonra...
Sonrasını biliyorsunuz.
Serdar Bilgili'nin, sevgilisiyle Şamdan'da, herkesin gözü önünde yediği yemek bile aleyhinde kullanıldı.
O'nun hakkında da neler neler yazıldı.
Sonra da...
Ne Bilgili kaldı, ne Lucescu, ne de Engin...
Ne de filan ne de falan.
* * *
Mayısın başında, Fenerbahçe'nin üçüncü şampiyonluğu cebindeydi herkese göre.
Hatta 100. yılındaki dördüncüsü de cebinde gibi.
İki kupa da.
Christoph Daum'la 100. yılın planlarını yapmaya başlamıştı Aziz Yıldırım ve yönetimi.
Mayısın sonu bile gelmedi daha.
Ne kupa var ortada.
Ne şampiyonluk.
Ne Daum, ne de Yıldırım.
Fenerbahçe Yönetimi de olağanüstü kongre kararı aldı.
* * *
Belki bunların hepsi tesadüf.
Belki de tesadüf mü?
Üç büyük kulübümüzün, kendilerini ulaşılmaz hissettikleri, rakiplerini yok saydıkları anda, üçünün de aynı süreci yaşaması.
Ama...
"Ne tesadüf!" diyebiliriz herhalde.
Üstelik belkisiz.
Ve...
Bence tabii.
Roma'daki Papermoon'lar
Şu İtalyan restorantı.
Papermoon.
Son günlerde mail yağıyor.
Hele Polat ve Demirören yemek yedikten sonra.
Daha da çoğaldı.
Yazmak farz oldu.
Orijinali Milano'da.
Balık ağırlıklı.
Ama dikkat edin, önünden geçersiniz, fark etmezsiniz, ne içinde buradaki şaşaa var, ne de dışında.
"Roma da var mı?" diye de çok soruyorsunuz.
Yok.
Ama ne Papermoon'lar var....
Kıyağım olsun.
Mesela El Toula.
Via Del Corso'da.
Manken, şarkıcı, futbolcu ve bol artiz martiz, bol paparazi istiyorsanız adresiniz orası.
"Balık, balık, illa balık" ise.
Trastevere'deki Alberto Giarla.
10 üstünden 10 numara.
"Hem kuşbakışı Roma, hem de şahane bir yemek, şahane bir servis" diyorsanız...
Roma Hilton'daki La Pergola.
Bir 10 numara yer daha.
"Ben altın çatal, altın bıçakla yerim" diyorsanız...
Yıllardır olduğu gibi hâlâ Alfredo, ama Originale olanı.
Diğeriyle karıştırmayın.
Daha dün bir, bugün iki
Galatasaray Başkanı "Adnan Polat'la aramızda sorun yok, uyumlu çalışıyoruz (25.05.2006 Sabah Gazetesi)" diyor.
Diyor da...
Galatasaray'ın ikinci başkanı (Semih Haznedaroğlu) da "Fikir ayrılığı olması normal" diyor ve bakın daha neler neler diyor:
"Adnan arkadaşımız, fazla beyanatlar vermiş, ortalarda çok görünmüş olabilir. Ama bunları dengeleyecektir."
Sonra da pansumana başlıyor Galatasaray İkinci Başkanı:
"Kendisi (Adnan Polat'ı kastediyor) çok çalışkan bir yönetici ve kulübüne faydalı oluyor. Kırgınlıklar, durgunluklar, burukluklar olabilir. Her yiğidin ayrı bir yoğurt yiyişi vardır".
Yani...
Galatasaray İkinci Başkanı'na göre,
1-Galatasaray Başkan Yardımcısı ortalıkta çok görünüyor.
2-Gerektiğinden fazla konuşuyor.
3-Geri adım atması, dengelemesi gerekiyor.
4-Kırgınlık ve burukluk var aralarında.
Yani...
Kazan erken kaynamaya başladı.
Yani...
Bunları Galatasaray İkinci Başkanı söylüyor da...
Söyleten Galatasaray Başkanı mı?
Ve...
Bence tabii.
* * *
Galatasaray futbolcu arıyor.
Şartları da belli.
Hem star olacak, hem sol ayaklı olacak, hem frikik atacak, hem asist yapacak, hem kaprissiz olacak.
Hem bonservisi elinde olacak,
Hem de peşinat istemeyecek ve parasını uzun vadede bölük pörçük almayı kabul edecek.
Böyle bir oyuncuyu bütün dünya arıyor.
Laurent Robert'i buluyorlar.
Bulabileceklerinin en iyisini.
Sorunluymuş.
Sorunlu olacak tabi.
Bir defosu olmasa, Galatasaray'a mı kalır Robert, ya da Benfica'ya mı?
İstanbul'a getiriyorlar.
Galatasaray yönetimi biliyor ki, yabancı oyuncular için cazip değil şartları Galatasaray'ın.
İstanbul'un yaşam standartı, klası, tarzı, karizması, Robert'i tavlamanın tek yolu belki de Galatasaray için.
"Bu şehir kaçırılmaz" dedirtmek istiyorlar Fransız'a.
En azından karısına.
Dedirtiyorlar da...
Sonrasını biliyorsunuz.
Yine de geri dönüyor.
İstanbul'a rağmen...
* * *
Daha dün bir bugün iki.
Dün bizdiler...
Bugün ben-sen-o oldular.
Ve...
Ali Dürüst, Burak Elmas, Özer Saraçoğlu, Ergun Gürsoy...
Sırada Adnan Polat mı var?
Ve...
Adnan Polat geçen senenin kamuoyuna sempatik, sevimli gelen Galatasaray'ını sevimsizleştiriyor yavaş yavaş.
Antipatikleştiriyor.
Ve...
Galatasaray Başkanı belki de çoktandır ilk defa haklı.
Ve...
Keşke Galatasaray Başkanı bu tavrı şampiyonluktan önce koysaydı.
Salı 22.30
Lig TV'de Alev ile yaptığımız Çizgi Dışı'nda sezonun son konuğu Aykut Kocaman ve eşi Arzu Kocaman olacak.
Kaçırmayın.
bilgingokberk@mail.com
|
|
|

|