|
Dumanlar, dumanlar...
Önceki gün saat 15.30'da TV ekranlarını kaplayan ve göklere doğru yükselen kara dumanlar, neredeyse ekranlardan da taşıp evlerin içini kaplayacak yoğunluktaydı.
İstanbul Atatürk Havalimanı'ndaki kargo bölümü yanıyordu.
Sanırım kimsede böylesi bir felaket görüntüsüyle ilk kez karşılaşmanın, "hayretten hayrete düşme" şaşkınlığı yoktu. Patlamalar çatlamalar, yanmalar, çökmeler tefrikasıyla öylesine aşılanmıştık ki; Atatürk Havalimanı'ndan yükselen kara dumanları görünce de, bir refleks şaşkınlığı yerine, ilk aklımıza gelen kaygılı kuşku "ihmal"den çok, "kasıtlı bir kundaklama" olasılığı oldu.
Sanki yan bilincimizde bağdaş kurmuş bir bilge, -tıpkı bir İstanbul depremi gibi- her an hazırdı yeni bir karabasanla karşılaşmaya...
* * *
Yangınlar, yangınlar, yangınlar... Küçüklü büyüklü bitip tükenmeyen yangınlar... Orman yangınları, depo yangınları, köy yangınları... Ya sönmemiş bir izmaritten, ya elektrik kontağından çıktığı söylenen yangınlar...
Sayıları 3 bini aşkın belediyelerin, itfaiye araç ve gereçleriyle personel donanımının düzeyini gösteren ayrıntılı bir döküm haritası var mı?
* * *
Bendeniz, adım gibi eminim ki; ne politikacılar, ne bürokratlar, ne uzmanlar ayrıntılı açıklamalar yapmaya özenecekler Türkiye'deki itfaiye teşkilatının düzeyi ve bütçesi hakkında...
Genç askeri pilotlarımızın Ege semalarında gösterdikleri yiğitliklerin ballandırılması; her zaman Türkiye'deki itfaiye teşkilatının, tüm ayrıntılarıyla ön plana çıkarılmasına ağır basacak.
* * *
Yüzyıllardan bu yana süre gelen, içeride ve dışarıda "adam yerine konma ve beğenilme" özlemlerimiz; kuşaklardan kuşaklara bulaşarak sürmekte...
"Adam yerine konma ve beğenilme" açlığımız, dilediği doyuma ulaşamayınca da, kendi kendine övünerek tatmin olmaya çalışmakta...
Bir övünme, bir övünme... Birey olarak övünme, ırk olarak övünme, inanç olarak övünme... Komşuluklarda övünme, meyhanelerde övünme, okullarda övünme, miting alanlarında övünme...
Ve Türkiye'nin itfaiye teşkilatından habersiz olma ve sürekli "felaketlerden kıl payı kurtulma"yı da olağan karşılama...
Bendenize psikososyolojik, garip bir boğmaca epidemisine uğramışlık gibi geliyor bütün bu öksürüklü övünmelerle saydamlıktan yoksunluk ve objektif bir bilimselliği cart curtlarla mumyalamak...
* * *
Bitip tükenmeyen bir övünme, beyinsel ve sanatsal çabalarda somutlaşamayınca da; kaba kuvvet gösterileriyle iddialarında bir madalya arıyor kendisine:
- Biz, bize yan bakanın gözünü patlatırız...
İç siyasetteki kutuplaşmalarda da nutuklar, karşılıklı bir kabadayılığın yelkenlerini şişirmekte...
O nedenle de Türkiye'nin içine itildiği çalkantılar sonucu; Atatürk Havalimanı'ndan yükselen kara dumanlar bile; şaşkınlık yerine, hemen sabotaj olasılığının çengeline takıyor kuşkularımızı...
* * *
Türkiye'deki siyasal kutuplaşmalar ve çalkantılar, nelere mal olarak ne zamana kadar sürer; bilemiyorum, bunu kestirebilecek kimseler var mı?
Şayet Türkiye'de de, "parayı kim veriyor, niye veriyor" sorgulamasının penceresinden bakma bilinci gelişmiş olsaydı...
Susurluk olaylarındaki Gladyo tortusu da, aynı sorunun imbiğinden geçerek aydınlanırdı; cep telefonlarına gönderilen İslami mesajların ekonomik kaynağı ve amacı da...
* * *
Köylülüğü aşamamış, okuma-yazma özürlü yığınları kışkırtmak ve birbirine düşürmek de o kadar kolay ki...
İran'da bir gazetede, Azeri Türklerini "karafatma" dediğimiz, siyah bir hamamböceğine benzeten bir karikatür yayımlanmış.
Azeriler öylesine öfkelenip eyleme geçtiler ki; Washington'un vizörü içine girmiş bulunan sarıklı İran yönetimi, ortalığı yatıştırmak için ne yapacağını bilemiyor şimdi.
* * *
Belçika'da "Valon'lar" için yapılan bir yılan karikatürü de, sokaklara dökmez kimseyi; "Flamanlar" için yapılan bir sıçan karikatürü de...
"Adam yerine konma" özlemleri çekenler diyarında ise döker... Kutsal sloganlar arkasına sığınan kutuplaşmalar, örgütlenmeler, çeteleşmeler ve silahlanmalar başlar. Kimseciklerin de aklına gelmez "parayı kim veriyor, niye veriyor" diye sormak.
* * *
Başbakan Tayyip Bey, nutuklar söylüyor:
- Herkes aklını başına alsın, diyor.
Kusura kalınmasın ama, bendeniz de merak ediyorum:
- Akıllar nereye konmuş ki, oradan başlara alınması isteniyor?
Ve bir şeyi daha merak ediyorum:
- Akıllar başa alındığında, Türkiye'deki itfaiye teşkilatının tüm donanımı ve bütçesiyle, ülkede nasıl konuşlandırılmış olduğu özel bir haritada saydamlaştırılabilecek mi?
* * *
Havaalanlarında dahi, belalı yangınların çıkabildiği bir ülkede, itfaiye teşkilatının tüm ayrıntılarıyla saydamlaştırılması; hanımların saçlarını örtmeden cennetmekân olamayacakları tartışmasından daha mı az önemli?
Cehennemde yanma korkusundan daha mı az ürkütücü, dünyada yaşarken alevler arasında cayır cayır yanma?
Ahrette yanmamayı sigortalamak için, Çankaya olumlu bir tepe olarak da görünse; yaşarken yanmamak için de, itfaiye bütçesine, Ege'de düşen birkaç F-16 uçağı değerinde bir katkı yapmak fena mı olur?
* * *
Bu tür konulara alışık değil bizim kamuoyu... Herhalde başımıza alınması önerilen aklımızın, henüz bulunduğu yer gereği; her konuya ağır basıyor bizde karşılıklı babalanmalar:
- Bana yan bakanın gözünü patlatırım...
Ve milyarlarca dolar duman oluyor, çeşit çeşit somut ve politik yangınlarda...
c.altan@prizma.net.tr
|
|