Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 26 Mayıs 2006 / Cuma  
   Milliyet Online    Emlak    Arabam    Kariyerim    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
İnsanlığın Susurluk'u


Önceki gün Osmaniye-Gaziantep otoyolunda bir kamyon devrildi. Kırk iki kişi öldü. Ölenlerden kırkının, Afganistan ve Bangladeş uyruklu oldukları tahmin ediliyor.
Ölenlerden yirmi dört kişinin cesedi otopsi için Adana'ya götürüldü. Kazadan sağ kurtulan on kişi henüz bulunamadı. Kaçtıkları tahmin ediliyor. Yaralanan dört kişi ise şimdi Osmaniye Devlet Hastanesi'nde ve Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde tedavi ediliyor.
Prosedür gereği, eğer on beş gün içinde ölen insanların yakınları ortaya çıkmazsa Adana'da toprağa verilecekler.
Bütün bu isimsiz, sahipsiz, "önemsiz" ölüler, insanlığın Susurluk tarihine bulanık yüzler olarak geçecekler. Çünkü onlar da Susurluk kazasında ölenler gibi, üstelik her öldüklerinde insanlığın büyük yolsuzluğunu, yeniden ortaya çıkarıyorlar.
Ne gazeteler manşet atıyor ne muhabirler bu yolsuzluğun ardındaki isimleri, "sürpriz fotoğrafları" araştırıyor. Ama onlar her seferinde, İtalya kıyılarında boğulurken, Meksika-ABD sınırında toprağa dökülürken, Balkan ülkelerinden geçerken yakalanıp çoluk çocuk açlıklarına geri gönderilirken, Adana'da yalnız başlarına gömülürken bir kez daha insanlık hakkında aynı şeyi söylüyorlar.
Onlar, o isimsiz ölüler, G-8 toplantılarında, Dünya Ekonomik Forum'larında "rakamlara göre her gün daha da iyiye giden" insanlığın büyük bir ayıbı olduğuna, bütün bu pırıltının altında kan, ter ve gözyaşı bulunduğuna işaret ediyorlar. Sonra işte, hep, sessizce ölüyorlar.

'Kâğıtsızlar'
Neo-liberal sistem, sınır tanımayan bir ilerlemeci mantık üzerine kurulu olduğu yanılsamasını yaratsa da teknolojinin gelişim hızıyla, bugünkü en büyük günah bu dünyadan daha iyisinin olduğunu söylemek.
Başka ve daha iyi bir dünyanın mümkün olduğunu söyleyenler, giderek sayıları çoğalsa da, hayattan aforoz edilmesi gereken günahkârlar bugün, hâlâ.
Bazen alaycı bir gülümsemeyle bazen de göz yaşartıcı bombalarla karşılanan yeni çağ devrimcileri, firavunlara karşı çıkan, henüz anlaşılmamış peygamberler. Çünkü neo-liberal sistemin, neo-Romalıların yapmayı en çok sevdiği propaganda dünyanın ve insanlığın bugünkü halinin gelinebilecek en iyi nokta olduğunu söylemek.
Başka bir şey düşünmemize izin verecek zaman bile bırakmadan bunu tekrar edip duruyor bütün iletişim ağı. Üstelik bu sistemin, rakamların da söylediği gibi, kölesiz işlemesinin mümkün olmadığı, birilerinin mutlaka köleleştirilmesi gerektiği bu kadar ortadayken.
"Yokmuş gibi" yapıp durduğumuz insanların omuzlarında, iman tahtaları üzerinde duruyor bu dünya. Ter kokan insanlar sayesinde deterjan kokabiliyoruz mis gibi. Yorgunluktan ağlayan insanlar olduğu için gülebiliyor televizyonda izleyip durduğumuz insanlar.
Satılan bütün silahlar Güney'de çalıştığı için, oralarda akan kanla aşırı huzurlu bir hayat yaşayabiliyor Kuzey'dekiler. Zengin memleketlerde resmi belgeleri olmadan yaşayan yoksulların kendilerine taktıkları isimle "kâğıtsızlar" sayesinde dönüyor dünya.
Gıcır gıcır "Yeni Dünya Düzeni"nin, çok eskiden kalma bir kölelik düzeniyle işlediğini en iyi onlar, bugünün "sans-culotte"ları, "baldırbacaklar"ı biliyorlar...

Bizim 'zenciler'
İstanbul sokaklarında, giderek daha fazla siyah adamlar ve kadınlar görünüyor. Giderek daha fazla akordeonlu çocuklar, kırık Türkçeli kadınlar.
Çoğumuzun görmediği sokaklarda, "bekâr evlerinde", izbe yatakhanelerde kalıyorlar, çoğumuzun bilmediği işleri yapıyorlar. İnsanların gözlerini dikip baktıklarını görüyorum; yabanlaştırarak, kendilerine yabancılaştırarak. Bizim gibi gariban bir ülkenin bile köleleri olacak yakında, büyüdükçe kölelerimiz de artacak.
Giderek daha fazla insan, "insan ticareti yolları" üzerinde duran Türkiye'den geçecek, geçip gidemeyenler burada kalacak.
Bakın onlara. Bakın. Çünkü bir gün bu dünya, bütün bu düzen, biz görsek de görmesek de, beğensek de beğenmesek de, onların göğüslerinde patlayacak...

ecetem@hotmail.com








Taha AKYOL
AKP, CHP, merkez sağ
CHP lideri Deniz Baykal, Cumhuriyet'in niteli...
Çetin ALTAN
Dumanlar, dumanlar...
Önceki gün saat 15.30'da TV ekranlarını kapla...
Melih AŞIK
İnek Bayramı
Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi'nin gelenek...
Fikret BİLA
GATA'dan notlar
Bülent Ecevit'in sağlık durumunda değişiklik ...
Hasan CEMAL
Türkiye ilgisi!
Konu futboldu. Havalimanından bindiğim taksin...
Güneri CIVAOĞLU
İyi haber
Son iki hafta içinde en ve belki tek iyi habe...
Abbas GÜÇLÜ
Cumhurbaşkanı ayrımcılık mı yapıyor? (2)
Vakıf üniversiteleri Cumhurbaşkanı Sezer'in k...
Hurşit GÜNEŞ
Döviz kuruna müdahale edilmeli mi?
Dövizin iki haftada nereden nereye geldiği be...
Sami KOHEN
Oyuna ara verme zamanı
TÜRK ve Yunan dışişleri bakanlarının 10 Hazir...
Metin MÜNİR
Bana erken seçim vermeyin, istikrar verin
Türkiye'nin alnından girip ensesinden çıkacak...
Faik ÖZTRAK
İşgücü piyasasında yaşanan sert dalga
Şubat ayı işgücü piyasası rakamları bu yıl is...
Hasan PULUR
'Ekonomi tıkırında...'
EĞER Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin "ta...
Derya SAZAK
Poster ülkeler
Dalgalı kurda rüzgârın ters dönmesiyle Türkiy...
Meral TAMER
Anadolulu iş kadınlarıyla sürpriz akşam sohbeti
Akbank Murahhas Azası Suzan Sabancı Dinçer'in...
Ece TEMELKURAN
İnsanlığın Susurluk'u
Önceki gün Osmaniye-Gaziantep otoyolunda bir ...
Güngör URAS
Wolfowitz: Yolunuz Atatürk'ün yolu
Türk bilim, siyaset ve iş dünyasının, farklı ...
M. Ali BİRAND
Erken seçim spekülasyonu bitti
Başbakan'ın Çarşamba günkü grup konuşması bü...

© 2006 Milliyet