Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 27 Mayıs 2006 / Cumartesi  
   Milliyet Online    Emlak    Arabam    Kariyerim    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
"Bizimki tutkulu bir ilişkiydi!"

Hani aşk için söylenen şeyler vardır ya, bunlar "tutku"nun yanında öylesine "evcilik oyunu" gibi kalır ki!


www.ilhanuckan.com
Faks: (0212) 505 63 88

Geçen hafta Kanal D'de Şenay Düdek ve Müge Anlı'nın birlikte hazırladığı "Dobra Dobra"ya konuk olduğumdan beri şu "tutku" meselesi kafamda dönüp duruyor... Programda benimle birlikte Hilal Cebeci vardı, telefonda da Doğuş.
Hilal ve Doğuş'un ilişkisi benim öyle çok da gözüme batan bir ilişki değildi doğrusu. Sadece hoşuma giden bir tarafı vardı bu çiftin, o da Hilal'in inanılmaz seksi duruşu ve ona aşık bir maço Doğuş karakteri... Pazular falan... İyi bir çift olduklarını düşünmüşümdür hep.
Ama bu ilişki her ne kadar aşkla iyice sarmalanmış gibi görünse de meğer Hilal pek mutlu değilmiş. "Dobra Dobra"da Doğuş'un kendisine kötü davrandığını anlatırken aklımda sürekli Hilal'in sesindeki tuhaf aşk tınıları dönüp duruyordu.
Hilal konuştu ve ardından Doğuş telefonda belirdi elbette. Onun da sesinde aynı şey vardı. Hani iki deli gibi aşık insan birbirlerine çok kızmışlar ve gözlerinin önüne bir duvar çekmişler, birbirlerini sevdiklerini göremez olmuşlar gibi... Bu da aşkın bir türü.
Sonra Hilal'in söylediği bir cümle ilişkinin ritmini ortaya koyuverdi. "Bizimki tutkulu bir ilişkiydi" dedi Hilal.

İşte Bilirkişi olarak yazıyorum:
"Tutku Vücudumun Ritmi" diye yayımlanmamış bir kitabım var. "Tutku" bir "ritim"dir. Aslında "aksak ritim"dir. Hani "aşk" için söylenen şeyler vardır ya; insanın aklı başından gider, sevdiğini her an yanında görmek ister, onun tek sözüyle üzülüp hayata küser, vb... Bütün bunlar "tutku"nun yanında öylesine "evcilik oyunu" gibi kalıyor ki...
Şöyle düşünün; birine aşıksınız, bir ilişkiniz var... Onunla buluşmak için randevulaştınız ama o gelemedi. Yaşadığınız tutkuysa, kendinizi o kişinin kapısını yumruklarken bulabilirsiniz. Ya da sevdiğiniz erkek bir başkasıyla yakın görünse gözünüze, saatlerce mide kramplarıyla kıvranabilirsiniz...
Ya da aşkınız canınızı yakmadığı sürece onun sizi sevdiğine inanmazsınız... Ya da aşkınızla ona acı vermedikçe kendinizi rahatlamış hissedemezsiniz.
Tuhaf bir his. Aslında korkutucu. Ama insan daha çok kendi sınırlarını gördüğü için korkmaya başlıyor. Ve biliyorsunuz ki sınırlar yok!
İşte tam o anda, yani sınırların olmadığını gördüğünüz anda inanılmaz bir korku başlıyor. Kendi sınır tanımazlığınızdan korkuyorsunuz. Sonra da kaçıyorsunuz. Hem kendinizden hem de yaşadığınız ilişkiden... Bazen de kaçmıyorsunuz.
Yıllarca kendi sınırsızlığıma tanık olduktan sonra "tutkumu ehlileştirmeyi" öğrendim. Ama hiçbir zaman hayatımın ritmi değişmeyecek...
Dedim ya; "Tutku vücudumun ritmi!"

Bugünkü yazımın ana fikri şu:
"Cesareti olan tutkulu ilişkisini yaşar" demeyeceğim, zira bu "cesaretle" zaptedilecek türden bir şey değil, ya tutkulu ya da değil... Ama isteyince nasıl ehlileştiğini çok iyi biliyorum.
İyi oyunlar herkese...

ÇEKİNMEYİN, SORUN! DAHA İYİSİNİ BİLENİNİZ VARSA DA ANLATSIN!

"Hata nerede İlhan hanım?"
Bir yerde hata var! Sekiz yıllık evliyim. Beş sene de flört dönemimiz oldu. İlişkimiz süresince inişli çıkışlı dönemler yaşadık. Hataları oldu eşimin, inkar ettiği hataları... Ve ben çoğu zaman bunları affederek onu hep ödüllendirdim. Şimdi senelerdir içime attığım duygularım coştu. İsyan çıktı içimde sanki. Ona güvenim hiç yok ve böyle bir ilişkiyi yürütebilmek de çok zor... Beş yaşında bir oğlum var. Onu üzmek istemiyorum. En çok yarayı çocuklar alır çünkü. Telafisi mümkün olmayan yaralar. Bir süre ayrı kalmaya karar verdik. Kimbilir, kaybettiğimiz şeyleri yakalarız belki... Keşke hatalarımızı bulsak da düzeltebilsek... Hata nerede İlhan hanım?
Bahar K.

* * *
Hata, yıllarca onu affettiğinize kendinizi inandırmış olmanız. Aslında ona olan kızgınlığınız içinizde büyümüş de büyümüş... Sanırım son olarak yeni bir şey oldu ve siz artık içinizde birikmiş duygularla baş edemez hale geldiniz. Hâlâ bir şeyleri çözebilirsiniz. Bunu istediğiniz belli. Çocuğunuzun üzülmemesi için istediğinizi düşünüyorsunuz ama aslolan sizin hâlâ eşinizden ümidinizin olması... Cesur olun ve deneyin derim. Ama kendinize artık yalan söylemeyin. Eşinize de tabii...

Erkek Köşesi!

Bir kadını nasıl ehlileştirirsiniz?
Siz erkeklerin en korktukları kadın tipi yerinde duramayanıdır. Hangi kadın yerinde durur orası ayrı mesele ama hani "otur" deyice oturmayan, "Tatlım, meşgulüm, başka zaman buluşuruz" deyince hayatınızı altüst eden kadınlar vardır ya, ödünüzü en çok patlatan da onlardır. En korkak olanlarınız bu kadınların isterik olduğuna karar verip hızla kaçarlar. Ama bazıları da böyle bir kadınla ilişkinin tadına doyamazlar. Tek yapmanız gereken, karşınıza böyle "çılgın" bir kadın çıktığında kendi kendine sakinleşmesi için ona zaman tanımak. Sonra hayatınızın en mutlu ilişkisini yaşayacağınızdan hiç şüpheniz olmasın. Ama sakın unutmayın, bir kadını ehlileştirmek için yapacağınız her şey onu sindirmekle sonuçlanır. Bir kadını ancak kendisi ehlileştirebilir, tabii sizin aşkınızla...

Öptüm sizi
Seda Sayan ve Nihat Doğan ilişkisi nereye gidiyor? Nihat yerinde duramayan bir genç adam, Seda Sayan da en az onun kadar tutkulu bir kadın! Nihat Doğan, Seda'ya aşkını dile getirdikçe ya bir şeyleri doğru ifade edemediğini ya da söylenenlerde eksikler-fazlalar olduğunu düşünüyorum.
Bir şeyler yerine tam oturmuyor onun konuşmalarında. Seda'ya baktığımdaysa Nihat'ın onun deli tarafını ateşlediğini ve baştan çıkmanın tadını hatırlattığını düşünüyorum. Neler olacağını da inanın merakla bekliyorum. Siz de iyi izleyin derim, bu türden ilişkilere pek rastlamıyoruz aslında. Her ne kadar "medyatik bir ilişki" gibi görünse de, meselenin özü başka... İkisini de kocaman öptüm...




CUMARTESİ
"Pamuk gibi çocuklar"ın finali
Tatil hazırlıkları başladı
"Bu bando sokakta çaldığında sesine gelmeyecek adam yok"
ne var, ne yok
Pritzker Mimarlık Ödülü bu yıl Türkiye'de veriliyor
En moda En yeni
Âdetsiz bir yaşam mümkün mü?
"Oh! Mis gibi marul kokuyorsun"
Liseliler için rock festivali
Melih Cevdet'in anısına oyun
Küçük klasikçiler sahnede





Melis Alphan
Cengiz Eren
İlke Gürsoy
Ali Rıza Kardüz
Cemal Saydam
Tuba Akyol
İlhan Uçkan
Yalvaç Ural

© 2006 Milliyet