Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 27 Mayıs 2006 / Cumartesi  
   Milliyet Online    Emlak    Arabam    Kariyerim    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Unutulan çocuk oyunları


yural@milliyet.com.tr

Artık günümüzde ne çocukların oynayabileceği boş arsalar, ne de oyun parkları var. Araba geçmeyen, top oynanan, komşu camı kırılan ara sokaklar yok artık. Onlar otopark olarak hizmet veriyor. Okul bahçelerinin bile pek çoğu betonlarla kaplı. Toprak bahçesi olan okullar yalnızca devlet okulları arasında kaldı. Köy okullarında bile, servislerle gidip geliyor çocuklar. Evden okula, okuldan eve gidilen öğrencilik dönemi tarihe karıştı. Köylerdeki çocuklar da servislerle merkezlere taşınıyorlar.
* * *
Bu yıl Miço söyleşileri çerçevesinde bir ilçe okuluna yaptığım ziyarette, okul müdürü bana köy okullarıyla ilgili öylesine ilginç şeyler söyledi ki, inanamadım: "Artık pek çok yerde köy okulları yok. Okulun önünde, tatil günleri, bayram günleri dalgalanan bir bayrak da bulunmuyor. Hafta sonları İstiklal Marşı'nı söyleyip, coşku içinde bütün köye seslerini duyuran öğrenciler de kalmadı. Çocuklarıyla birlikte marş söyleyen; okul çıkışı kahveden, tarladan çocuklarını almaya gelen ebeveynler de görmüyorsunuz. Eskiden muhtar, köy imamı ve öğretmen efendi köyün önemli insanlarıydı. Köyün insanları bir sorunları olduğu zaman, en başta öğretmene, öğretmen efendiye danışırlardı. Öğretmen, devleti temsil eden saygın bir insandı. Şimdi köyler yalnızca muhtarla imama kaldı."
Gerçekten çok merak ediyorum: Binlerce köyün öğretmeni şimdi nerede ve ne yapıyor?..
* * *
Ben aslında sokaktan uzaklaşan ve okul dışında arkadaşlık ilişkileri olmayan; eve, televizyona, bilgisayara tutsak çocukların nasıl, kimlerle, hangi oyunları oynayıp eğlendiklerini anlatmak istiyordum. Ama öylesine bireysel bir anaforun içine itildi ki çocuklarımız, kendileriyle konuştuğum zaman yuvada öğrendikleri "yağ satarım, bal satarım", "körebe" oyunlarından başka bir şey bilmediklerini öğrendim. Birlikte oyun oynamaya öylesine yabancılaşmışlardı ki artık, "Çocuklar İçin Seçme Oyunlar" gibi kitapları okul kitaplıklarında bile bulmanızın olanağı yok.
* * *
Her gittiğim okulun kütüphanesinde araştırma yapıyorum. Birkaç okul dışında, öğretmene kaynak olsun diye bile alınmış bir "çocuk oyunları kitapçığı" yok. Sanırım Ya-Pa Yayınları'ndan Fahriye Maden'in "Oyun ve Oyun Örnekleri" kitabı, bir de Ekrem Aytar'ın gerçekten öğretmenlik deneyimi içinde toplayıp derlediği ve çocuklarla birlikte oynadığı şirin bir "Çocuk Oyunları Kitabı" var. Elbette bu konuda yapılmış pek çok çalışma bulunuyor. Musa Baran'ın "Çocuk Oyunları", Mevlüt Özhan'la Malik Muratoğlu'nun birlikte hazırladıkları "Türk Cumhuriyetleri'nde Çocuk Oyunları" kitabı. Bu arada Radikal gazetesinin verdiği "En Güzel Çocuk Oyunları" kitabını da söylemek isterim.
* * *
Ama benim sevdiklerimin başında, Ekrem Aytar'ın "Seçme Çocuk Oyunları"yla Yusuf Ziya Demircioğlu'nun 1934'te yayımladığı "Anadolu'da Eski Çocuk Oyunları" kitabı gelir. Bugün kaç çocuk, kaç öğretmen çocuklarıyla "Nesi var, kelimemi cümle yap, zıt anlamlı kelimeler, soruları yanlış cevapla, tilki kuyruğu, bayrak yarışı, aç kapıyı bezirgân başı" oyunu oynuyor? Ya da çocuklar bu oyunlardan kaçını biliyor?
* * *
Strateji oyunları yalnız oynanıyor. Çocuklar yalnız, arkadaşsız, sevgisiz ve bencil büyüyor.





CUMARTESİ
"Pamuk gibi çocuklar"ın finali
Tatil hazırlıkları başladı
"Bu bando sokakta çaldığında sesine gelmeyecek adam yok"
ne var, ne yok
Pritzker Mimarlık Ödülü bu yıl Türkiye'de veriliyor
En moda En yeni
Âdetsiz bir yaşam mümkün mü?
"Oh! Mis gibi marul kokuyorsun"
Liseliler için rock festivali
Melih Cevdet'in anısına oyun
Küçük klasikçiler sahnede





Melis Alphan
Cengiz Eren
İlke Gürsoy
Ali Rıza Kardüz
Cemal Saydam
Tuba Akyol
İlhan Uçkan
Yalvaç Ural

© 2006 Milliyet