|
 |
|
|
Zamanla insan
Gökkuşağı / Reşat Kutucular
Alışıyor insan, zamanla her şeye alışıyor. Kötüye de, iyiye de. Dayanılmaz pek bir şey kalmıyor. Şaşırmak giderek zorlaşıyor.
Bir bakıyorsunuz kabullenemedikleriniz içinize siner oluyor, vazgeçemem dedikleriniz bir çırpıda soluklaşıveriyor.
Zaman insana her şeyi gösteriyor, her şeyi yaptırıyor.
* * *
En çok ilk ölümde, ilk kazıkta, ilk yenilgide, ilk yanlışta, ilk yalanda sarsılıyor insan.
İlk zaferi, ilk seksi, ilk aşkı daha iyi hatırlıyor.
Sonrakiler o vuruculukta olmuyor.
Daha anlamlı olsalar bile.
Bir kere yaşadı mı insan, bir kere denk geldi mi, bir kere maruz kaldı mı hemen öğreniyor.
Her gün yeni şeyler tadarak, görerek, duyarak yürüse de ekledikleri daha önce eklenenlerin ince ayarı oluyor genelde.
* * *
An geliyor, deneyim bir cila sökücü gibi oluyor.
Parlaklığı siliyor.
Zaman zaman bir sakinleştirici gibi fırtınaları dindiriyor.
Bazen bir teleskop misali uzağı gösteriyor.
Bazen karanlıkta yanan bir mum oluyor.
Zaman zaman doping etkisi yapıyor, cesaretlendiriyor.
Arada prangalaşıyor ayaklarda. Giderek kimliğiniz oluyor deneyimleriniz.
Ama şekillenmeniz hiç bitmiyor.
İlk alta kaçırmadan sonuncuya kadar.
* * *
Alın çizgilerinizde bir yığın hikaye birikiyor siz farkında olmasanız da.
Göz kenarlarınızda, saçınızdaki beyazlarda bir sürü ipucu.
Ellerinizdeki tarifler ayrı.
Görmüş geçirmişlikten gelen kayıtsızlığınız yorgunluk gibi duruyor ama o kadar olur artık.
İçinizdeki çocuk arada bir heyheylense de haddini biliyor.
O da farkında eski çocuk olmadığının.
İşin güzel tarafı ise insan her yaşı kendine yakıştırıyor.
Böyle tatlı bir kendini kandırma huyu var insanın.
Çocukken masum, delikanlıyken hayat dolu, orta yaşlıyken olgun, yaşlanınca tonton gösteriyor aynalar.
Zor durumda kalınca da "önemli olan ruh yaşıdır" denip geçiliyor hafif müstehzi.
Hiçbir noktada hiçbir tekleme yokmuşcasına.
* * *
Zamanla çember daralıyor.
Çemberin dışına çıkma hevesi azalıyor.
Bazıları şanssız çıkıyor, erkenden gidiyor.
Bazıları zamanla sizi beğenmez oluyor, bazılarına siz tahammül edemiyorsunuz.
Kimileri uzaklara savruluyor gönüller bir olsa da.
Uğruna savaşılacak, bedensel sorunlar kalıyor geriye, kala kala.
İdealler kilo, tansiyon, kolesterol üçgenine sıkışıyor.
Daha az üzülür ama daha kolay alınır, daha az hareket eder ama daha zor ulaşılır oluyorsunuz.
Küçük hesapları büyütmeye başlıyor, büyük hesapları küçümsüyorsunuz.
Zamanın nasıl da hızlı aktığını dehşetle izliyorsunuz.
Tuhaftır siz bilgilendikçe, siz anlamaya başladıkça dünyayı, dünyanız basitleşiyor. Basitleşsin istiyorsunuz.
* * *
Muhteşem bir dizayn ya da inanılmaz bir evrimleşmenin ürünü...
Her ne ise ne ilginç bir yaratık aslında şu insan.
Milyonlarcası kentlerde yaşam savaşına katılıyor gönüllü olarak.
Tepişiyor, itişiyor, kakışıyor.
Eziyor, eziliyor.
Yerinde duramıyor.
Uzaya çıkıyor, denizlere dalıyor.
Boyuna bakmadan ne işlere kalkışıyor.
Zamanın bu kesitinde böyle bir telaşı var onbir milyarın.
"Bu şekil bir telaş insana yakışıyor mu peki?" sorusu akla geliyor ister istemez ama bu yaş icabı olsa gerek.
Eskiyen gözlerin yeni yeni bakışları bunlar...
Hoşgörün artık...
ege@milliyet.com.tr
|
|
|

|