|
 |
|
|
Kimler unutulmadı ki?
Futbol dünyası on gündür Aziz Yıldırım'ın neden ayrıldığını ve geri dönüş senaryolarını konuşuyor.
Oysa şampiyonluğu anasının ak sütü gibi hak eden Galatasaray'ın başarısı sadece üç gün kalabildi aynı medyamızın gündeminde.
Şimdi Yıldırım'ın dönüş planları ve hangi koşullarda geleceği tartışılıyor.
Bu, herkesin işine geliyor.
Medya hem reyting yapıyor, hem de haber krizi yaşadığı bir dönemde sayfaları boş kalmıyor. Tabii işin Aziz Yıldırım tarafı da var.
Büyük hedefler ve söylemlerle çıktığı yolda milyonlarca taraftarını hayal kırıklığına uğratmış bir takımın başkanı unvanıyla sorgulanmak yerine, günlerdir geri dönmesi için yalvarılan, gözyaşı dökülen bir lider olmak Aziz Yıldırım'ın hoşuna gitmiyor mudur sizce?
Daum'a neden ısrarla sahip çıkma yanlışına düştüğünü anlatmak, böylesi ekonomik bir güç ve taraftar desteğine karşın iki kupanın birden niçin yitirildiğine yanıt vermek, ezeli rekabette büyük bir fırsatın kaçış gerekçelerini izah etmek mi kolaydı, yoksa beş yıl önceki gibi "Bıraktım" deyip olup biteni dışarıdan seyretmek mi?
Aziz başkanın son kararını birkaç gün içinde göreceğiz.
Dönse de gitse de gerçek şu; Galatasaray'ın şampiyonluk sevinci müthiş bir gündem değişikliğiyle ikinci plana itildi, Fenerbahçe yönetiminin ve takımın başarısızlığının irdelenme süreci ise "gitme-kal" yakarışlarıyla bir haftada unutuldu gitti.
Özel sözleşmeler ve Maliye
Yirmi küsur yıl önceydi. Futbol Federasyonu'nun yeri Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü'nün Ulus'taki binasında üç odalı bir ofisti.
Toz toprak içindeki arşivde geçirdiğim üç günün sonunda Milliyet gazetesinde manşet olan ilk haberimi yazmıştım.
Konu futbolcuların transfer ücretleriydi.
Kulüpler yıldız oyuncularına asgari ücretten bedel biçmiş, deve yüküyle vergi kaçırma alışkanlığı taa o günlerde başlamıştı.
O tarihten bu yana belki 20 kez benzer haberler yaptık.
Ve her defasında trilyonluk futbolcuların gerçekte "vah vah" dedirtecek paralara oynadıklarını gördük.
Kulüp futbolcu ilişkisindeki karşılıklı güvenden olsa gerek (!) sümen altına konan özel anlaşmalar filan yoktu o dönemde.
Federasyona verilen tek tip sözleşmeye üç kuruş, kendi arasında yapılana gerçek rakam yazma alışkanlığı son yıllarda cezbetmeye başladı kulüplerimizi.
Tarihi bir karar
Önceki gün çok önemli bir talimat değişikliği yapıldı.
Satır aralarında kalsa da uygulamasını gördüğümüz vakit ne kadar isabetli ve cesaretle alınmış bir karar olduğunu anlayacağız.
Federasyon, futbolcu ve kulüp arasında ibra edilmeyen ikinci bir sözleşmenin varlığının saptanması durumunda ağır yaptırımlar içeren bir hüküm getirdi.
Amaç hem Deniz Barış olayındaki gibi futbolu geren tartışmaların önüne geçmek, hem de devletten vergi kaçırmayı alışkanlık haline getiren kulüpleri bir düzene sokabilmek.
Yaptırımı ise talimatı çiğneyen futbolcuya dört ay hak mahrumiyeti, teşvik eden kulübe üst sınırdan para cezası olacak.
Maliye harekete geçmeli
Federasyon bu aşamada görevini yaptı. Sıra Maliye Bakanlığı'nda.
2007 yılıyla birlikte transferde uygulanan yüzde 15'lik stopaj vergisi sona erecek.
Eski düzene göre kulüpler yüzde 40'a varan bir orandan sorumlu olacak (Mükellef futbolcu görünse de yükümlü kulüpler).
İşte bu yüzden Nisan ayında TBMM komisyonundaki görüşmeler sırasında geri çekilen yasa tasarısının en azından futbolla ilgili hükümlerinin acilen gündeme getirilmesi gerekecek.
Stopajın yüzde 15 olarak sabitlenmesi, damga harcının kalkması ve KDV oranlarının düşürülmesini öngören taslak yasallaşırsa, maliye komik miktardaki vergi ödentilerini kabullenmek yerine, kulüplerin belirlenen kıstaslarda yükümlülüklerini getirmesini sağlayabilecek.
Kulüpler, futbolcuyu ve federasyonu kandıramayacak.
Federasyon kulüplerin ön denetimini yapıp vergi süistimalinin önüne geçecek, futbolcunun mağdur olmasını engelleyecek.
Devlet ise yıllar sonra bu sektörden düzenli bir vergi gelirine kavuşacak.
Üç vakte kadar
Bir ay önce ufak bir anımsatma yapmış, Uluslararası Halter Federasyonu tarafından Türkiye'ye verilen 100 bin dolar cezanın 31 Mayıs'a kadar ödenmemesi durumunda tüm faaliyetlerimizin süresiz askıya alınacağına dikkat çekmiştik.
Kaldı üç iş günü...
Çarşamba akşamına dek bu para öyle ya da böyle IWF'nin hesabına yatacak.
O günlerde "Ne federasyon başkanı Hasan Akkuş ne de üç milli takım antrenörünün gücü bu cezayı ödemeye yeter. Devlet 100 bin doları kasasından verir, sonra mahkemede peşine düşer" demiştik sporumuzu yönetenlere.
Üç vakte kadar Akkuş'a, Loto'dan büyük ikramiye çıkmazsa...
Korkarım öyle olacak.
Cezayı finanse edenler de ciddi bir hukuki sorumluluğun altına girecek.
Genel müdür vekili Atalay, Akkkuş'u başkan seçtirdiğine, Akkuş ceza alan üç antrenörü milli takımın başına getirdiğine pişman mıdır bilemem...
Ama Türk halterini bu belaya bulaştıranlar olup biteni seyredecek, cehaletin bedeli yine devletin cebinden ödenecekse...
Elbette memlekette bunun hesabını soracak birileri çıkacaktır!
Değil mi sayın bakanım?
Sus payı
Denizlispor-Fenerbahçe maçında yaşanan konfeti rezaletini tüm Türkiye gördü.
Temsilci Haluk Çetin'in raporunda "Organize işler bunlar" ifadesi bulunmasına karşın Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu şaşırtıcı bir ceza kararı verdi. Denizlispor'un sahası iki maç kapatıldı.
Öncelikle yeşil-siyahlı taraftarların neden olduğu olaylar nedeniyle cezanın kapatma değil, seyircisiz olması gerekiyordu.
Kurul üyeleri ilgili talimat hükümlerini bizden çok daha iyi bilir!
İkincisi, aynı kurulun yakın geçmişteki kararları baz alındığında Denizli'de yaşananların faturasının üç veya daha fazla maç olması kaçınılmazdı.
Düşünüyorum da, Denizlispor başkanı Ali İpek'in takımı kümede kaldıktan sonra herşeyi açıklama (!) kararından vazgeçmesi, böyle mi ödüllendirildi
acaba?
cersen@milliyet.com.tr
|
|
|

|