|
 |
|
|
Dalgalanma bir fırsat mı, düşüşün başlangıcı mı?
Mayıs ayında piyasalarda yaşanan dalgalanma, gelecek açısından bu dönemin önemini oldukça artırıyor. Yaşananların bir fırsat penceresi mi, yoksa önlenemez bir düşüşün başlangıcı mı olduğunu bundan sonra izlenecek politikalar belirleyecek
RAKAMLAR NE DİYOR?
Küresel ekonomi
Piyasalardaki aşağı doğru hareket birkaç ay sürebilir
Küresel mali piyasalarda bir süredir enflasyonun yükseleceğine dair endişeler artıyor. Buna bağlı olarak özellikle gelişmiş ülkelerde faizlerin yükseleceği ve büyümenin yavaşlayacağı beklentisi var. Bu beklentilerle birlikte başta ABD Merkez Bankası'nın artık planlı faiz artırımlarına son vermesi ve diğer ülkelerin merkez bankalarıyla birlikte ekonomik verilere bağlı olarak hareket edeceğini açıklaması belirsizliği artırıyor.
Bu ay son üç yılın en uzun süren ve en sert dalgalanmaları yaşandı. Bazı yorumcular bunu mali piyasalardaki fiyatların aşırı şişmesinin ardından gelen bir düzeltme olarak niteledi. Bazıları ise 2002 öncesine benzeyen ve birkaç yıl sürecek bir güvenli piyasalara çekiliş döneminin başlangıcında olduğumuzu söylüyor.
En iyimserler bile dalgalanmalar olsa da aşağı doğru hareketin birkaç ay daha sürmesini bekliyor.
İç gelişmeler
Türkiye de küresel gelişmelerden olumsuz etkilendi. Ancak bizde bozulma hem daha erken başladı hem de tepkiler bizimle aynı grupta yer alan ülkelere göre daha sert oldu. Bunun arkasında bazı önemli nedenler var.
Kamu maliyesi
IMF ziyareti gösterdi ki faiz dışı fazla hedefi tutturulamadı
Nisan ayı bütçe rakamları faiz dışı harcamalarda çok ciddi bir hızlanma olduğunu gösteriyor. Başta sağlık olmak üzere giderlerde önemli bir sapma var.
Nitekim gözden geçirme sonrasında 3 milyar dolarlık tedbir ihtiyacı olduğu anlaşıldı. Ayrıca IMF ile yapılan müzakere sonrasında geçtiğimiz yılın faiz dışı fazla hedefinin de tutturulamadığı da belli oldu. Döviz kurunda yaşanan son hareketle gelinen seviye kalıcı olursa bütçede ithal girdi yoğunluğu yüksek, yatırım, emniyet ve savunma harcamalarının ödenek ihtiyacı artacaktır. Tedbirlerden biri olarak açıklanan başlangıç bütçesinde yer alan faiz dışı harcama tutarını aşmamak çok zor olacaktır. Ancak ekonomiye dair beklentilerin daha fazla bozulmaması ve enflasyonun kontrolü için de bunu yapmak şarttır.
Diğer taraftan geçen yıl yüzde 10 olan personel giderlerindeki dört aylık kümülatif artışın bu yıl yüzde 14'e çıkması enflasyonla uyumlu olmayan bir gelirler politikası uygulandığını gösteriyor.
TL'nin değer kaybı ve Hazine kâğıtlarının faiz oranlarındaki artış ister istemez hem faiz giderlerini hem de kamu borcunun GSMH'ye oranını olumsuz etkileyecektir. Muhtemelen bu yıl borç yükünde bir azalma olmayacaktır.
Cari açık
Cari açıkta revize edilmiş olan tahminler de aşılabilir
Bu ay açıklanan mart ödemeler dengesi rakamları cari açığın yıllık 25.5 milyar dolara ulaştığını gösterdi. Oysa 2006 yılının sonunda açığın 22 milyar dolar olması öngörülmüştü. IMF ile yapılan gözden geçirmenin ardından da bu yıl sonunda cari açığın GSMH'ye oranı yüzde 5.8'den yüzde 7'ye revize edildi.
Diğer taraftan, dış ticaret vergilerinden nisan ayında ithalatın 11 milyar doları aşabileceği görülüyor. Gümrükler Genel Müdürlüğü'nün geçici verileri de bu rakamı doğruluyor. Bu genel müdürlüğün verileri, nisan ayının dış ticaret açığında, geçen yıla göre 1.4 milyar dolarlık bir artış olabileceğine işaret ediyor.
Bunun aynen cari açığa yansıması halinde ise açığın yıl sonu revize tahminini nisan ayında aşması mümkün.
Son bir yılda Türkiye'ye dışarıdan net özel sermaye girişinde yaşanan patlamanın yavaşlayarak da olsa mart ayında sürdüğü görülüyor.
İç talep ve istihdam
Önümüzdeki dönemde iç talepte yavaşlama olacak
Hem yurtdışından gelen kredilerdeki patlamanın sürmesi hem de kamu maliyesindeki gevşemenin etkisiyle yılın ilk dört ayında iç talepte canlılığın sürdüğü anlaşılıyor. Nitekim tüketim malı ithalatında kaydedilen artışlar, dayanıklı tüketim malı ve otomobil satışları ile çimento üretiminde mart ve nisan aylarında kaydedilen artışlar da bunu doğruluyor.
Ekonomideki canlılığa rağmen bu yılın ilk üç ayına ait işgücü rakamları çalışan sayısının geçen yıla göre düştüğünü ve işsizlerin arttığını gösterdi.
Son yaşanan dalgalanma, dünyada artan risk algılaması, kamu maliyesinde alınacak önlemler ve artan enflasyon karşısında izlenecek para politikası dikkate alındığında önümüzdeki dönemde iç talepte önemli bir yavaşlama olacaktır.
Enflasyon
Beklentilerin hedeften daha da sapması sürpriz olmaz
Mayıs ayı verileri arasında en dikkat çekeni TÜFE bazında enflasyonda nisan ayında görülen yüzde 1.3'lük artış oldu. Merkez Bankası'nın, fiyatları para politikasıyla etkilenen mallardan oluştuğunu belirttiği, özel kapsamlı TÜFE endekslerinin G kategorisindeki artış ise yüzde 1.9'a çıktı. Bunlar nisan aylarında son dört yılda görülen en yüksek fiyat artışları. Bu gelişme sonunda yıl sonu enflasyon beklentileri de hızla bozuldu. Döviz piyasasında yaşanan son gelişmeler tam olarak yansıdığında bundan sonra beklentilerin hedeften daha da saptığını görmek şaşırtıcı olmayacaktır.
Genel değerlendirme
Artan siyasi gerginlik siyasi istikrar algılamasını zayıflatmaya devam ediyor. Gerginliğin Merkez Bankası'na başkan atama sürecine yansıması ise piyasa oyuncularının gözünde zayıflayan siyaset ve ekonomi bağlantısını yeniden güçlendirdi. AB çapasında da zayıflama algılanıyor.
Cari açığın yükselmeye devam etmesi ve mali disiplinin zayıflaması risk algılamasını artırdı. Bunlara nisan ayında enflasyonda beklenmeyen hızlanmanın eklenmesi beklentilerdeki iyimser gidişi durdurdu. Bu durum hem piyasaları hem de Merkez Bankası'nı şaşırttı. Oysa doğal olan, dış kredi patlamasıyla desteklenen iç talep artışı, gevşeyen maliye ve özellikle gelirler politikası sonucunda enflasyonun artmasıdır. Demek ki kura yaslanarak enflasyonu düşürme politikasının ekonomideki ısınmaya rağmen sürebileceğini beklemişler.
IMF ile gözden geçirme nihayet tamamlandı. Ancak yapılan açıklamalar hükümetin yapmaya pek de gönüllü olmadığı bir ev ödevinin masada durduğunu gösteriyor. Bu ödevin haziran ayında gerçekleşecek enflasyona bağlı olarak daha da ağırlaşabileceği anlaşılıyor.
Bütün bunlara dışarıda yaşanan son iki yılın en uzun süren ve en sert dalgalanması da eklenince Türkiye'ye ilişkin beklentilerde benzer ülkelerden daha hızlı bir bozulma şaşırtıcı olmasa gerek. Nitekim, bu ay bir dolar bir buçuk eurodan oluşan sepetin aylık ortalama değeri sert bir biçimde 2004 sonundaki değerine döndü. Bu aya kadar sürekli gerileyen ve mart ayında yüzde 13.5'e düşen tahvil faizleri bir ay içinde yüzde 16'nın üstüne çıkarak geçen yılın mart ayındaki değerine yükseldi. Benzer şekilde İMKB endeksi de geçen yılın kasım ayı seviyelerine geriledi.
Mayıs ayı ileride bu dönemin ekonomik analizi yapılırken üzerinde en fazla durulan dönem olacağa benziyor. Bu ay yaşananların bir fırsat penceresi mi yoksa önlenemez bir düşüşün başlangıcı mı olduğunu bundan sonra izlenecek politikalar belirleyecek.
foztrak@yahoo.com
|
|
|

|